İmam nikahlı eşin hakları konusundaki bu makalemizde;

  • imam nikahlı eşin haklarının hukuki dayanakları,
  • imam nikahlı eşin maddi hakları,
  • imam nikahlı eşin manevi hakları,
  • imam nikahlı eşin çocukları ile ilgili hususlar,

konusunda bilgiler bulacaksınız.

Türk Medeni Kanunu (TMK) m.134 ve devamı hükümlerinde evliliğin kurulması için kanunla görevlendirilmiş evlendirme memurunca törenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Hukukumuzca bu şekil şartının gerçekleşmediği birliktelikler evlilik olarak kabul edilmemektedir.

Ancak günümüzde dahi toplumsal değerler, alışılagelmiş geleneklerle resmi nikâh dışı birliktelikler toplumda görülmektedir. Bu birliktelikler genelde toplumda imam nikahı olarak görünüm kazanmaktadır. Hukuken kabul edilmeyen imam nikahı ile yapılan birliktelikler imam nikahlı eşin haklarının neler olduğu sorusunu gündeme getirmektedir.

İMAM NİKAHI NEDİR?

İçinde bulunduğumuz toplum tarafından dini inanışlar nedeniyle dini bir törenle gerçekleştirilen dini nikah “imam nikahı” olarak adlandırılmaktadır.

Herhangi bir resmi geçerliliği bulunmayan bu nikah türünün yarattığı sorunların önüne geçilmek adına TMK m.143 “Aile cüzdanı gösterilmeden evlenmenin dini töreni yapılamaz” şeklindeki hükmü yasalaştırılmıştır. İmam nikahı hukuki anlamda evlenme akdi niteliği taşımamakla birlikte geçerliliği dahi resmi nikahın varlığına dayandırılmaktadır. Buna rağmen günümüzde dahi resmi nikah bulunmaksızın kayıt dışı olarak sadece imam nikahı ile beraber yaşayan çiftler bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak da imam nikahlı eşin haklarının olması doğaldır.

Resmi nikah bulunmaksızın dini törenle birliktelik yaşayanlar bakımından Türk Ceza Kanunu m.230/5-6; “Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak medeni nikah yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından 27.05.2015 tarihinde iptal edilmiştir. TMK’ya aykırı olsa da sadece imam nikahı ile birliktelik yaşayanlar için cezai bir müeyyide bulunmamaktadır. Aksine imam nikahlı eşin haklarının varlığının kabulü gerekmektedir.

İMAM NİKAHININ SONA ERMESİ HALİ VE İMAM NİKAHLI EŞİN HAKLARI

İmam nikahlı eşin hakları çiftlerin ayrılması ile söz konusu olacaktır. İmam nikahlı eşlerin ayrılması halinde boşanmanın hükümleri uygulanamayacak olup imam nikahlı eşler, boşanma halinde TMK kapsamında resmi nikahı bulunan eşlerle aynı haklara sahip olamayacaktır. Her ne kadar dinen imam nikahının bozulması sonucu belirlenmiş yükümlülükler bulunsa da hukuken bir geçerlilik kazanamayan bu yükümlülüklerin mahkeme kanalıyla icrası mümkün olmayacaktır.

İmam nikahlı eşlerin ayrılığı halinde doğrudan bir boşanma davası açılamayacaktır. Ancak boşanmanın feri niteliğinde bulunan manevi tazminat, velayet, iştirak nafakası, ziynet, çeyiz ve ev eşyası alacakları dava yoluyla talep edilebilecektir. Bu noktada velayet ve iştirak nafakası dışındaki alacaklar bakımından Türk Borçlar Kanunu hükümleri devreye girmektedir.

Ayrıca ayrılığın yaşandığı dönemde imam nikahlı eşin hamile olması halinde Türk Ceza Kanunu m. 233/2 “Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.” hükmü ile cezai müeyyide getirilmiştir. Bu noktada resmi nikah şartı aranmaksızın söz konusu eylemde bulunan kişi cezalandırılacaktır.

