Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme, gönüllü vazgeçmenin koşulları, özel görünüm şekilleri ve mukayeseli hukukta nasıl düzenlendiği hususları bu makalemizin konusunu oluşturmaktadır.

CEZA HUKUKUNDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME KONUSUNDA AKLINIZA TAKILANLAR MI VAR?  ➽ HEMEN AVUKATA SOR 

1.   GÖNÜLLÜ VAZGEÇMEYİ AÇIKLAYAN TEORİLER

1.1 HUKUK TEORİLERİ

Gönüllü vazgeçme kurumunun oluşumunu veya ortaya çıkışını farklı sebeplerle açıklayan birçok hukuk teorisi bulunmaktadır. Bu teorilerden bazıları teşebbüsün tipikliğe uygun gerçekleşmediğini, bazıları hukuka aykırılığın gerçekleştiğini, bazıları ise kusurun ortadan kalktığını savunmaktadır. Bu teorileri sübjektif ve objektif olmak üzere ikiye ayırarak incelemek mümkündür. Sübjektif hukuk teorisini savunan Zacharia gönüllü vazgeçmede “geriye doğru fesih” imkanının bulunduğunu savunmaktadır.[1] Geriye doğru fesih; failin kanuna açıkça karşı çıkan eyleminin ve suçu tamamlamaya yönelik iradesinin geriye yönelik olarak feshedilebileceğini açıklamaktadır.

Objektif hukuk teorisinin temsilcisi ise Bindig’ tir. Bindig’ in savunduğu en temel görüş teşebbüs ve gönüllü vazgeçmenin bir bütün oluşturduğudur. Bu görüşte, suçun tamamlanmasından gönüllü vazgeçerek zararlı sonuca engel olmanın hukuka aykırılığın ortadan kalkmasına neden olduğu savunulmaktadır.[2]

Gönüllü vazgeçme halinde, teşebbüsün eylem ya da hukuka aykırılık unsurunun bulunmadığı, diğer bir anlatımla bütün unsurları ile gerçekleşmiş bir teşebbüs olmadığı gerekçesine dayanan objektif görüşler de sübjektif görüşlere karşı yapılan aynı eleştirilere tabi tutulmuştur. Buna göre failin icraya başladıktan sonra bütün unsurlarıyla ortaya çıkmış teşebbüs eylemini, vazgeçme yoluyla yapılmamış saydıramayacağı birçok yazar tarafından ifade edilmiştir.[3]

1.2   SUÇ POLİTİKASI TEORİLERİ

Bu teorilerin esası, icra hareketlerine başlayan faile yasal zemine geri dönmesi halinde cezasızlık imkânının tanınmasıdır. Bu nedenle gönüllü vazgeçen failin cezalandırılmaması suç politikası nedenlerine dayandırılarak izah edilebilir.[4] Mükâfat – Lütuf Teorisi (Af-ödül) teorisine göre; teşebbüsten gönüllü vazgeçen faili ödüllendirmek gerekir. Her kim icra hareketlerini tamamlamaktan vazgeçer veya neticenin gerçekleşmesini engeller ya da bu konuda ciddi çaba sarf ederse ona karşı müsamahakâr, hoşgörülü olmak gerekir.[5] Cezanın amacı teorisine göre, failin gönüllü vazgeçmesi durumunda cezalandırmanın artık gerçekleşmesi ihtimal dâhilinde olan hiçbir cezanın amacı düşüncesiyle karşılanamayacağına dayanmaktadır.

Ne özel ne de genel önleme ihtiyacı veya kusurun telâfi edilmesinin zarureti düşüncesi artık cezalandırmayı gerektirmez. Benzer durumlarda hakkaniyet anlayışına göre de cezalandırma talebi söz konusu olmayacaktır.[6] Karma teoriye göre gönüllü vazgeçme imtiyazının cezadan kurtarıcı etkisini tek bir sebebe dayandıran yaklaşımlarla açıklamak doğru olmayacaktır. Gönüllü vazgeçme kavramının içeriği, istisnai karakteri ve çok yönlülüğü dikkate alındığında bir tek bakış açısıyla getirilen çözümler bu kavramı açıklamada yetersiz kalacaktır. Dolayısıyla karma teoride, gönüllü vazgeçmenin temelini açıklama konusunda daha çok çeşitli düşüncelerin bir araya gelmesi söz konusudur.

Gönüllü vazgeçmenin hukuksal temeli; sadece gönüllü vazgeçen failin fiiline daha doğrusu bunun arka planına bakılarak belirlenebilir. Burada sadece fail odaklı düşünce tarzı yeterli değildir. Bu sebeple sadece objektif ve/veya sübjektif olarak tehlikeliliği ortadan kaldıran yasal zemine geri dönüş performansına göre gönüllü vazgeçmeyi açıklamak hatalı olacaktır.

Teşebbüs gerçekleşmeden gönüllü vazgeçme olamayacağı için bu iki kavramın birbiriyle olan ilişkisinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.[7] Altın Köprü teorisinin “temel anlayışı” (Grundgedanke) failin, onu suçu tamamlamaktan uzaklaştırmaya ya da alıkoymaya yönelik “teşvik” (Anreiz) edilmesinin gerektiğidir.[8]

Altın Köprü olarak adlandırılan bu teşvik, faile gönüllü vazgeçme halinde teşebbüs nedeniyle ceza verilmeyeceği yönünde kanun koyucu tarafından söz verilmesidir. Failin yasal zemine dönüşü kolaylaştırılmalı, yasayı ihlal tehlikesinden uzaklaştığı zaman ödüllendirilmelidir. Şayet isteyerek vazgeçen kişi cezalandırılırsa suç işlemeğe teşvik edilmiş olacaktır.[9]   Örneğin; Öldürme saikiyle hareket eden kişi karısındaki kişinin yalvarması karşısında vazgeçen kişi, bu vazgeçme ödüllendirilmeyecek olsaydı’ “….zaten ceza alacağım, o zaman öldürürüm” şeklinde düşünebilirdi.

1.3       TCK’YA HAKİM OLAN GÖRÜŞ

Türk ceza hukukunda gönüllü olarak vazgeçen faile ceza verilmemesinin kaynağı olarak suç politikası teorilerinin öne çıktığı göz önünde bulundurulduğunda ve gönüllü vazgeçmeyi düzenleyen kanun lafzı ve gerekçesi yorumlandığında, gönüllü vazgeçmenin, ceza vermeyi ortadan kaldıran şahsi nedenler arasında yer aldığı anlaşılmaktadır.

2.  765 SAYILI KANUN DÖNEMİNDE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

765 sayılı TCK’da ihtiyariyle vazgeçme, “müteşebbis, cürmün ef’ali icraiyesinden ihtiyariyle vazgeçtiği fakat tamam olan kısım esasen bir suç teşkil ettiği halde ancak o kısma mahsus ceza ile cezalandırılır.” Şeklinde düzenlenmişti.

Eski düzenlemeye göre, failin icra hareketleri sonrasında neticeyi gerçekleştirememesi durumu tam teşebbüs kurumunu karşılamaktaydı. Yasada ayrıca düzenlenmemesine karşın, failin icra hareketlerini tamamladıktan sonra pişman olarak neticenin meydana gelmesine engel olması etkin pişmanlık olarak anlaşılmaktaydı.

