Üniversitelerarası Kurul Başkanlığının(ÜAK) en önemli görevi doçentlik süreçlerini yönetmektir. Bu görev kapsamında açtığı Doçentlik Başvuru Sistemine (DBS) doçent adayları çalışmalarını yükleyerek başvuru yapmakta ve b çalışmalar ÜAK tarafından belirlenen profesör unvanlı jüri üyelerince incelenmektedir. Her yıl ortalama 8 bin ila 10 bin civarında doçentlik başvurusu yapılmaktadır. Bu kadar iş yükü fazla olan bir kuruma jüriler tarafından gönderilen raporları sadece bir komisyon incelemeye çalışmakta ve genel olarak hiç incelemeden jüri üyelerinin raporları doğrultusunda kararlar çıkmaktadır. Çeşitlik bilim alanlarından olan birçok jüri üyesi her ne kadar bilimsel rapor hazırladığını iddia etse de bu kişilerin bir hukukçu gibi kanunu, doçentlik yönetmeliğini ve her dönem yayınlanan doçentlik şartlarını bilmesi beklenemez. Bu nedenle mevzuata uygun olmayan şekilde hazırlanan raporlar ÜAK denetiminden de geçmediği için verilen kararların ekseriyeti de hukuka aykırı olmaktadır. Bu itibarla doçent adayları da doğal olarak haklarını yargı yoluyla aramakta ve söz konusu kararlara karşı dava açma yolunu seçmektedir.
ÜAK ise yaptığı yönetmelik değişikliği ile davaların önüne geçmeye çalışmaktadır. Başka bir anlatımla ÜAK, akademisyenleri dava yolundan caydırma politikası izlemektedir. Zira söz konusu değişiklik incelendiğinde ; “(6) Doçentlik başvurusunda bulunup eser değerlendirme aşamasında başarısız sayılmasına, asgari başvuru şartlarını sağlamadığı veya etik ihlalde bulunduğu gerekçesiyle başvurusunun iptaline karar verilen adayın bu işlemlere karşı dava açması durumunda aynı bilim/sanat alanında yeniden doçentliğe başvuru yapması davasının kesinleşmesine bağlıdır. Bu hükme aykırı olarak yapılan başvurular işleme alınmaz.” Olduğu görülecektir. ÜAK sadece dava açmayanların başvurusunu kabul edeceğini bildirerek akademisyenlerin hak arama özgürlüğünü ihlal etmiştir.
Anayasanın 36 ve 125. Maddeleri ile AİHS çerçevesinde kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması, adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturmakla birlikte, hak arama özgürlüğü bakımından tek başına yeterli bulunmamaktadır. Mahkemeye erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı caydırıcı nitelikteki düzenlemelerin, hak arama özgürlüğüne uygun olduğundan söz edilemez. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre de mahkeme önünde hak arama yolunun fiilen ya da hukuken, geçici de olsa kapatılması, kullanımını olanaksız kılan koşullara bağlanması ya da kullanılmasını zorlaştırması adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, ÜAK’ın yaptığı bu düzenlemenin adil yargılanma hakkının bir unsuru olan “mahkemeye erişim hakkı”na ve dolayısıyla da adil yargılanma hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır. Zira idare tarafından caydırıcı olarak kullanılan bu madde gereğince doçent adaylarının dava açma hakkını etkili ve anayasaya uygun şekilde kullanamayacağı açık olup, davası olanların başvuru hakkının ellerinden alınması hak arama özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu’nun E. 2019/1489 K. 2020/130 sayılı ve 29.1.2020 tarihli kararı; Anayasa Mahkemesi E. 2014/88 K. 2015/68 sayılı ve 13.7.2015 tarihli kararı; Anayasa Mahkemesi E. 2013/40 K. 2013/139 sayılı ve 28.11.2013 tarihli kararı da bu yöndedir.




