Hatalı tıbbi müdahale yada diğer adıyla malpraktis davasında hastanelerinin sorumluluğu ile ilgili olarak ele alınan bu makalede önce devlet hastanesinin sorumluluğu ardından özel hastanenin sorumluluğundan bahsedilecektir.
Malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu, hastanenin devlet hastanesi mi yoksa özel hastane mi olduğuna göre değişir. Devlet hastanelerinde zarar hizmet kusurundan doğar ve dava idare mahkemesinde idareye karşı açılır. Özel hastanelerin sorumluluğu ise sözleşme ve haksız fiil hükümlerine dayanır. Bu ayrım görevli yargı yolunu, husumeti ve dava süresini doğrudan belirler.
Kısa cevap: Devlet hastanesinin sorumluluğu hizmet kusuruna dayanır. Zarar gören önce idareye başvurur, ret veya sessizlik üzerine idare mahkemesinde tam yargı davası açar. Özel hastane ise sözleşme ve haksız fiil hükümlerine göre adli yargıda sorumlu tutulur. Her iki hâlde tıbbi standarda aykırılık, zarar ve illiyet bağı birlikte aranır.
Hastanelerin sorumluluğu için üç unsur birlikte aranır. Tıbbi standarda aykırı bir davranış, somut bir zarar ve ikisi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Komplikasyon ise önceden öngörülen ve göze alınan bir risktir. Komplikasyonun varlığı hâlinde kural olarak tazminat sorumluluğu doğmaz. Bu üç unsurdan biri eksikse tazminat istemi reddedilir.
Malpraktis Davasında Devlet Hastanelerinin Sorumluluğu
Devlet Hastanesi ve Tıbbi Müdahale Ne Demektir?
Devlet hastaneleri, sağlık hizmetini kamu adına sunan kuruluşlardır. Bir hastanenin kamu hastanesi sayılması için iki ölçüt aranır.
Hastane kamu yararına hizmet vermelidir.
Hastane bir kamu tüzel kişisi tarafından kurulmuş olmalıdır.
2219 Sayılı Hususi Hastaneler Kanunu‟nun m.1 hükmünde “Devletin resmi hastanelerinden ve hususi idarelerle belediye hastanelerinden başka… Sağlık yurtları hususi hastanelerden sayılır…” ifadeleri kullanılmakta olup, düzenlemeden hareketle devlet hastanelerine;
Bu düzenlemeye göre devletin resmî hastaneleri kamu hastanesi sayılır.
Belediyelerin açtığı hastaneler de aynı gruba girer.
Tıbbi müdahale, kişinin bedensel veya ruhsal rahatsızlığını tanımak ve tedavi etmek için yapılan her türlü işlemdir. Bu işlem en basit muayeneden ağır cerrahi girişime kadar uzanır. Hekimlik yetkisinin sınırları 1219 sayılı Kanunda çizilmiştir. Müdahalenin tıp biliminin gereklerine aykırı yapılması malpraktis sayılır ve hastanelerin sorumluluğu gündeme gelir.
Sık Sorulan Sorular
Devlet hastanesine karşı malpraktis davası hangi mahkemede açılır?
Devlet hastanesindeki tıbbi müdahaleden doğan zararda idare mahkemesinde tam yargı davası açılır. Önce idareye başvurulur. Husumet hekime değil, hastaneyi işleten idareye yöneltilir.
Devlet hastanesine dava açmadan önce idareye başvurmak zorunlu mudur?
Evet, İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 13 bu başvuruyu zorunlu tutar. Başvuru, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılır. İdare otuz gün cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır.
Özel hastaneye karşı dava hangi hükümlere dayanır?
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2015 yılında mezunu olmuştur. Türk ve Alman vatandaşıdır. Cumhuriyet Üniversitesi Yüksek Lisans eğitimi almıştır. Ayrıca Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Marka-Patent-Fikri Sınai Haklar eğitimi sertifikasına sahiptir. 2016 yılından itibaren Ankara Barosu mensubu olup 2022…
Google aramalarında ve yapay zeka özetlerinde yazılarımızı öncelikli görmek için sitemizi tercih ettiğiniz kaynaklara ekleyebilirsiniz.