Bu çerçevede faal nedamet, suç öncesi ve suç sonrası pişmanlık olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Burada failin icra hareketlerini tamamlayıp, neticenin gerçekleşmesine isteyerek engel olduğu suç öncesi faal nedamet durumunda, uygulamada kıyasen failin tam teşebbüsten sorumluluğu yoluna gidilmişti ve orta yolu bulma adına da hâkim, takdiri indirime başvurabilmekteydi.[10] Bu kanun döneminde iştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçmeye yönelik olarak herhangi bir hüküm düzenlenmemişti.

3.  5237 SAYILI TCK’ya GÖRE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME ve KOŞULLARI

3.1   MADDE GEREKÇESİ

5237 sayılı TCK’nın  36. maddesine göre gönüllü vazgeçme: Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.” Şeklinde düzenlenmiştir.

Gerek icra hareketleri aşamasında gerekse icra hare­ketlerinin bitmesinden sonra, failin suçu tamamlamaktan gönüllü olarak vazgeçmesini teşvik etmek modern suç politikasının temel araçlarından biri­dir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda sadece icra hareketlerinin devamı aşa­masında kabul edilen gönüllü vazgeçme, icra hareketlerinin bittiği ancak neticenin meydana gelmediği olaylar bakımından da öngörülmüştür. Böy­lece suçun icrası sürecindeki bütün aşamalarda gönüllü vazgeçme mümkün hâle gelmektedir. Ancak icra hareketlerinin bitmesinden sonra gönüllü vaz­geçmenin kabulü için, vazgeçenin suçun tamamlanmasını önlemek bakımın­dan ciddi bir çaba göstermesi gerekmektedir.

Gönüllü vazgeçme hâlinde kişiye ceza verilmemekte, ancak o ana ka­dar yapılan hareketler ayrıca bir suç oluşturuyorsa sadece o suçtan sorumlu tutulmaktadır.

Suç bütün unsurlarıyla tamamlandıktan sonra örneğin çalınan eşyanın geri verilmesi veya kaçırılan kişinin serbest bırakılması hâllerinde, artık vazgeçme değil etkin pişmanlık söz konusudur.

  1. maddede gönüllü vazgeçme kurumu genel olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin yanı sıra bazı özel suç tipleri için kanun o suçları düzenlediği maddelerde özel gönüllü vazgeçme hükümleri getirmiştir. Eğer söz konusu suça ilişkin özel bir hüküm yok ise genel nitelikteki 36. madde uygulama alanı bulacaktır.

Fail;Suçun icrai hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçerse, Veya İcrai hareketlerini bitirdikten sonra suçun tamamlanmasını kendi çabalarıyla önlerse, veya kendi çabalarıyla neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılamaz. Ancak failin o ana kadarki eylemleri bir suç teşkil ediyor ise gerçekleştirdiği suçtan dolayı cezalandırılır. Bu aslında mevcut TCK’nın 61. maddesinin ikinci fıkrasında da belirtilen bir durumdur. Bu gibi durumlarda kişi örneğin kasten öldürmeye teşebbüs bakımından cezalandırılmayacak, ancak o ana kadarki hareketleri yaralama suçunu oluşturduğu için yaralamadan dolayı sorumlu tutulabilecektir.

Demek ki suç yolu (iter criminis) uzun bir yol olup, insandaki düşünce safhasıyla başlar, hazırlık yapılır, daha sonra icra hareketlerine başlanır ve tamamlanmaya kadar gidilir. Kişi suç tamamlandıktan sonra da başka hareketler yapabilir. Ancak ceza hukuku bu suç yolunun belli bir kesimini ele alarak ceza sorumluluğunu doğurucu hal olarak kabul etmektedir. Teşebbüs nedeniyle ceza sorumluluğu, kişinin suç yolunda ilerleyip icra hareketlerine başlaması anından, elinde olmayan sebeplerle suçun tamamlanamaması anına kadar söz konusu olur. İcra hareketlerinin başlaması anından bitme anına kadar geçen vazgeçmeler ve icra hareketleri bittikten sonra neticenin gerçekleştirilmesinden vazgeçme bakımından tek bir kavram kullanılmaktadır: Gönüllü vazgeçme.

Suç bütün unsurları ile tamamlandıktan ve netice meydana geldikten sonra failin vazgeçmesi artık gönüllü vazgeçme halini değil etkin pişmanlık halini oluşturur. Bu nedenle suçun ne zaman tamamlandığının belirlenmesi gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması bakımında da önem taşır. İcra hareketleri tamamlandı ve netice de gerçekleşti, örneğin hırsızlık yapan kişi çaldığı malı aldı ve kendi hakimiyetine geçirdi, fakat sonra geri verdi; aynı şekilde zimmet suçunda suç tamamlandıktan sonra, kamu görevlisi aldığını geri verdi, kaçırma ve hürriyeti tahdit suçunda mağdur kaçırılıp bir yerde alıkonuldu  sanık sonra kaçırdığı kişiyi serbest bıraktı, bu durumlarda sanık hakkında gönüllü vazgeçme hükümleri değil etkin pişmanlık hükümleri uygulanacaktır.

İşte bu tür hareketler, Kanunda özel hükümler arasında ilgili suç tipleri bakımından “etkin pişmanlık” hali olarak düzenlenmiştir. Örneğin, m. 168; m. 201; m. 221; m. 248; m. 254; m. 269 gibi.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, fail hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması için dava konusu suç hakkında kanunda böyle bir etkin pişmanlık halinin öngörülüp öngörülmediğidir. Kanun koyucu her suç için etkin pişmanlık nedeniyle indirimi kabul etmemiştir. Bu nedenle pişman olup buna göre davranışta bulunan failin hukuki sorumluluğu suça ilişkin düzenlemelere bakılarak yapılacaktır. Buna göre etkin pişmanlığı; suç tamamlanıncaya kadar olan ve gönüllü vazgeçme olarak adlandırılan etkin pişmanlık ve suç tamamlanıp netice ortaya çıktıktan sonra gerçekleşen etkin pişmanlık diye ikiye ayırmak da mümkündür.[11]

3.2   GÖNÜLLÜ VAZGEÇMENİN KOŞULLARI

3.2.1 ETKİLİ VE GEREKLİ HAREKET

Kanunumuza göre fail ya suçun tamamlanmasına ya da neticenin gerçekleşmesine engel olmalıdır. Engel olmak için kendi isteği ile icrai ve aktif hareketlerde bulunmalıdır. Bu kapsamda yapılan hareketlerin ne olduğu, neticeyi önlemede ne derece etkili ve gerekli olduğu önem kazanmaktadır.

Suçu işlerken yapılan hareket ile önleme çabası sırasında yapılan hareket karşılaştırıldığında, genellikle önleme hareketinin suçu işleme hareketinden daha fazla efor sarf etmeyi gerektirdiği görülmektedir. Bu durumdan çıkarımla önleme hareketi sırasında sarf edilen efor ve çabanın, suçu işleme sırasında yapılan hareketlerden fazla olması gerekmektedir.

Etkili ve gerekli hareketleri ortaya koymada bahsedilen kriterler her ne kadar subjektif olarak görünseler bile karineden ziyade olarak değerlendirilebilirler. Somut olaylara da bakıldığında “etkiliğin ve gerekliliğin” kolayca tayin edilebildiği görülmektedir.