İMAM NİKAHLI EŞİN TAZMİNAT HAKKI

İmam nikahlı eşin tazminat hakkı en temel haklarındandır. Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince evliliğin kurulması resmi şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Hukukumuzca bu şekil şartının gerçekleşmediği birliktelikler evlilik olarak kabul edilmemektedir. Resmi nikahın bulunmadığı hallerde evlilikten söz etmek mümkün olmadığı için boşanma da söz konusu olamayacaktır.

İmam nikahlı eş ayrılma ya da terk etme durumunda boşanma ve boşanmanın feri taleplerinden yararlanamayacaktır. Ancak evlilik birliğinin kurulması tarafların ortak yaşam iradelerinden doğmaktaysa, resmi nikahın bulunmaması halinde de tarafa bazı talepleri ileri sürme hakkı doğabilecektir. Bu durumda resmi nikahlı olmayan eş ortak hayatın kurulduğunu, geçerli bir evlilik birliğinden beklenen aile ortamının sağlandığını ispatlamakla mükelleftir.

Birlikteliğin devam ettiği süre ve ayrılık halinde Türk Borçlar Kanunu m. 49’da düzenlenen haksız fiil sorumluluğuna dayalı olarak imam nikahlı eşin manevi tazminat hakkı bulunmaktadır. TBK m.49 ;

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmü gereği tazminat talebinde bulunan eşin tazminata konu bir zararın oluştuğunu ve zararın oluşmasında kusurlu tarafın karşı taraf olduğunu ispatlaması gerekmektedir.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/3187 Esas ve 2021/1692 Karar sayılı ilamına göre;

“Tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde; davacı kadının davalı erkek tarafından resmî nikâh yapma vaadi ile kandırıldığı, bunun etkisi ile çocuk sahibi olduğu, nikâhın kıyılmaması ve ayrılmak zorunda kalması nedeniyle gerek fiziksel gerek ruhsal bakımdan zarara uğratıldığı, böyle olunca davacının acı ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi, hukuka aykırı bu fiilden dolayı etkilenen manevi dengesinin eski hâle dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir fiilde bulunmamasını sağlamak bakımından davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.”.

İMAM NİKAHLI EŞİN ZİYNET EŞYASI TALEP ETME HAKKI

İmam nikahlı eşin hakları irdelendiğinde düğün merasiminin yapılmış olması halinde ziynet eşyası talep etme hakkı da söz konusu olmaktadır. Düğünde takılan ziynet eşyaları burada boşanma hükümlerinden farklı olarak değerlendirilmelidir. Ziynet eşyalarının talebi halinde iki durum söz konusu olacaktır;

İlk olarak imam nikahlı eşlerin statüsü, nişanlı olanların statüsü ile birebir aynıdır. Bu noktada yapılan merasimde taraflardan birinin ailesi tarafından takılan altınlar, takan taraf tarafından talep edebilecektir. Türk Medeni Kanunu bu durumu Hediyelerin Geri Verilmesi başlıklı 122. madde;

“Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.” şeklindeki hükmü ile düzenlemiştir.

İmam nikahlı eşler bakımından yapılan merasim, ortada geçerli bir evlilik bulunmadığı için nişan töreni vasfı taşımakta olup ilgili madde uygulama alanı bulmaktadır. İmam nikahlı eşlerin resmi evlilik akdi kurulmadan ayrılmış olmaları halinde sadece eş değil, hediyeyi takan eşin ailesi de talepte bulunabilecektir.

Yalnızca, alışılmışın dışındaki altın vb. hediyeler geri istenebilir. Alışılmış hediyeler geri istenemeyecektir. Öncelikli olarak hediyelerin aynen veya mislen iadesi istenecektir. Eğer bu mümkün değilse, sebepsiz zenginleşme hükümlerine başvurulacaktır. Ancak Yargıtay yerleşik kararlarında tarafların evlenmek için bir araya geldiğini ve buna uygun merasimleri yerine getirdiklerini bu nedenle nişanlılık hükümlerinin uygulanmayacağını hüküm altına almıştır.