Hekim ile Hasta Arasındaki İlişkinin Hukuki Niteliği
Hekim ile hasta arasındaki ilişki çoğunlukla sözleşmeye dayanır. Bu sözleşme kural olarak vekâlet sözleşmesidir. Hekim sonucu değil, özenli çabayı borçlanır. Estetik amaçlı bazı girişimlerde ise eser sözleşmesi hükümleri uygulanabilir. Sözleşme kurulmamışsa haksız fiil veya vekâletsiz iş görme hükümleri devreye girer. Ayrım önemlidir, çünkü eser sözleşmesinde sonucun elde edilmemesi tek başına sorumluluk doğurur.
Devlet Hastanesinde Hekim Hasta İlişkisi Neden Özel Hukuka Tabi Değildir?
Kamu hastanesindeki ilişki özel hukuk sözleşmesi sayılırsa sonuçları ağır olur. Sözleşmenin esaslı noktalarında anlaşma sağlanamazsa hekim müdahaleden kaçınabilir. Böyle bir sonuç sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle kamu hastanesinde sunulan hizmet kamu hizmeti kabul edilir ve hastanelerin sorumluluğu idare hukukuna göre çözülür.
Devlet Hastanelerinde Hizmet Kusuru Nasıl Belirlenir?
Devlet hastanesindeki sağlık hizmeti bir kamu hizmetidir. Kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hizmet kusuru sayılır. Zarara hekim ya da başka bir sağlık personeli yol açsa bile birinci derecede idare sorumlu olur. Malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu bu noktada idarenin sorumluluğuna dönüşür.
Kamu görevlisinin hizmetten ayrılabilen kişisel kusuru ayrı değerlendirilir. Hizmete yabancı tutum ve davranışlardan kamu görevlisinin kendisi sorumlu olur. Kamu hastanelerinde çalışan hekimler kamu görevlisi statüsündedir. Anayasanın 125 inci maddesi ile 129 uncu maddesinin beşinci fıkrası ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 13 üncü maddesi, tazminat davasının idareye yöneltilmesini öngörür.
Devlet Hastanesine Karşı Hangi Mahkemede Dava Açılır?
Zarar hekimin veya sağlık personelinin eyleminden doğsa bile doğrudan onlara dava açılamaz. Husumet hastaneye, yani idareye yöneltilir. Tıbbi müdahale nedeniyle zarara uğrayan kişi idare mahkemesinde tam yargı davası açar. Bu davada hastanelerin sorumluluğu hizmet kusuru ölçütüne göre incelenir.
Maddi ve Manevi Tazminat Davası Kime Karşı Açılır?
Sorumluluk kamu hastanesine aittir. Bu nedenle dava dilekçesinde husumet ilgili idareye yöneltilmelidir. Aşağıdaki kararlar hastanelerin sorumluluğu bakımından aynı yöndedir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/14023, K. 2017/453, T. 23.1.2017
“…Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/…, 129/…, 657 Sy.K…., HGK 2011/…-592 E., 2012/25 K.)
Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.
Davaya konu edilen olayda ………. Devlet Hastanesi’nde doktor olan davalının, görevini gereği gibi yerine getirmediği belirtilerek tazminat isteminde bulunulmuştur. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, davanın idari yargı yerinde ve idareye karşı açılması gerekir. Davalıya husumet yöneltilemez. Şu durumda, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi yerine, işin esasının çözümlenmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.”
Kamu Görevlisine Karşı Doğrudan Dava Açılabilir mi?
Hayır. Devlet hastanesinde görevli hekime karşı hizmet kusuruna dayalı tazminat davası açılamaz; dava idareye yöneltilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/18108, K. 2015/2503, T. 4.3.2015
“…Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi, ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır.( TC Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy. K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/25 K.) Bu konuda yasal düzenlemeler, emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da; bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünde önemli bir teminattır.
Davaya konu edilen olayda; G.. Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde doktor olarak görev yapan davalının, görevi sırasında ve görevinden dolayı davacıyı zarara uğrattığı ileri sürülmektedir. Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince; kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen koşullara uygun olarak, idare aleyhine açılabileceğine göre; davalıya husumet tevcih edilmesi doğru değildir.”