3.2.2    CİDDİ ÇABA

Fail, neticeyi engellenmek için ciddi çaba içerisinde olmalıdır. Fail kendisi açısından bu amaca yönelik gerekli ve “en uygun aracı” (beste Mittel) devreye sokmalıdır. Fail, gerçekten neticenin gerçekleşmesinin önüne geçilmesine sebep olmuşsa, sadece yapılması mümkün olan her şeyi yapmış olması şartıyla cezasızlıktan yararlanabilir.

Yani fail objektif veya en azından kendi bakış açısıyla neticeyi engelleyecek olanakları en ince ayrıntısına kadar değerlendirmelidir. Fail bu durumda neticenin engellenmesi için gerekli olduğunu düşündüğü ve muktedir olduğu her şeyi yapmalıdır.[12]

3.2.3    BİLEREK VE İSTEYEREK VAZGEÇME

Fail, suç yolundan kendi isteği ile bilinçli bir şekilde dönmeli ve bu çerçevede davranışta bulunmalıdır. Failin ancak, özgür iradesi sonucu yapmış olduğu vazgeçmeye yönelik hareketleri cezai sorumluluğunu yok edecektir. Fail vazgeçme hareketlerini yaparken kısmen olsa dahi dış etkenler onun iradesini etkilememelidir. İradesi dışında başka bir sebeple vazgeçen fail için ceza hukukunda aynı sonuçlar doğmayacaktır.

Vazgeçme iradesini belirlemede iki türlü kriter dikkate alınmalıdır. Bunlardan birincisi; fail neticenin gerçekleşmemesini istemelidir. İkincisi ise fail neticeyi engellemek için etkili davranışta bulunmalıdır. Yani failin davranışı neticenin engellenmesinde etkili olmalıdır. Vazgeçen fail neticenin gerçekleşmesini engellemek için aktif ve sonuca etki eden bedeni faaliyette (Energie–und Körpereinsatz) bulunmalıdır.[13]

3.2.4    VAZGEÇMENİN GÖNÜLLÜ OLMASI

Doktrin incelendiğinde vazgeçmenin hangi durumlarda ve şartlarda gönüllü sayılacağı hususunda çoğunluğun iki teori üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir.

Psikolojik teoriye göre; yapılan her hareketin psikolojik bir alt yapısının olduğu düşünüldüğünde failin içinde bulunduğu durum ve psikolojisi ile düşünceleri önem kazanmaktadır.Eğer fail “Neticeyi gerçekleştirebilecek ve icra hareketlerini devam ettirebilecek imkâna sahip olduğu halde, bunu istemiyorum“ diyor ve icra hareketlerine son veriyorsa vazgeçme gönüllüdür, Buna karşılık icra hareketlerine devam ederek ve neticeyi gerçekleştirmeyi istemesine rağmen buna olanak bulamadığı için icra hareketlerine son vermişse vazgeçme gönüllü değildir.[14]

Normatif teoriye göre; psikolojik değerlendirmeler tek başına gönüllük kriterini açıklamada yeterli değildir. Teoriye göre vazgeçme; hukuka sadık bir düşüncenin tezahürü olmalıdır.[15]   Buna göre “geri dönüş” olarak nitelendirilen vazgeçme, failin değişen düşüncesi (dış dünyadaki görünümü) “yasal zemine geri dönüş” şeklinde ortaya çıkmalıdır. Bu şekilde ortaya çıkan vazgeçme gönüllüdür.[16]

4.   İŞTİRAK HALİNDE İŞLENEN SUÇLARDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

Bir fiilin tek fail tarafından icra edilmesi esas alınıyor olsa da genellikle birden çok kişinin bir suça müşterek katılımı da karşımıza çıkabilmektedir. Haliyle, iştirak müessesesinin mahiyetine binaen, işlenen fiilin icrasına iştirak eden ortaklarının her birinin bağlılık kuralı gereğince fiile olan iştiraklerinden ötürü bir sorumluluğunun olması gerekmektedir. [17] Bu çerçevede gönüllü vazgeçmeyi açıklamaya çalışan görüşlerden hangisinin baz alındığı, özellikle bu konu bakımından önem arz eder. Buna göre, cezalandırılabilir bir teşebbüsün varlığını kabul etmeyen hukuk teorileri bakımından hiçbir ortağa ceza yöneltilemezken, suç politikası teorileri bakımından teşebbüs aşamasına gelmiş bir suç söz konusu olduğu için suça iştirak edenlerin cezalandırılması mümkündür.

765 sayılı Kanun döneminde tanzim edilmemiş olan iştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme, tarzda 5237 sayılı TCK m. 41’de iki fıkra halinde düzenlenmiştir. Buna göre:  Birinci fıkrasında “İştirak halinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.” demek suretiyle, söz konusu müesseseyi ayrıca düzenlememiş, 36. maddeye atıf yapmakla yetinmiştir. İkinci fıkrasında ise “Suçun; a) Gönüllü vazgeçenin gayreti dışında başka bir sebeple işlenmemiş olması, b) Gönüllü vazgeçenin bütün gayretine rağmen işlenmiş olması, Hallerinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır.” denilmek suretiyle de suç ortağından esas itibariyle suçu önlemesi istenmektedir.

Madde gerekçesi: Maddede, iştirak hâlinde işlenen bir suçta suç ortakla­rından birinin gönüllü vazgeçmesinin ceza sorumluluğu üzerindeki etkisi düzenlenmiştir. İştirak hâlinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme ile ilgili olarak bazı durumlarla karşı karşıya gelinebilmektedir. Gönüllü vazgeçen suç ortağı, suçun işlenmemesi için elinden gelen bütün gayreti göstermiş ve fakat, suç başka bir nedenle işlenememiş olabilir. Bu durumda dahi, gönüllü vazgeçen suç ortağını gönüllü vazgeçme hüküm­lerinden yararlandırmak gerekecektir. Keza, gönüllü vazgeçen suç ortağının bütün gayretine rağmen, diğer suç ortakları suçu işlemiş olabilir.

Bu durumda, suçun işlenmiş olmasına rağmen, gönüllü vazgeçen ve suçun işlenmemesi için elinden gelen bütün gayreti gösteren suç ortağının işlenen suça iştirakten dolayı sorumlu tutul­maması gerekir. Ancak, bu durumda, suç ortağının gönüllü vazgeçme anına kadar gerçekleştirdiği fiillerin bağımsız bir suç oluşturması durumunda, bu suçtan dolayı sorumlu tutulacağı kuşkusuzdur.

İştirake ilişkin 41. maddede iştirak ilişkisinden, iştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme düzenlenmektedir. İştirak halinde işlenen suçlarda sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır. Bir suçu işleme konusunda alınmış olan müşterek karar çerçevesinde suçun icrasına başlanıyor, suç ortaklarından birisi suçun icrası aşamasında suçu işlemekten vazgeçiyor. Böyle bir durumda sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı bu gönüllü vazgeçmeden yararlanabilir.

Ancak bununla ilgili olarak 2. fıkra hükmü karşımıza çıkmaktadır. Suçun gönüllü vazgeçenin gösterdiği gayreti dışında başka bir sebeple işlenememiş olması halinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır. Diyelim ki faillerden biri gönüllü vazgeçti ama bilahare diğer suç ortakları kolluk kuvvetlerinin olaya müdahale sonucunda suçu işleyemediler. Daha önce gönüllü olarak vazgeçen kişinin, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanması gerekecektir.