Yargıtay’ın yerleşik kararları ışığında durumu değerlendirdiğimizde; Taraflar evlenmek amacı ile bir araya gelmişlerdir. Hatta bunun için ge­leneklere uygun olarak düğün de yapmışlardır. Bu haliyle evliliğin resmi olma­yan yönü gelenekler itibariyle tamamlanmıştır. Bu bakımdan bu ilişkiyi nişan olarak yorumlamak olanaksızdır. Kadın eşe düğünde gerek gelecekteki eşi ve gerekse yakınları tarafından takı­lan takılar bağışlanmış sayılır ve ona ait kabul edilir. Taraflar arasında, TMK. m. 134 ve devamında ön görülen yöntem ve ko­şullara uygun bir evlilik ilişkisi söz konusu değildir.

Taraflar arasındaki ziynet eşyası uyuşmazlığının evliliğin hukuki niteliğine ve so­nuçlarına ilişkin TMK.’nun İkinci Kitabı hükümleri çerçevesinde ve aile mahkemesi tarafından çözümlenmesi mümkün değildir. Kadın eşin, ziynet eşyaları ile ilgili savı mülkiyet hak­kına da­yanmaktadır. Bu bakımdan istemin, TMK. m. 683 hüküm­leri uyarınca değer­lendirilmesi gerekir. Yani resmi nikah olmasa dahi geleneksel törenin gerçekleştiği kabulü ile, kadın eşin mülkiyet sahibi olduğu kabul edilerek istihkak iddiası ile talep edilmelidir.

Kadın eş, altınların erkek eş tarafından harcandığını veyahut erkek eşin uhdesinde bulunduğunu ispat ederek ziynet eşyası alacağını talep edebilecektir. Bu noktada imam nikahlı eşin haklarından sayılabilecek ziynet eşyası alacağını talep etme hakkı olduğunun kabulü gerekmektedir.

İMAM NİKAHLI EŞİN ÇEYİZ VE EV EŞYASI TALEP ETME HAKKI

İmam nikahlı eşin haklarından biri de çeyiz ve ev eşyası talep etme hakkıdır. İmam nikahlı eşin aynı ziynet eşyası gibi çeyiz ve ev eşyası talep etme hakkı bulunmaktadır. Bu talep etme hakkı kaynağını TMK m.683 vd. hükümlerinde düzenlenen mülkiyet hakkından almaktadır. Resmiyette geçerli olmayan evliliğin, geleneksel olarak gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. İmam nikahlı eşlerin bu şekilde yaşantının başlaması adına çeyizlerini getirmiş ve ev eşyası satın almış olması doğaldır.

İmam nikahlı eşin haklarını bilmesi ve talepte bulunurken, davaya konu eşyanın çeyiz eşyası olduğunu veyahut kendisinin doğrudan/katkısıyla satın alındığını ispat etmesi gerekmektedir. Bu talep etme hakkına dayalı açılacak davalarda, eşyaların tespiti için fotoğraflarının çekilmiş olması ve özellikle ev eşyalarında ödemeye ilişkin fatura ve dekontların mahkemeye sunulması önem arz etmektedir. Bu hususun daha iyi tahlil edilebilmesi için imam nikahlı eşin hakları konusundaki Yargıtay kararlarına bakılabilir.