Hukuk Genel Kurulu Kararında Husumet Değerlendirmesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1533, K. 2015/1099, T. 27.3.2015
“…Davaya konu edilen olayda; davacılar, doktor olan davalının görevini yaparken kusurlu eylemleri, hatalı teşhis ve tedavisi nedeniyle desteklerinin öldüğünü belirterek uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Şu durumda yerel mahkemece yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve açıklamalar gözetilerek, davalı hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, işin esası yönünden inceleme yapılarak yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.”
Aynı yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/14023, K. 2017/453, T. 23.1.2017
“…Davaya konu edilen olayda ………. Devlet Hastanesi’nde doktor olan davalının, görevini gereği gibi yerine getirmediği belirtilerek tazminat isteminde bulunulmuştur. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, davanın idari yargı yerinde ve idareye karşı açılması gerekir. Davalıya husumet yöneltilemez. Şu durumda, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi yerine, işin esasının çözümlenmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.”
Devlet Hastanesine Karşı Dava Açma Süresi Ne Kadardır?
İdari eylemden doğan zararlarda önce idareye başvurmak gerekir. İdari Yargılama Usulü Kanununun 13 üncü maddesi bu başvuruyu zorunlu tutar. Zarar gören, eylemi öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvurur. Her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıllık süre işler.
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.”
Başvurunun kısmen veya tamamen reddi hâlinde dava yolu açılır. İdare otuz gün içinde cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır. Bu tarihten sonra dava süresi içinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılır. Sürelerin kaçırılması, malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu tartışılmadan davanın reddine yol açar.
Adli yargı ile idari yargı ayrımı bu davalarda ilk kontrol noktasıdır. Devlet hastanesindeki tıbbi müdahaleden doğan zarar idari yargıda görülür. Özel hastanedeki uyuşmazlık ise asliye hukuk mahkemesinde ya da tüketici mahkemesinde çözülür. Yanlış yargı yerine açılan dava görev yönünden reddedilir ve zaman kaybı doğar.
Rücu ve Mesleki Sorumluluk Kurulu Nasıl İşler?
Tazminatı ödeyen idare, kusurlu personele rücu edebilir. Kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görevli sağlık personeli bakımından ayrı bir usul öngörülmüştür. Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 12 nci maddesi bu usulü düzenler. Buna göre rücu edilip edilmeyeceğine Mesleki Sorumluluk Kurulu karar verir.
Aynı madde, tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmasını da izne bağlamıştır. Soruşturma izni Mesleki Sorumluluk Kurulundan alınır. Bu düzenleme hastanelerin sorumluluğu bakımından tazminat yolunu kapatmaz. Zarar gören yine hastaneye karşı dava açabilir.
Malpraktis Davasında Özel Hastanelerin Sorumluluğu
Haksız Fiil Sorumluluğunun Unsurları Nelerdir?
Haksız fiil sorumluluğu Türk Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi bu zararı gidermekle yükümlüdür. İkinci fıkra ise ahlaka aykırı bir fiille kasten zarar vereni de sorumlu tutar. Özel hastanelerin sorumluluğu çoğu olayda bu hükümle sözleşme hükümlerinin birlikte uygulanmasından doğar.
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
Hukuka Aykırı Fiil
Sorumluluk için önce hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. Fiil olumlu bir davranış olabilir. Yapılması gereken bir hareketin yapılmaması da fiil sayılır. Kişi harekete geçmesi gerekirken hareketsiz kalmışsa ihmali davranış vardır.
Hastane bakımından hukuka aykırılık çoğunlukla özen yükümlülüğünün ihlalidir. Tıbbi standarda uymayan her davranış bu kapsamda değerlendirilir. Hasta hakları mevzuatına aykırılık da hastanelerin sorumluluğu için hukuka aykırılık oluşturur.
Kusur
Kusur, hukuk düzeninin onaylamadığı davranış biçimidir. Hukuka aykırı sonucu isteyerek gerçekleştiren kişi kasten hareket etmiş olur. Gerekli özeni göstermeyen kişi ise ihmalle sorumlu tutulur. Hekimin en hafif kusuru bile sorumluluk doğurur, çünkü vekilin özen borcu ağır kabul edilir. Kusur sorumluluğunun dayanağı Türk Borçlar Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasıdır.