İkinci hal suçun gönüllü vazgeçenin bütün gayretine rağmen işlenmiş olması halinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır. Örneğin, fail (A) suçun işleyişine iştirak etti, suç işleme kararını müşterek aldı. Fakat suçun icrası aşamasında gönüllü olarak vazgeçti, ancak sadece gönüllü vazgeçerek bir kenara çekilmedi. Suçun işlenmesini önlemek içinde elinden gelen gayreti gösterdi ve buna rağmen suçun işlenmiş olması halinde dahi fail (A)  gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanacaktır.[18]

5.   GÖNÜLLÜ VAZGEÇMEYE ELVERİŞLİ OLMAYAN SUÇLAR

Suç yolu aşamaları düşünüldüğünde gönüllü vazgeçmenin teşebbüs aşamasında ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki teşebbüsü mümkün olmayan suçlarda gönüllü vazgeçmeden bahsedilemeyecektir. Nihayet teşebbüse elverişsizlik mevzuattan yada suçun tipinden ileri geliyor olabilir. Kanunda suç için, zarar vermenin sonuç olarak düzenlenmediği, teşebbüs niteliğindeki hareketlerin doğrudan suç olarak kabul edildiği suçlara teşebbüs mümkün değildir. İcra hareketleri belirli bir aşamaya varınca suç tamamlanmasa bile tamamlanmış gibi cezalandırılır. Tamamlanması öne alınan bu suçların cezalandırılmaları için korunan hukuki yararın ihlal edilmiş olması aranmaz. Sonuç olarak kalkışma suçlarında gönüllü vazgeçmeden bahsedilemez.

İhmal suçları açısından; sırf ihmal suçlarına teşebbüsün mümkün olmadığı[19] ancak ihmal suretiyle icra suçlarına teşebbüs edilebileceği söylenir.[20]  Failin iter criminis’te ilerleme imkanı varken bunu yapmaması gönüllü vazgeçme olarak kabul edildiğine göre, suç yolunun olduğu tüm fiillerde gönüllü vazgeçme söz konusu olabilir. İhmal suretiyle icra suçları aslında icra suçlarıdır dolayısıyla bunlara teşebbüs mümkündür.[21] Suç oluşturan sonucu gerçekleştirmeye karar vererek yükümlülüğünü yerine getirmemeye başlayan kişi suç yoluna girmiştir.

Bu zamandan sonra neticeyi gerçekleştirmekten vazgeçmesi ve yükümlülüğünü yerine getirmesi durumunda gönüllü vazgeçme söz konusu olur. İhmalin ne zaman teşebbüs aşamasına geldiğine ilişkin düşünceler arasında en geniş kabul gören doğrudan tehlikeye düşürme görüşüdür. Buna göre suçun icrası suçun hukuki konusunun doğrudan doğruya tehlikeye düşmesiyle başlar. Ancak teşebbüsün kabulü için bu objektif tehlike yeterli değildir. Failin ihmalinin tehlikeliliği konusundaki sübjektif düşüncesi de önemlidir.

Yani icranın başlamış sayılabilmesi için hukuki konu açısından bir tehlikenin doğması ya da artması ve failin sonucu göze almış olması gerekir. Roxin bu değerlendirmeden önce failin olayı hakimiyet altında tutup tutmadığına bakılması gerektiğini savunur. Olay failin müdahale edebileceği alandan çıktığında teşebbüs vardır. Olay hala failin hakimiyeti altındaysa doğrudan tehlikeye düşürme görüşü doğrultusunda değerlendirme yapılır. Tehlikenin doğrudan doğruya doğmasıyla yani neticenin gerçekleşmesine yakın zamanda icra hareketi başlamış kabul edilir.[22]

Sırf hareket suçlarına teşebbüsün mümkün olmadığı söylenir. Çünkü icra hareketlerinin bitmesiyle suç tamamlanır, dolayısıyla icra hareketlerinin bitmesi ama neticenin gerçekleşmemesi değildir.[23] Tek hareket ile tamamlanan suçlar açısından bu doğrudur. Ancak birden fazla icra hareketinin gerçekleştirilmesini gerektiren suçlarda teşebbüs mümkündür.

Durum suçları olarak adlandırabileceğimiz suçlara da teşebbüs mümkün değildir. Bu suçlara örnek olarak, uyuşturucu bulundurmayı verebiliriz.[24] Bu suçlar bir anlamda sırf hareket suçlarına benzerler. Kişi kanunun yasakladığı durumda bulunduğu anda suç tamamlanır. Bundan öncesiyse ceza hukukunu ilgilendirmez.

Neticesi sebebiyle ağırlaşan suçlara genel olarak bu suçlara teşebbüsün mümkün değildir. Bu suçlarda failin işlemek istediği suç neticede ortaya çıkan suç olmadığı için teşebbüs söz konusu olamaz. Ayrıca neticesi sebebiyle ağırlaşan suçun ortaya çıkması için failin taksirli olması aranırken, taksirin olduğu yerde teşebbüs mümkün değildir. Dolayısıyla neticesi sebebiyle ağırlaşan suçlar açısından gönüllü vazgeçme mümkün değildir.

Taksirli suçlara teşebbüs mümkün olmadığı açıklanmıştır. Zira gönüllü vazgeçme sadece kişinin doğrudan doğruya kast ile hareket ettiği durumlarda suçu işlemekten vazgeçmesi durumunda ortaya çıkar. Taksirli suçlarda ise zaten vazgeçilebilecek bir kast bulunmamaktadır.

Olası kastla işlenen suçlara teşebbüsün mümkün olduğu çünkü olası kastın kastın türü olduğu yönünde bir görüş vardır.[25] Alman hukukunda genel olarak bu suçlara teşebbüsün mümkün olduğu savunulur ancak ayrıntılı açıklama yapılmaz. Olası kastla işlenen suçlara teşebbüsün, neticenin kastı belirlemesi sebebiyle mümkün olmadığı da söylenir.[26] Türk doktrininde de bu görüş hakimdir. Dolayısıyla bu suçlar açısından gönüllü vazgeçme söz konusu olamaz. Olası kast ancak netice gerçekleşirse varken, gönüllü vazgeçmeyse ancak netice henüz gerçekleşmemişse vardır.[27]

Mütemadi suçlarda suç tamamlanana kadar gönüllü vazgeçme mümkündür ancak bu andan sonra, suçun icrası devam etse bile gönüllü vazgeçme söz konusu olamaz. Fail bu andan sonra “suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini” engelleyemez çünkü suç zaten tamamlanmıştır. Toplu bir durum ifade eden zincirleme suça teşebbüs edilemez. Ancak zincirleme suçu oluşturan her bir suça teşebbüs mümkündür.[28]

Mefruz suça teşebbüs mümkün değildir. Çünkü kanunilik ilkesine göre tipiklik olmazsa suç da olmaz.[29]

İtiyadı unsur sayan suçlara teşebbüs mümkün değildir. Çünkü bu tip suçlarda hareketler itiyadı ortaya çıkarana kadar suç teşkil etmez. Bu tip suçlarda gerçek bir iter criminis yoktur. [30]

Cezalandırılabilme şartı içeren suçlara teşebbüsün mümkün olmadığı yönünde olan  yaklaşıma göre şart gerçekleşmezse tamamlanmış suçun bile cezalandırılamamasını gerekmektedir.[31] Aslında bu suçlara teşebbüs mümkün olmakla birlikte teşebbüs cezalandırılamaz. Bunlara karşın cezalandırılabilirlik koşulu gerçekleşirse ve henüz suçun neticesi ortaya çıkmamışsa, diğer koşulların varlığı halinde, failin teşebbüsten sorumlu tutulabileceği de öne sürülür.[32].