4. Hukuk Dairesi 2003/12025 2004/1385 13.02.2004 kararına göre resmi nikâh olmasa bile tarafların evlenmek amacıyla bir araya gelmesi halinde düğünde takılan ziynetlerin kadına iadesi gerekir. İmam nikahlı eşin hakları ile ilgili emsal Yargıtay kararı şu şekildedir:

Dava: Davacı-karşı davalı N.K. vekili Avukat D.K. tarafından, davalı-karşı davacı E.Ç. aleyhine 09.11.2001 gününde verilen di­lekçe ile gayri resmi evli eşler arasındaki maddi ve manevi tazmi­natın dava, birleşen ve karşı dava ile istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davacının dava­sının kısmen kabulüne, karşı davacının maddi tazminat davasının kısmen ka­bulüne, manevi tazminat davasının reddine dair verilen 18.04.2003 günlü kara­rın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazır­lanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelene­rek gereği görüşüldü:

“Yerel mahkemece taraflar arasında resmi nikah bulunmaması nedeni ile aralarındaki ilişkinin nişan olarak kabul edilip mutad he­diyeler yönünden davanın reddine, mutad olmayan hediyelerin ise iadesine, düğünde yapılan masrafların ve takılan paraların yarı ya­rıya paylaştırmasına, manevi tazminatın kısmen kabulüne karar ve­rilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.

Taraflar evlenmek amacı ile bir araya gelmişlerdir. Hatta bunun için ge­leneklere uygun olarak düğün de yapmışlardır. Bu haliyle evliliğin resmi olma­yan yönü gelenekler itibariyle tamamlanmıştır. Bu bakımdan bu ilişkiyi nişan olarak yorumlamak olanaksızdır. Yanlar 3 aylık bir süre ile karı-koca olarak yaşamışlardır. Davacıya düğünde gerek gelecekteki eşi ve gerekse yakınları tarafından takı­lan takılar bağışlanmış sayılır ve ona ait kabul edilir. Bu du­rumda davalının taktığı ve halen davacıda bulunan 4 adet burmanın davalı ya iadesi ve davalıda bulunan 1 adet setin de davacıya iadesi isteği­nin reddi doğru değildir.

Düğünde takılan ziynetlerin tamamının davacıya aidiyetine ka­rar veril­mesi gerekirken yarısına hükmedilmesi de ayrı bir bozma nedenidir. Karar bu nedenlerle bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte açıkla­nan ne­denle davacı-karşı davalı N.K. yararına bozulmasına, davacı-karşı davalı N.K.’nın diğer temyiz itirazları ile davalı-karşı davacı E.Ç.’ın tüm temyiz iti­razlarının ilk bentte açıklanan nedenle reddine ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalı-karşı davacıya yükletilmesine ve temyiz eden davacı-karşı davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.02.2004 gü­nünde oybirliği ile karar verildi.”

BİRLİKTELİKTEN DOĞAN ÇOCUKLARIN HUKUKİ DURUMU

İmam nikahlı eşin hakları konusunda en çok ileri süreceği ve netleştirmek isteyeceği husus doğan çocukların durumu ile ilgilidir. Türk Medeni Kanunu hükümleri gereğince evliliğin kurulması resmi şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Hukukumuzca bu şekil şartının gerçekleşmediği birliktelikler evlilik olarak kabul edilmemektedir. İmam nikahlı birlikteliklerden çocuklar meydana gelen çocuklar, “evlilik dışı çocuklar” olarak adlandırılmaktadır. Resmi evlilik birliği içerisinde doğan çocuğun babası, herhangi bir tanıma gerektirmeksizin kocadır. Kocanın, baba olmadığı iddiasının kanıtlanması gerekmektedir.

Ancak imam nikahlı birliktelikten doğan çocukların imam nikahlı eşten olduğunun ispatı için o erkeğin çocuğun biyolojik babası olduğunun kanıtlanması gerekebilir. Bu kanıtlamaya gerek olmadan söz konusu baba evlilik dışı çocuğu tanıyabilmektedir. Çocuk ile babası dışında bir erkek arasında soy bağı kurulmuş ise öncelikle soy bağının reddi davası açılarak bu bağ ortadan kaldırılmalı akabinde de tanıma işlemleri gerçekleştirilmelidir.