Zarar
Tazminat, doğan zararın giderilmesini ifade eder. Zarar malvarlığında ortaya çıkabilir. Kişilik değerlerindeki eksilme ise manevi zarardır. Malpraktis olaylarında iki zarar türü birlikte istenebilir.
Malvarlığı ve Şahıs Varlığı Zararları
Sorumluluk hukukunda malvarlığı geniş yorumlanır. Hastanelerin sorumluluğu tartışılırken şu değerler dikkate alınır.
Taşınır ve taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkı.
Sınırlı ayni haklar.
Alacak hakları.
Fikri ve sınai haklar.
Zarar görenin çalışma gücü ve faaliyetleri.
Gelecekte elde edilmesi beklenen kazanç.
Kaybedilen gelir ihtimali.
Malvarlığındaki zarar bir fark hesabıyla bulunur. Zarar verici olaydan sonraki durum ile olay hiç gerçekleşmeseydi oluşacak durum karşılaştırılır. Aradaki eksilme tazmin edilecek zarardır.
Maddi Zarar ve Manevi Zarar
Malvarlığında eksilme varsa maddi zarar doğar. Maddi zarar somut belgelerle kanıtlanır. Tedavi giderleri, kazanç kaybı ve bakım masrafları bu kapsamdadır.
Manevi zarar ise haksız fiilin yol açtığı acı ve elemden doğar. Bu zarar çoğunlukla şahıs varlığına yönelen ihlallerde ortaya çıkar. Manevi zararın ispatı soyut verilere dayanır. Hâkim tazminat miktarını olayın ağırlığına göre belirler.
İlliyet Bağı
Tazminat için fiil ile zarar arasında illiyet bağı aranır. İlliyet bağı, zararın o fiil yüzünden doğduğunu ifade eder. Bağ kurulamazsa hastanelerin sorumluluğu doğmaz. Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru bu bağı kesebilir. Bu hâllerde zarar ile davranış arasındaki bağ kopmuş sayılır.
Hastane İşleticisinin Organizasyon Sorumluluğu
Hastane işleticisi yalnız tedaviye ilişkin kusurlardan sorumlu değildir. İşletici, organizasyon yükümlülüğüne aykırılıktan da sorumlu tutulur. Organizasyon kusuru, hizmetin kurumsal düzeyde kötü kurgulanmasıdır. Hastanelerin sorumluluğu bu yönüyle hekimin kişisel kusurundan bağımsızdır.
Hastanenin organizasyon yükümlülükleri şu başlıklarda toplanır.
Tıbbi organizasyonun kurulması ve sürdürülmesi.
Hekim, sağlık personeli ve destek personelinin uygun biçimde işe alınması.
Personelin sürekli kontrolü, gözetimi ve denetimi.
Meslek içi eğitim programlarının yürütülmesi ve sonuçlarının izlenmesi.
Organizasyon yükümlülüğü doğrudan hastanın korunmasına hizmet eder. Bu yükümlülüğün gereği gibi yerine getirilmemesi uygulama hatası sayılır. Temizlik, ısıtma ve sterilizasyon eksiklikleri somut örneklerdir. Yoğun bakım, nöbet ve sevk düzeninin kurulmaması da hastanelerin sorumluluğu kapsamında değerlendirilir.
Özel hastanelerin sorumluluğu, hekimin ve diğer sağlık personelinin hatalarından doğan zararları da kapsar. Bu sorumluluk Türk Borçlar Kanunundaki kusurlu ve kusursuz sorumluluk hükümleri içinde değerlendirilir. Hasta ile hastane arasında sözleşme kurulmuşsa 116 ncı madde de uygulama alanı bulur.
Adam Çalıştıran Sıfatıyla Hastanelerin Sorumluluğu
Türk Borçlar Kanununun 66 ncı maddesi adam çalıştıranın sorumluluğunu düzenler. Aynı Kanunun 116 ncı maddesi ise yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluğu içerir. Hastane işleticisi, yanında çalışan hekimin verdiği zarardan bu hükümlere göre sorumlu olur. Adam çalıştıranın sorumluluğu kusursuz sorumluluktur ve kurtuluş kanıtı dar tutulmuştur.
Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Doğan Sorumluluk
Türk Borçlar Kanununun 116 ncı maddesi, borcun ifasına katılan yardımcı kişilerin verdiği zararı borçluya yükler. Maddenin birinci fıkrası şöyledir. Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, hastane ile hasta arasında sözleşme kurulan hâllerde uygulanır.
Dışarıdan Çağrılan Hekimin Zararından Hastane Sorumlu mu?
Tedavi sürerken hastane dışından bir hekim çağrılabilir. Bu çağrıyı hasta da yapabilir, hastane işleticisi de yapabilir. Hastanelerin sorumluluğu, çağrıyı kimin yaptığına göre değişir.
Hekimi hasta çağırmışsa doğan zarardan hastane işleticisi sorumlu tutulmaz. Bu hâlde hastane yalnız kendi organizasyon kusurundan sorumlu olur.
Hekimi hastane çağırmışsa durum değişir. Bu hâlde adam çalıştıranın sorumluluğuna gidilebilir. Hastane ayrıca organizasyon kusurundan da sorumludur.
Sorumsuzluk Anlaşması Geçerli midir?
Hayır. Ağır kusur için önceden yapılan sorumsuzluk anlaşması kesin olarak hükümsüzdür; hekimlik gibi izne bağlı meslekte hafif kusur için de aynı sonuç geçerlidir. Türk Borçlar Kanunu‟nun sorumsuzluk anlaşmasını düzenleyen 115.maddesi şu şekildedir:“Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılananlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.” madde hükmü gereğince özel hastanenin hasta ile arasında yapacağı sözleşme ile kusurdan sorumlu olmayacağına yönelik anlaşmalar herhangi bir hüküm doğurmayacaktır.
Vekâletsiz İş Görmeden Doğan Sorumluluk
Özel hastane, acil hâllerde hastayı kabul etmek zorundadır. Ağır yaralı veya bilinci kapalı hastada önceden bir kabul sözleşmesi kurulamaz. Bu durumda tedavi vekâletsiz iş görme hükümlerine göre değerlendirilir. Hastanelerin sorumluluğu burada da özen borcuna aykırılık üzerinden kurulur.
Hastanenin Devri Hâlinde Devreden ve Devralan Şirketin Sorumluluğu
Hastane bir şirkete devredildiğinde eski borçların akıbeti sorun olur. Tıbbi hatadan veya organizasyon hatasından doğan borçlar da bu kapsamdadır. Dayanak, mülga Borçlar Kanununun 179 uncu maddesi ile yürürlükteki 6098 sayılı Kanunun 202 nci maddesidir. Buna göre devreden, devralanla birlikte iki yıl süreyle müteselsilen sorumlu kalır. Bu iki yıllık müteselsil sorumluluk 202 nci maddenin ikinci fıkrasında gösterilmiştir.
“Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır.
Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir. Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz.”
“… Hastanesi Özel Sağlık Hizm. Tic. ve San. Ltd. Şti.’ne devredildiğini, davacının 02.04.2010 tarihine kadar bu şirkette çalışmaya devam ettiğini, bu nedenle alacaklardan her iki şirketin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacağı ile ücret alacağının tahsilini talep etmiştir.” (Yargıtay Kararı – 22. HD., E. 2017/2300 K. 2017/6189 T. 27.3.2017)
Özel Hastanenin Sorumluluğuna İlişkin Yargıtay Kararı
Karara konu olayda hasta, özel bir hastanede burun ameliyatına alınmıştır. Ameliyat 01/06/2004 tarihinde yapılmıştır. Davacılar, narkoz verildikten hemen sonra hastanın durumunun kötüleştiğini ileri sürmüştür. İddiaya göre ameliyata derhâl son verilmesi gerekirken bir saatten fazla devam edilmiştir.
Davacılar hastanede yoğun bakım ünitesi bulunmadığını da öne sürmüştür. Hasta, yoğun bakımı olan başka bir hastaneye sevk edilmiş ancak oraya cansız ulaşmıştır. Olay tarihinde hasta 27 yaşındadır. Davacılar 30.000 TL maddi ve 90.000 TL manevi tazminat istemiştir.