6.   GÖNÜLLÜ VAZGEÇMEYE MUKAYESELİ HUKUKTAN BAZI ÖRNEKLER

Farklı ülke hukuklarında gönüllü vazgeçme, eksik ve tam teşebbüs hallerindeki vazgeçmeye göre farklılık arz eder. Örneğin, İtalya Ceza Kanunu, m.56/3’te, failin icra hareketlerinden kendi ihtiyarıyla vazgeçmesi durumunda yalnız o ana değin gerçekleşen hareketler bir suça vücut veriyorsa o suçtan cezalandırılacağını; 56/4’te ise failin neticenin gerçekleşmesini ihtiyarıyla önlemesi durumunda teşebbüsten indirilerek cezalandırılacağını düzenlemiştir.

Diğer yandan, Amerika Birleşik Devletleri’nde 52 farklı ceza kanunu oluşu her ne kadar belli bir konuda sağlıklı bir tespit yapmayı neredeyse olanaksızlaştırsa da gönüllü vazgeçmenin geçerli bir savunma olarak kabul edildiği söylenebilir. İngiliz hukukundaysa failin vazgeçmesi kabul edilmezken, yardım edenin vazgeçmesi geniş kabul görmektedir19. [33]

Bazı ülke hukuklarındaki düzenlemeler böyleyken bunlardan başka gönüllü vazgeçme kurumunun Türk Ceza Hukuku doktrinin etkilendiği Alman Ceza Hukukundaki yerine, farklı olarak Rus Ceza Hukukundaki yerine ve nihayet İngiliz Hukuku altında gelişmiş olan Kıbrıs Ceza Hukukundaki yerine değinilecektir.

6.1.  ALMAN HUKUKUNDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

6.1.1.   Alman Ceza Kanununa Göre

TCK m. 36’nın Alman Ceza Kanununda karşılığı olana maddeye bakıldığında başlığın “vazgeçme” olduğu ve gönüllülük ifadesinin yer almadığı görülmektedir. Alman Ceza Kanununa göre teşebbüsten vazgeçme, gönüllü olarak suçun icra hareketlerinden vazgeçen yada tamamlanmasını önleyen fail, teşebbüsü sebebiyle cezalandırılamaz. Suçun tamamlanmasını önlemek için gönüllü ve ciddi bir çaba gösterilen hallerde, suç, bu çaba dışındaki sebeplerle tamamlanmamış olsa bile ceza verilmez.

Bununla birlikte iştirak halinde işlenen suçlara da değinilmiştir. İştirak halinde işlenen suçlarda suçun tamamlanmasını gönüllü olarak engelleyen şerik cezalandırılmaz. Ayrıca suç, failin katkısı olmadan zaten tamamlanmayacaksa yada failin önceki katkılarından bağısız olarak tamamlanmışsa; suçun tamamlanmasını önlemek için gönüllü ve ciddi çaba gösteren şerike de ceza verilmez.[34]

6.1.2. Alman Doktrinine Göre

Alman doktrininde vazgeçmenin gönüllü olması ve özelde gönüllülüğün hangi durum ve varyasyonlarda ortaya çıkacağına dair teoriler/yaklaşımlar geliştirilmiştir. Geliştirilen bu yaklaşımlar, normal olarak, eleştiriler getirilmiş ve sonucunda diğer teorilerin aksine çoğunluk olan bir yaklaşım uygulamada da kabul görmüş olmasına rağmen reel durumlardan ziyade subjektif bir olgu olarak algılanan gönüllülük, ciddi çaba, elverişlilik gibi kavramlar için salt bir yaklaşımı uygulamak doğru olmayacaktır. Bu bakımdan yaklaşımlara kısaca değinmek gerekirse;

Psikolojik yaklaşıma göre fail, vazgeçme sırasında hala kendi kararının hakimi durumundaysa, vazgeçme gönüllüdür. Ancak, dışsal bir zorlayıcı durum ya da ruhsal bir baskı onu vazgeçmeye mecbur kılmaktaysa gönüllü değildir. Psikolojik yaklaşım içinde değerlendirebileceğimiz yazarların bir kısmı, gönüllülük unsurunu vazgeçme saikleri üzerinden yapılan bir ayrımla belirlemeye çalışmıştır. Buna göre, vazgeçme, otonom Saiklere dayanmaktaysa gönüllü; heterenom Saiklere dayanmaktaysa gönülsüzdür. Fail üzerindeki baskının hangi büyüklüğe ulaştığında gönüllülüğü gönülsüzlüğe çevireceği hususunda bir ölçü vermenin mümkün olmaması, psikolojik yaklaşımın eleştirilmesine sebep olmaktadır.[35]

Normatif yaklaşıma göre gönüllülük kavramı, hukuk öncesi-psikolojik bir yaklaşımla değil, hükmün düzenleme amacını göz önünde bulunduracak normatif bir kriterden hareketle belirlenmelidir. Normatif yaklaşımın da kendi içinde çeşitli varyasyonları vardır. Fakat bunlardan en özgün ve önemli olanı Roxin tarafından geliştirilen, “suçlu mantığı” teorisidir. Bu teoriye göre, failin ancak suçlu mantığından ayrıldığı durumlarda gönüllü olduğu kabul edilebilir.

Eğer vazgeçme, suç planının şansı ve risklerini soğukkanlı bir şekilde değerlendiren fail açısından, mantıklı ise gönüllü değildir. Örneğin fail, kast ettiği suçu işleyebilmesi için sarf etmesi gereken zaman ve emek, elde edilecek kazanca oranla çok fazla olduğundan ya da suçun beraberinde getirdiği yakalanma ve cezalandırılma rizikosu çok yüksek olduğundan vazgeçmişse gönüllü değildir. Çünkü bu gibi hallerde fail, suça yönelik zihin yapısını değiştirmemekte, suç planına aykırı davranmamakta, aksine “suç hedefine uygun” bir şekilde değişen koşullara uyum sağlamaktadır. Fail legaliteye dönmüş değildir. Sadece o koşullar altında kararlı bir suçlu ne yapacaksa onu yapmaktadır. Böyle bir davranışı ödüllendirmek için hiçbir gerekçe yoktur.

Frank Formulüne göre Alman öğretisinde uzun süre taraftar bulan, -Türk hukukunda hala sık sık başvurulan- Frank formulü’ne göre, fail, “suçu işleyebilecek olmama rağmen, bunu istemiyorum” demekteyse gönüllü; “suçu işlemek istemem rağmen, bunu yapamıyorum” demekteyse gönülsüzdür.