Tanıma tek taraflı bir hukuki işlemdir ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardandır. İmam nikahlı eşin haklarından da biridir. Tanıma, tanıyanın gerçekten baba olmasıyla geçerlilik kazanır. İmam nikahlı eşin nüfus memuruna, mahkemeye, notere veya konsolosluğa yazılı olarak başvurmasıyla tanıma mümkündür. Resmi senetle ya da vasiyetname ile çocuğun kendisinden olduğunu beyan edilebilir. Düzenlenen tanıma senetleri nüfus müdürlüklerince kayda alınarak tescil yapılmadan önce bulunulan ilin cumhuriyet savcılığına intikal ettirilir.

Başka bir erkekle soy bağı ilişkisi bulunmuyorsa beyanda bulunulan nüfus memuru, sulh hâkimi, noter veya vasiyetnameyi açan hâkim tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı olduğu nüfus müdürlüğüne bildirir. Çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memuru ise tanımayı çocuğa, anasına, vesayet altındaysa vesayet makamına bildirir. Çocuk henüz hiçbir aile kütüğüne bağlı değilse doğum formu düzenlenir, çocuk babanın soyadı ile baba hanesine tescil edilir. Çocuk annenin bekarlık hanesine kayıtlı ise bu hanedeki kayıt kapatılır. Baba soyadı ile babanın hanesine tescil edilir.  Bu tanıma senetleri aile kütüklerine işlenir.

Tanıyan erkek yanılma aldatma korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir. İptal davası anaya, çocuğa karşı açılır. Bu dava açma iptal hakkının öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak 1 yıl herhalde tanımanın üzerinden 5 yıl geçmesiyle düşer. Ana, çocuk ve çocuğun ölümü halinde altsoyu, cumhuriyet savcısı, hazine ve diğer ilgililer tanımanın iptalini tanıyana, tanıyan öldüyse mirasçılarına karşı dava edebilir.

Davacı tanıyanın baba olmadığını ispat yükü altındadır. Bu ispat yükü tanıyanın gebe kalındığı dönemde ana ile cinsel ilişkide bulunduğuna dair inandırıcı kanıtların getirilmesinden sonra doğar. Çocuğun dava hakkı ergin olmasından itibaren 1 yıl içinde düşer. Geçerli bir tanıma sonucunda evlilik dışı çocuk babanın resmi çocuğu konumunda olacaktır.

İmam nikahlı eş, her zaman çocuğu tanımayabilir. Bu husus bilgisizlik halinde çokca ortaya çıkmakta olup kasıtlı olarak çocuğun tanınması durumu da söz konusudur. Bu durumda babalık davası açılması gerekmektedir. Babalık davası çocuk ile baba arasındaki soy bağının mahkemece belirlenmesidir. Mahkeme sonucu verilen babalık hükmü yenilik doğurucu bir karardır ve herkese karşı etki doğuracaktır.  Mahkeme davalının gerçekten baba olup olmadığını yüz vücut benzerliği dâhil eldeki delillere ve özellikle DNA testlerine bakarak karar verir.

İmam nikahlı birliktelik doğrudan babalığa karine oluşturacak olup birlikteliğin doğumdan önce 180.-300. Gün fiilen devam ediyor olması yeterlidir. İmam nikahlı eş, çocuğun babası olmasının imkansızlığını (kısırlık vb.) ya da başka bir erkeğin baba olma ihtimalinin kendisinden fazla olduğunu ispatlarsa karine ortadan kalkacaktır. Bu karine özellikle DNA testinin mümkün olmadığı, babanın ölü olup mezarına ulaşılamadığı veyahut gaip olduğu durumlarda kullanılır. Mahkeme imam nikahlı eşin baba olduğuna karar verirse bu birliktelikten doğan çocuk miras ve aile hukuku bakımından hakların tamamına sahip olacaktır.