Davalılar ise gerekli bütün tıbbi müdahalelerin özenle yapıldığını savunmuştur. Savunmaya göre hastada malign hipertermi gelişmiştir. Bu tablo anesteziye karşı çok nadir görülen aşırı duyarlılıktır. Davalılar hastanede yoğun bakım ünitesi bulunduğunu da belirtmiştir. Savunmaya göre bu tabloyla ilgili önceden yapılabilecek bir tetkik bulunmamaktadır.
Mahkeme, Adli Tıp Kurumu raporlarını esas alarak davayı reddetmiştir. Karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay ise hastanelerin sorumluluğu bakımından incelemeyi eksik bulmuştur.
Dairenin Uyuşmazlığı Hukuken Nitelendirmesi
Daire önce uyuşmazlığın hukuki niteliğini belirlemiştir. Dava, hekimlerin ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkindir. Olguları hukuken nitelendirmek ve uygulanacak hükmü bulmak hâkimin görevidir. Bu görev 1086 sayılı HUMK un 76 ncı maddesi ile 6100 sayılı HMK nın 33 üncü maddesinde düzenlenmiştir.
Daireye göre dava, vekillik sözleşmesinden doğan özen borcuna aykırılığa dayanır. Dayanak hükümler mülga Borçlar Kanununun 386 ve 390 ıncı maddeleridir. Vekil, ulaşmak istediği sonuçtan değil, gösterdiği özenden sorumludur.
Vekilin sorumluluğu işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Bu kural mülga Borçlar Kanununun 390 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorundadır ve hafif kusurundan bile sorumludur. Aynı esas mülga Borçlar Kanununun 321 inci maddesinin birinci fıkrasından çıkarılır.
Hekim yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübesine göre beklenen dikkati de göstermek zorundadır. Hekim hastanın durumuna değer vermeli ve tıp biliminin kurallarını uygulamalıdır. En küçük tereddüt hâlinde gerekli araştırmayı yapmalı ve koruyucu önlemleri almalıdır.
Tedavi yöntemi seçilirken hastanın ve hastalığın özellikleri gözetilir. Hekim hastayı gereksiz risk altına sokmaktan kaçınır ve en güvenli yolu tercih eder. Karar bu noktada doktrine atıf yapmıştır. Gösterilen kaynak Tandoğan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Ank. 1982, Sh. 236 vd. olarak belirtilmiştir. Titiz özen göstermeyen vekil, mülga Borçlar Kanununun 394 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılır.
Bilirkişi Raporlarının İçeriği
Dosyadaki 02/01/2010 tarihli raporda ölüm nedeni malign hipertermiye bağlanmıştır. Raporda, ilgili kurulun 29.6.2005 tarih ve 1698 sayılı kararına atıf yapılmıştır. Rapora göre ameliyat öncesi hazırlık yeterli ve yerindedir. Hastaya elektrokardiyogram çekilmiş, kan biyokimyası ve tam kan sayımı yapılmıştır.
Rapor, ameliyat öncesi muayenede risk göstergesi bulunmadığını belirtmiştir. Malign hipertermide aile öyküsü ve önceki anestezi deneyimi güvenilir bilgi vermez. Bu hastaların yaklaşık yarısında önceki anestezilerde sorun yaşanmamıştır.
Anestezi kaydı 01/06/2004 tarihlidir. Kayda göre işlem saat 10.30 da başlamıştır. Hasta sorunsuz entübe edilmiştir. Erken uyarı bulgusu olan kas sertliği görülmemiştir. Saat 11.00 de kalp hızı 50/dk düzeyine inmiş ve atropin uygulanmıştır. Bu tablo, hastalıkta beklenen kalp hızı artışının tersidir ve tanıyı zorlaştırmıştır.
Yaklaşık bir buçuk saat sonra hastada tansiyon düşüklüğü gelişmiştir. Ameliyat yarıda kesilmiş ve cerrahi alan kapatılmıştır. Saat 12.00 de bütün anestezik ilaçlar kesilmiştir. Ardından yüzde 100 oksijen tedavisine geçilmiştir. Saat 12.02 de yapılan tahlil bu tanıyı desteklemiştir.