Sonuç olarak gönüllülük unsurunun belirlenmesine yönelik fikirler (kendi içlerinde nüans farkına dayanan bir çeşitlilik olmakla birlikte), Alman öğretisi tarafından genellikle, psikolojik ve normatif yaklaşımlar olmak üzere iki temel başlık altında toplanmaktadır. Bugün, öğreti ve uygulamada, psikolojik yaklaşımın, hakim görüş durumunda olduğunu söyleyebiliriz. Geleneksel gönüllülük yaklaşımı olan “Frank Formulü” ise öğreti tarafından geliştirilen “başarısız teşebbüs” kurumu sebebiyle uygulanabilirliğini yitirmiştir. Uygulamada ise Federal Alman Mahkemesi’nin hakim görüşe uyarak psikolojik yaklaşımı benimsediği görülmektedir.[36]

6.2.  RUS HUKUKUNDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

6.2.1 Rus Ceza Kanununa Göre

1996 tarihli RFCK’da gönüllü vazgeçme açık bir şekilde tanımlanmıştır. Suçu işlemekten gönüllü vazgeçme” başlıklı RFCK’nın 31. maddesine göre;

1. Suç tamamlama imkânına sahip olduğunun bilincinde olan kişi tarafından suça hazırlık hareketlerinin veya doğrudan doğruya suçun işlenmesine yönelmiş hareketlerin (hareketsizlik) durdurulması gönüllü vazgeçme sayılır.

2. Suçu tamamlamaktan gönüllü ve kesin olarak vazgeçen kişi, ceza sorumluluğu taşımaz.

3. Suçu tamamlamaktan gönüllü vazgeçen kişi, sadece işlediği fiil esasen başka bir suç oluşturduğunda ceza sorumluluğu taşır.

Aynı maddenin 4. ve 5. fıkralarında ise iştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçmeye ilişkin hükümler bulunmaktadır. Buna göre;

4. Suçun organizatörü ve suça azmettiren, devlet makamlarına zamanında haber vererek veya başka şekilde tedbir alarak suçun icracı tarafından tamamlanmasını önlerse, ceza sorumluluğu taşımaz. Suça yardım eden, suçun işlenmesini önleyecek elinden gelen tüm tedbirleri alırsa, ceza sorumluluğu taşımaz.

5. Organizatör ve azmettirenin bu maddenin 4. fıkrasında belirtilen hareketleri, suçun icracı tarafından işlenmesini önleyememiş ise, onların aldıkları bu tedbirler cezanın belirlenmesi sırasında mahkeme tarafından cezayı hafifletici neden olarak dikkate alınabilir”.[37]

6.2.2 Rus Doktrinine Göre

Rus doktrini de gönüllü vazgeçmeyi açıklamada çeşitli yaklaşımlarda bulunmuşlar ve bahsedilen teoriler üzerinden karşımıza çıkabilecek çeşitli durumlar geliştirmişlerdir. Rus doktrininde, bu konuda, benimsenen teorileri savunan hukukçular ve görüşlerine kısaca değinmek gerekirse;

Kuznesova-Tyajkova, gönüllü vazgeçmenin cezalandırılmama nedenini suç politikası teorisi (altın köprü teorisi) ile açıklamakla birlikte, aynı zamanda gönüllü vazgeçme halinde, tamamlanmamış suçun, yani suça teşebbüs veya suça hazırlığın unsurlarının bulunmadığını savunmaktadırlar. Yazarlara göre; gönüllü vazgeçme halinde, ortada failin iradesine aykırı olarak kesilmiş olan bir teşebbüs veya hazırlık hareketleri bulunmadığına göre, cezalandırılabilir suç yapısı da mevcut değildir. Yani yazarlar esasında objektif teorilerden Von Hıppel’in görüşünü savunmakla birlikte, suç politikası teorisini (altın köprü teorisi) de kabul etmektedirler.

Ter-Akopov’a göre; gönüllü vazgeçme halinde, hem gerçekleşmiş olan hareketlerin, hem de failin sosyal tehlikeliliği ortadan kalkmaktadır. Dolayısıyla gönüllü vazgeçme halinde, suçun sosyal tehlikelilik özelliği bulunmamaktadır. Ayrıca gönüllü vazgeçme halinde, suçun tipik unsurları da yoktur. Bu yüzden gönüllü vazgeçmenin cezalandırılmama nedeni ortada bir suçun var olmamasıdır. Yani yazar hem sübjektif hem de objektif teoriyi savunmaktadır.

Yine hem sübjektif, hem de objektif teoriyi savunan Belyayevşargorodskiy’e göre; gönüllü vazgeçme halinde, failin cezalandırılmasını gerektiren sübjektif   objektif sebepler ortadan kalkmaktadır. Kendi iradesiyle suçun işlenmesinden vazgeçen kişi, bu davranışıyla sosyal tehlikeli amaçlar taşımadığını gösterdiğine göre, onun kusurunun bulunmadığını söylemek gerekir. Bu yüzden gönüllü vazgeçme halinde, fail sosyal tehlikeli sayılmaz ve failin cezalandırılarak ıslah edilmesine gerek yoktur. Ayrıca hareketlerini durdurarak suçun hukukî konusuna zarar verme amacından gönüllü vazgeçen kişinin hareketleri de sosyal tehlikeli sayılmaz.

Durmanov’a göre; gönüllü vazgeçme halinde hem failin suç işleme kastı iptal olmakta, hem de suçun maddî özelliği olan “sosyal tehlikelilik” ortadan kalkmaktadır. Suçun ana özelliği olan sosyal tehlikelilik bulunmadan suç ve cezadan söz edilemez. Yazara göre, gönüllü vazgeçme kişisel nitelik taşımaktadır. Bu yüzden iştirak halinde işlenen suçlarda sadece gönüllü vazgeçen kişi gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanabilir.[38]

Tagansev’e göre; gönüllü vazgeçme failin pişmanlık, acıma, vicdan azabı gibi duygulara sahip olduğunu gösterir. Devlet insan doğasının bu tezahürünü görmezlikten gelmemeli ve pişmanlık duydurtmanın cezanın istenen amaçlarından biri olduğunu, cezanın var oluşunu haklı gösterebilecek nedenlerden biri olduğun unutmamalıdır. Yazara göre; suça teşebbüsün cezalandırılma nedeni, icraya başlayan failin suç işleme kastının toplum için tehlike oluşturması ve bu yüzden ceza gerektirmesidir. Gönüllü vazgeçme halinde ise failin suç işleme kastı yok olduğundan, yapılan hareketin cezalandırılmaması gerekir. Yani yazar esasında sübjektif teorilerde iptal teorisini savunmakla birlikte, suç politikası teorisini (cezanın amacı teorisi) de kabul etmektedir.

Tişkeviç’e göre; gönüllü vazgeçme öncesi suç olan hareketler, gönüllü vazgeçme sonrası suç olmayan bir fiile dönüşür. Gönüllü vazgeçme durumunda failin suç işleme niyeti yok olmaktadır. Dolayısıyla, başlanmış suç faaliyetinin devam tehlikesi ve yasayla korunan konuya zarar verme tehlikesi ortadan kalkmaktadır. Sadece failin sosyal tehlikeliliği sona ermez; aynı zamanda failin yaptığı hareketler, teşebbüs veya hazırlık özelliğini kaybederek sosyal tehlikeli olmaktan çıkar.

Fail ve failin davranışları değiştiğine göre, yapılan hareketin hukukî ve sosyal değeri de değişmelidir. Yazara göre; gönüllü vazgeçmenin cezalandırılmamasının asıl nedeni, kanun koyucunun faile imkân sunarak, onu suçu tamamlamaktan caydırmak olarak açıklanamaz. Aksi takdirde, sadece gönüllü vazgeçme halinde değil, etkin pişmanlıkta da faili cezasız bırakmak gerekirdi. Çünkü etkin pişmanlık kurumunun da amacı suçun tamamlanmasının önlenmesidir. Oysa gönüllü vazgeçmede ceza verilmezken, etkin pişmanlıkta cezada indirim yapılmaktadır. Ayrıca, eğer asıl amaç faili suçu işlemekten caydırmak olsaydı, gönüllü vazgeçme durumunda failin cezasında indirim yapmak suretiyle de bu amaca ulaşılabilirdi.