Babalık davasını imam nikahlı kadın eş, çocuk veya kayyım açabilir. Dava babaya veya baba hayatta değilse babanın sağ mirasçılarına karşı açılır. Dava, cumhuriyet savcısına ve hazineye, ana tarafından açıldıysa kayyıma, kayyım tarafından açıldıysa anaya ihbar edilir. Babalık davası çocuğun doğumundan önce ya da sonra açılabilir. Ananın dava hakkı doğumdan başlayarak 1 yıl geçmekle düşer. Çocuğa doğumdan sonra kayyım atandıysa 1 yıllık süre atamanın kayyıma tebliğinde, kayyım atanmadıysa ergin olduğu tarihte işlemeye başlar. Dava, babanın yerleşim yeri aile mahkemesinde görülecektir.

İmam nikahlı eş, baba tarafından tanınmayan çocuğun ihtiyaçları ile tek başına ilgilendiği için dava süresince tedbiren olmak üzere ya da başka bir dava ile baba veya mirasçılarına karşı bazı taleplerde bulunabilir. TMK m.304 hükmü uyarınca bu talepler; doğum giderleri, doğumdan önceki ve sonraki 6 haftalık geçim giderleri ve gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler. Çocuk ölü doğsa bile hâkim bu giderlere hükmedebilir. Ana dava süresinde bu giderleri talep etmezse hâkim resen karşılanmalarına karar veremez.

Babalık davası açılırken imam nikahlı eş nafaka talebinde de bulunabilir. İmam nikahlı eş bakımından yoksulluk nafakası talep edilemeyecektir. Yoksulluk nafakası için tarafların önce resmi şekilde evlenmiş daha sonra mahkeme kararıyla boşanmış olmaları gerekir. Boşanmaya bağlı maddi manevi tazminat talepleri de babalık davasında dinlenmez. Ancak Yargıtay’ın vermiş olduğu birçok karara göre iştirak nafakası babalık davasında dinlenmelidir. İştirak nafakası evlilik dışı çocuk için çocuk tanıma yoluyla tanınmadıysa ancak babalık davası ile mümkündür.

İMAM NİKAHLI EŞİN VELAYET HAKKI

İmam nikahlı eşin haklarından biri de birliktelik içerisinde doğmuş, baba tarafından tanınmış veyahut babalık davası ile babanın hanesine yazılmış çocukların velayet hakkıdır. Aynı boşanma davalarında olduğu gibi imam nikahlı fiili birlikteliğin sona ermesi ile velayet sorunu ortaya çıkacaktır. Çocuğun hangi eşte kalacağı ve kişisel ilişkinin tesisi mahkeme kanalıyla çözüme kavuşturulacaktır.

İmam nikahlı eşlerde velayetin ilk olarak annede olduğu kabul edilmektedir. Diğer imam nikahlı eş velayetin değiştirilmesini talep ediyorsa, velayetin değiştirilmesine sebep oluşturacak halleri ve çocuğa iyi bir yaşantı sağlayabileceğini ispat etmekle mükelleftir. Velayet hakkı kendinde olmayan imam nikahlı eş, velayetin değiştirilmesinden bağımsız olarak çocukla kişisel ilişki tesisi kurulmasını mahkemeden talep edebilmektedir.

Mahkeme çocuğun velayet hakkına sahip olmayan eş ile kişisel ilişkisinin sağlanması için durum ve şartları dikkate alarak kişisel ilişki günlerini belirleyecektir. Çocuğun ruh ve beden sağlığını tehlikeye atan bir durumun varlığı halinde kişisel ilişkinin tamamen ortadan kaldırılması yine mahkemeden talep edilmektedir.

Çocuğun bakım yükümü velayeti kendisinde olan tarafta aittir. Ancak diğer taraf da ekonomik gücü oranında çocuğun yetiştirilmesi, bakımı ve eğitim giderlerine katılmalıdır. Bu katılmayı velayeti kendisine bırakılan kişiye ödeyeceği bir nafaka ile sağlayacaktır. Uygulama da bu paraya İştirak Nafakası denmektedir.