Jukova’ya göre; gönüllü vazgeçme kanun tarafından teşvik edilen bir davranış şekli olduğundan, gönüllü vazgeçme halinde sosyal tehlikeli bir fiilden, yani bir suçtan söz edilmesi mümkün değildir.

Doktrinde ileri sürülen bu görüşlerin ortak özelliği, gönüllü vazgeçmenin suçun varlığını ortadan kaldıran neden olmasıdır. Ancak gönüllü vazgeçmenin meşru savunma ve zorunluluk hali gibi hukuka uygunluk nedenlerinden farklı olduğu da ileri sürülmektedir. Buna göre; meşru savunma ve zorunluluk halinde fiil başından beri sosyal faydalı iken, gönüllü vazgeçme halinde failin ve fiilin sosyal tehlikeliliği sona ermektedir. Gönüllü vazgeçme sosyal hayata olumlu bir şey katmamaktadır. Gönüllü vazgeçme halinde sadece hareketin sosyal tehlikeliliği ortadan kalkmaktadır.[39]

6.3.  KIBRIS HUKUKUNDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

Kıbrıs’ta uygulanan hukuk sistemi, Ada’nın tarihi geçmişinin izlerini taşımaktadır. 1878 – 1960 yılları arasında Adanın İngiliz hakimiyetinde olması nedeniyle, Kıbrıs’ın hukuk sistemi İngiliz hukuk sisteminin etkisi altında kalmıştır. Bugün Kıbrıs’ta İngiliz hukuk sistemi etkilerini sürdürmektedir.

İngiliz hukuku, “Common Law” denilen ve içtihat hukuku olarak bilinen bir hukuk sistemi üzerine inşa edilmiştir. İçtihata dayalı hukuk sistemi, ilk önce İngiltere’de, daha sonra ABD’de uygulanmış ve yargı kararları ile gelişmiş hukuk kurallarını içermektedir.

KKTC’de halen uygulanmakta olan Fasıl 154 Ceza Yasası da İngiliz döneminden kalan bir yasadır. Gönüllü vazgeçme kurumu, Fasıl 154 Ceza Yasası’nda düzenlenmektedir.[40]

Fasıl 154’te “Teşebbüsler” başlıklı md. 366/2’de gönüllü vazgeçmeye ilişkin bir düzenleme mevcuttur. Bu düzenlemeye göre,

Suç işleyen kişinin suçun işlenmesini tamamlamak için gereken herşeyi yapması veya niyetinin tamamen yerine getirilmesinin iradesi dışındaki koşullarla engellenmesi veya niyetini tamamen gerçekleştirmekten kendi insiyatifi ile vazgeçmesi, ceza miktarı ile ilgili olması dışında, dikkate alınmaz.”

Kanun hükmünden açıkça anlaşılıyor ki, failin icra hareketlerine başladıktan sonra kendi iradesi ile hareketlerini tamamlamaktan vazgeçmesi, cezaî sorumluluk açısından değil, yalnızca teşebbüsten dolayı ceza miktarı belirlenirken dikkate alınmaktadır140. Bu hüküm. Yüksek Mahkeme içtihatlarında da somutlaşmıştır. Yargıtay Ceza Mahkemesi olarak görev yapan Yüksek Mahkeme, gönüllü vazgeçmenin (ihtiyariyle vazgeçme) cezasızlık değil, takdiren dikkate alınacak hafifletici bir neden olarak değerlendirilmesi gerektiğini çeşitli kararlarında ifade edilmiştir.[41]

Kanun koyucu, failin kendi iradesiyle icra hareketlerini tamamlamaktan vazgeçmesine cezasızlık tanımamıştır. Fail, yine teşebbüs derecesinde kalan bir suçtan dolayı sorumludur, ancak yargıç, cezayı tespit ederken suçun işleniş şeklini de dikkate alarak bir değerlendirme yapar. Kanunda yer alan bu hükümle, gönüllü vazgeçme ve aktif pişmanlık kurumlarının, bu hukuk sisteminde işlevleri olmadığını söylemek mümkündür.[42]

7.   GÖNÜLLÜ VAZGEÇMENİN SONUÇLARI

Gönüllü vazgeçme müessesesi aslen ve kısaca suç yolunda ilerleyen failin gerekli şartları sağlaması halinde cezalandırılmamasıdır. 41. madde de düzenlenen suça iştirakte ise 36. maddedeki vazgeçme şartlarından sadece gönüllü olarak vazgeçip bu hususta üzerine düşeni yapan ortağın yararlanabileceğine dair atıfta bulunarak gönüllü vazgeçme kurumunun yalnızca cezayı kaldıran bir sebep olmasını netice vermiştir.

Bunun yanında vazgeçme de fail veya suça iştirak eden kişi davranışlarıyla başka bir suçun unsurlarını tamamlamışlarsa tamam olan kısımdan sorumlulukları devam etmektedir. Kastedilen suçtan vazgeçme anına kadar yapılan hareketler suç oluşturuyorsa –kasten öldürmede silah taşıma örneği gibi- bu suçtan ceza verilecektir. Suç yolunda gönüllü vazgeçmeye ilişkin yapılan hareketler yargı mensuplarınca kendiliğinden değerlendirilerek hakkaniyetin sağlanması gerçekleşecektir.

Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde ceza hukukunda gönüllü vazgeçmede, failler caydırmak ve mağdurların daha ağır zara görmesi riskini azaltmak amaçlansa da uygulamada tespit ve sonuçları açısından sorunlar ortaya çıkmaktadır. Vazgeçmenin gönüllü olup olmadığı değerlendirilirken koşullarının sağlanıp sağlanmadığının araştırılması elzem meseledir.

Yaklaşımlardan da anlaşılacağı üzere faile dair iç ve dış etmenlerin, failin kararını ne derece de etkilediği, psiko-sosyal durumunun hareketlerine nasıl yön verdiği, mantıksal olarak hareket edip etmediği ve vazgeçmenin duygusal olgular içerisindeki konumu iyi tahlil edilmedir. Özellikle yakalanma veya cezalandırılma korkusunu gönüllü vazgeçmeye yol açacağı kabul edilmelidir. Çünkü gönüllü vazgeçmenin amacı zaten faile cezalandırılmama imkanı tanıyarak, suçta vazgeçmesini sağlamaktır. İştirak durumunda ise asıl fail gönüllü vazgeçtiğinde ceza almaz iken yardım eden sıfatıyla bulunanların ceza alacak olması yönündeki kanun lafzı düşündürücü niteliktedir.

8.   CEZA HUKUKUNDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME KONUSUNDA AVUKAT DESTEĞİ

GÖNÜLLÜ VAZGEÇME VE Ceza Avukatına Soru SorCeza davasında gönüllü vazgeçme durumunun mahkemeye iyi anlatılması hem sürecin sağlıklı ilerlemesi hem de ceza davasının daha kısa sürede sonuçlanması açısından avukatla çalışmasında fayda bulunmaktadır. Söz konusu eylemin gönüllü vazgeçme olarak değerlendirilebilmesi Türk Ceza Kanunu hem de ceza mevzuatına uygunluğunun da Ankara Ceza Avukatı ekibimiz tarafından incelenmesinde fayda vardır.