Bu nafaka mahkeme kararıyla veya sözleşmeyle belirlenir. Hâkim serbestçe miktarı belirler. Yargıtay’a göre bu nafakaya resen de hükmedilebilir. Şartlar daha sonradan değişirse nafaka da şartlara uygun hale getirilir. Hâkim nafakayı belirlerken nafaka ödeyecek olan tarafın mali gücünü, çocuğun ihtiyaçları ve masraflarını, velayeti kendinde olan tarafın mali gücünü dikkate alıp hakkaniyete uygun bir nafaka belirler. Nafakanın başlangıç tarihi kararın kesinleştiği tarihtir.

İMAM NİKAHLI EŞİN MİRAS HAKKI

İmam nikahlı eşin haklarından birinin de miras hakkı olup olmadığı sorgulanmaktadır. TMK m.134 ve devamı hükümlerinde evliliğin kurulması için kanunla görevlendirilmiş evlendirme memurunca törenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Hukukumuzca bu şekil şartının gerçekleşmediği birliktelikler evlilik olarak kabul edilmemektedir. Ölen kişinin mirasçılarının kimler olacağı da yine aynı kanunda açıkça yazılmış olup resmi nikahı bulunmayan imam nikahlı eş, yasal mirasçı statüsü kazanamamaktadır.

İmam nikahlı eşin, mirasçı olabilmesi için ölen eşin vasiyetname ile mirasçı ataması gerekmektedir.  Atanmış mirasçı sıfatını haiz olabilmek için miras bırakanın kendi özgür iradesiyle mirasının bir kısmını veya tamamını imam nikahlı eşe bırakması gerekmektedir. Atanmış mirasçı da aynen yasal mirasçı gibi mirasçı sıfatını haizdir. Atanmış mirasçı eş, aynı yasal mirasçılar gibi ölümden önce veya sonra malların herhangi bir sebepten kaçırılması halinde tasarrufun iptali ve tapu iptal ve tescil davalarını açabilecektir. Mirasın tamamının imamlı eşe bırakılması durumunda yasal mirasçılar, imam nikahlı eşe karşı tenkis davası açabilecektir.

İMAM NİKAHLI EŞİN MEHİR HAKKI

Mehir, İslam hukuku içerisinde düzenlenmiş bir aile hukuku konusudur. Mehir adı altında imam nikahı kıyılırken veya sonrasında erkek eş birtakım şeyleri kadın eşe vermeyi taahhüt eder. Mehir borcu uygulamada düğünde kadına takılan ziynet eşyaları olarak da belirlenebilir.

İmam nikahlı eşin haklarından birinin mehir olup olmayacağı da tatışma konusudur. Türk medeni kanunumuzda mehir senedi ya da mehir alacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yoktur. Kanun koyucu mehir senedini düzenleyip güvence altına almamıştır. Ancak İslam hukukunun bir geleneği olarak mehir istenmeye devam etmiştir. Uygulamada ise sıklıkla mehir senedine bu senetten doğan uyuşmazlıklara rastlanmaktadır.

Genellikle kadın eşler kendilerine vaat edilen mehrin ödenmediğine ilişkin olarak yargı yoluna başvurmaktadırlar. Mehir senedi kanunlarımızda düzenlenmediği için Türk Borçlar Kanunu’nun 285-298 hükümlerinden yararlanılarak uyuşmazlıklar çözüme kavuşturulmaktadır. Yani mehir senetleri ile ilgili uyuşmazlıklara bağışlama sözleşmesi hükümleri uygulanmaktadır. Bu bakımdan Yargıtay mehir senedini bir tür bağışlama sözleşmesi olarak görmektedir.

Mehir senedinin hukuki sonuç doğurabilmesi için geçerli olması gerekmektedir. Mehir senedinin geçerli olması için taşınır eşya veya para mehir verilmesi halinde senet yazılı olarak, taşınmaz veya taşınmaz üzerindeki ayni hak mehir verilmesi halinde ise resmi şekilde yani tapuda yapılmalıdır. Geçerlilik şartları şarta bağlı bağışlama sözleşmesi ile birebir aynıdır. Mehrin yazılı veya resmi şekle uygun akdedilmesi ispatı sağlayacaktır. Yazılı ya da resmi şekle uygun yapılmamış ise talep etme hakkı ortadan kalkmaktadır. Mehrin talep edilmesi için ölümün veyahut boşanmanın gerçekleşmesi gerekmektedir.

Mehir hakkı, imam nikahlı eşin haklarından biri midir konusu gündeme gelmektedir. Yasal olarak talep edilmesi için boşanmanın gerçekleşmesi gerektiği yargı kararları ile hüküm altına alınmış olup resmi nikah bulunmayan hallerde kanunen boşanmanın gerçekleşmeyeceği ortadadır.

Ancak mehir senedi, şarta bağlı bağışlama niteliğini haiz bulunduğundan imam nikahlı eşlerde ayrılığın ispatı halinde mehirin erkek eşten talep edilmesinin önünde hukuken bir engel bulunmamaktadır. İmam nikahlı kadın eşin, erkek eşle ayrıldığını ispat etmesi gerekmektedir. Ölüm şartının gerçekleştiği durumlarda ise imam nikahlı kadın eşin herhangi bir ispat yükümlülüğü bulunmamaktadır.

İMAM NİKAHLI EŞİN HAKLARININ TAZMİNİ BAKIMINDAN HANGİ DAVALAR AÇILABİLİR?

İmam nikahlı eşin haklarının tazmini bakımından hem aile mahkemesinde hem de asliye hukuk mahkemelerinde davalar açılabilmektedir.  İmam nikahlı eşin maddi-manevi tazminat talepleri, istihkak iddiasına dayalı ziynet, çeyiz ve ev eşyası talepleri, mehir senedine dayalı alacak talepleri, atanmış mirasçılığa dayalı olarak muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılmaktadır. Bunların aksine velayet, tanıma, iştirak nafakası ve kişisel ilişkinin düzenlenmesine ilişkin davalar ise aile mahkemelerinde, aile mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde ise aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemelerinde dava açılacaktır.

İMAM NİKAHLI EŞİN HAKLARI KONUSUNDA ANKARA BOŞANMA AVUKATI DESTEĞİ

İMAM NİKAHLI EŞİN HAKLARI VE Ankara Boşanma Avukatı Ücreti 2023

İmam nikahlı eşin haklarının tazmini bakımından muhakkak avukatla çalışmasında fayda bulunmaktadır. Kendisine bu taleplerle başvurulan avukat, imam nikahlı eşin haklarını tespit edip elindeki delilleri değerlendirerek açılacak davaları belirlemesi gerekmektedir. İspatın davacı tarafta olduğu dosyalarda müvekkilinin elindeki delilleri ve mahkemece istenecek delilleri doğru değerlendirmesi gerekmektedir. İmam nikahlı eşin hakları konusunda size yardımcı olacak en iyi ankara boşanma avukatları için İletişim Bilgilerimiz’e tıklayarak bizi arayabilirsiniz. Bununla birlikte ofise gelmeden Ankara boşanma avukatı ile istediğiniz yerden görüntülü ve farklı şekilde iletişim kurmak ve bilgi almak için Online Danışmanlık Sistemimizden randevu alabilirsiniz.

İmam nikahlı eşin hakları haricinde ayrıca boşanma hukuku ile ilgili diğer makalelerimizi de inceleyebilirsiniz:

Kaynak:

  1. https://www.mevzuat.gov.tr/
  2. https://karararama.yargitay.gov.tr/

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

Yorum Yap