Gönüllü vazgeçme durumu söz konusuysa destek için hemen arayın: +905079068733

Gönüllü vazgeçmenin ceza mahkemesi ve savcılıklara aktarılması sürecinde size yardımcı olacak en iyi Ankara ceza avukatları için İletişim Bilgilerimiz’e tıklayarak bizi arayabilirsiniz. Bununla birlikte ofise gelmeden Ankara ceza avukatı ile istediğiniz yerden görüntülü ve farklı şekilde iletişim kurmak ve bilgi almak için Online Danışmanlık Sistemimizden randevu alabilirsiniz.

CEZA HUKUKUNDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME KONUSUNDA İSTANBUL’DA AVUKAT MI ARIYORSUNUZ?  ➽ HEMEN AVUKATA ULAŞ

CEZA HUKUKUNDA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME KONUSUNDA İSTANBUL AVUKAT EKİBİMİZE  ➽ HEMEN SORU SOR

 

 

 

KAYNAKLAR:   

[1] H. Acar (2013). Türk ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.6 vd.

[2] Ö. Tozman (2008). Suça teşebbüs. T.C. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Ceza ve Ceza Usul Hukuku) Anabilim Dalı Doktora Tezi s.195; vd.

[3] İçel, K. vd. (2004). Suç teorisi. İstanbul: Beta Yayınevi s.355.’den aktaran Murat Arabacı, Gönüllü Vazgeçme, Yüksek Lisans Tezi, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir, 2014 s.6

[4] Mehmet Emin, Artuk, Ahmet Gökçen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Bası, Ankara 2009, s. 623.

[5] Lilie, H., Albrecht, D., (2003), Rücktritt, in: Leipziger Kommentar (LK), Strafgesetzbuch-Grosskommentar, 1. Band, 12. Auflage, Berlin. Kn. 10, Rudolf Rengier, Strafrecht Allgemeiner Teil, 3.Auflage, München, 2011.; Kn.7, Rolf Krüger, Strafrecht Allgemeiner Teil I, 13. Auflage, Münster, 2011, Kn.172.; Stratenwerth, G., Kuhlen, L., (2011), Strafrecht Allgemeiner Teil, Die Straftat, 6.Auflage, München. Kn.70, Volker Krey, Robert Esser, Deutsches Strafrecht Allgemeiner Teil, 4. Auflage, Stuttgart, 2011, Kn.1258.’den aktaran H. Acar (2013). Türk ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.46

[6] Jescheck, H.H., Weigend, T., (1996), Lehrbuch des Strafrechts, Allgemeiner Teil, 5. Auflage, Berlin. s.539.; Rengier, R., (2011), Strafrecht, Allgemeiner Teil, 3.Auflage, München., Kn. 8.; Krüger, R., (2011), Strafrecht Allgemeiner Teil II,13. Auflage, Münster., I, s. 125, Kn.172, Stratenwerth/Kühlen, § 11, Kn. 70.; Krey/Esser, § 44, Kn.1259.’den aktaran H. Acar (2013). Türk Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.47

[7] Lilie/Albrecht, § 24, Kn. 38.’den aktaran H. Acar (2013). Türk Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.50; Tozman, 2008 s.203

[8] Lilie/Albrecht, § 24, Kn. 7. ’den aktaran H. Acar (2013). Türk Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.50

[9] Doğan Soyaslan 2016, s.295

[10] Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014, 10. Baskı, s.459

[11] Ali Nevzat Açıkgöz Gerekçeli – Karşılaştırmalı Ve Açıklamalı Yeni Türk Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanunu Tanıtım Çalışması, Van Cumhuriyet Savcısı, Van, 2005

[12] Claus Roxin, Strafrecht, Allgemeiner Teil, Band I, Grundlagen, der Aufbau der Verbrechenslehre, 4. Auflage, München, 2006, 14 § Kn. 275 vd.’dan aktaran H. Acar (2013). Türk Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.60

[13] Baumann, J., Weber, U., Mitsch, W., (2003), Strafrecht, Allgemeiner Teil, Lehrbuch,11 Auflage, Bielefeld. Kn. 14-15.’ten aktaran H. Acar (2013). Türk Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.60

[14] Centel, N., Zafer, H., Çakmut, Ö., (2010), Türk Ceza Hukukuna Giriş, 6. Bası, s.463

[15] Tozman, 2008, s. 231.

[16] Roxin, II. § 30, Kn. 355.’ten aktaran H. Acar (2013). Türk Ceza hukukunda gönüllü vazgeçme kurumu. Ankara: Adalet Yayınevi, s.60

[17] Koca/Üzülmez, Genel Hükümler, s.474.

[18] Ali Nevzat Açıkgöz, 2005, s.84-85

[19] Hafızoğulları, Zeki/Özen, Muharrem, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, 2. Basım, Us-A, Ankara, 2010..s345’ten aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.111

[20] Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, Savaş, Ankara, 2006. s.270’ten aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.111

[21] Hafızoğulları/Özen, s345’ten aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.112

[22] Tozman, 270 vd

[23] Centel,Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 5. Basım, Beta, İstanbul, 2008, s. 463.

[24] ELLIOTT, Catherine/QUINN, Frances, Criminal Law, 4. Basım, Longman, 2002, s.208’den aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.112

[25] Centel/Zafer/Çakmut, 2008, s. 463.

[26] Tozman, Önder, “Suça Teşebbüs”, Alman – Türk Karşılaştırmalı Ceza Hukuku, Cilt: III, Prof. Dr. Köksal Bayraktar’a Armağan, İstanbul, 2010, s.148’den aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.114, s168

[27] Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.114

[28] EREM, Faruk, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku, Cilt: I, 10. Basım, Ankara, 1973.s.337’den aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.115

[29] SOYASLAN, 2016, s. 303.

[30] EREM, 1973, s. 337.’den aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.115

[31] EREM, 1973, s. 337.’den aktaran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.115

[32] İçel, Kayıhan/Evik, Hakan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Basım, Beta, Cilt: II, 2007.s.253’ten kataran Hale Akdağ, Gönüllü Vazgeçme, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi,3(2) 2013 s.115

[33] Adem Sözüer, Suça Teşebbüs, Kazancı Yayınları, İstanbul, 1994,  s.36

[34] Yasemin BABA, Alman Öğreti ve Uygulaması Işığında Vazgeçmede Gönüllülük Unsuru, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Yıl:4, Sayı:14, 2013 s.1127 vd.

[35] Yasemin BABA, 2013, s.1129 vd.

[36] Yasemin BABA, 2013 s.1129

[37] Hüseynov, Rusya Federasyonu Ceza Hukukunda Suça Teşebbüs, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2011, s.138-139

[38] Hüseynov, 2011, s.133-134

[39] Hüseynov, 2011, s.134-136

[40] Pervin Aksoy İpekçioğlu, Teşebbüs Kurumu ve Kıbrıs Ceza Hukuku Açısından Değerlendirilmesi, İÜHF M C. LXV, S.2, , 2007 s. 77

[41] Bkz. Yargıtay/Ceza 39/87 no’lu dava, Yargıtay/Ceza 8/87 no’lu dava.

[42] Pervin Aksoy İpekçioğlu, 2007 s. 110

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorum Yap