Ameliyat Sonrası Tedavi ve Sevk Değerlendirmesi
Rapora göre tanı konulur konulmaz ilaçların kesilmesi yerindedir. Yüzde 100 oksijen verilmesi ve soğutma işlemi de uygun bulunmuştur. Tedavide klasik olarak dantrolen sodyum önerilir. Bu ilaç o tarihte ülkemizde ruhsatlı değildir ve özel hastanelerde bulundurulması zorunlu ilaçlar arasında yer almamaktadır. Rapor, sevkte gecikme bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Rapor, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine de değinmiştir. Yönetmelik hastane eczanelerinde gerekli ilaçların bulundurulmasını öngörür. İthalat bulunmadığı için ilacın teminine ilişkin değerlendirme mahkemenin takdirine bırakılmıştır. İtiraz üzerine alınan 03/05/2012 tarihli genel kurul raporunda aynı hususlar yinelenmiştir.
Dosyadaki inceleme raporu ise farklı bir noktaya işaret etmiştir. Rapora göre tedavinin yoğun bakımda ve daha erken dönemde uygulanması daha uygun olabilirdi. Solunum cihazının değiştirilmesi ile kan gazı takibi tanı ve tedaviyi güçlendirebilirdi. Ceza soruşturması Cumhuriyet Başsavcılığının 2004/2768 numaralı dosyası üzerinden yürütülmüştür. Soruşturmada 30/03/2006 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkeme ise Adli Tıp Kurumu raporlarını hükme esas almıştır.
Bozma Gerekçesi
Daire, hükme esas alınan raporları yetersiz bulmuştur. Raporlar bulguların ne zaman başladığını ve zamanında anlaşılıp anlaşılmadığını açıklamamıştır. Tedavinin yeterliliği ile ameliyatın zamanında sonlandırılıp sonlandırılmadığı da gösterilmemiştir.
Raporlarda hastanın yoğun bakıma alınmamasının uygunluğu tartışılmamıştır. Sevk süresinin olağan olup olmadığı ve yoğun bakımın yeterliliği de değerlendirilmemiştir. Dosyadaki inceleme raporu hiç ele alınmamıştır. Bu nedenle raporlar hükme dayanak yapılamaz.
Daireye göre mahkemenin yapması gereken iş bellidir. Üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek uzmanlardan bir bilirkişi kurulu oluşturulmalıdır. Kurul, davalıların hukuki konumunu ve sorumluluğunu dosyadaki bütün delillerle birlikte değerlendirmelidir.
Rapor, yapılması gerekenle yapılan müdahaleyi karşılaştırmalıdır. Raporda ihmal ve hatanın bulunup bulunmadığı gerekçeleriyle gösterilmelidir. Denetime elverişli rapor alınmadan verilen hüküm usul ve yasaya aykırıdır. Karar bu nedenle bozulmuştur.
Malpraktis Davasında Zamanaşımı ve Dava Süreleri
Özel hastaneye karşı açılacak davada süre, dayanılan hukuki sebebe göre değişir. Sözleşmeye aykırılığa dayanılıyorsa genel zamanaşımı süresi uygulanır. Türk Borçlar Kanununun 146 ncı maddesi bu süreyi on yıl olarak belirler. Haksız fiile dayanılıyorsa Kanunun 72 nci maddesindeki süreler işler.
Haksız fiilde zarar gören, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde dava açar. Her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık süre uygulanır. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa daha uzun olan ceza zamanaşımı süresi geçerli olur. Devlet hastanesinde ise hastanelerin sorumluluğu için idari başvuru ve dava süreleri ayrı işler.
“Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.”
Malpraktis Davasında Hangi Zararlar İstenebilir?
Maddi tazminat talebi somut kayıpları karşılar. Tedavi giderleri, ilaç ve protez bedelleri ile ulaşım masrafları bu kalemdedir. Geçici veya sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan kazanç kaybı da istenebilir. Ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı ile cenaze giderleri gündeme gelir.
Manevi tazminat ise duyulan acı ve elemin karşılığıdır. Hâkim bu bedeli olayın ağırlığına ve tarafların ekonomik durumuna göre takdir eder. Ağır bedensel zarar hâlinde hastanın yakınları da manevi tazminat isteyebilir. Bu imkân Türk Borçlar Kanununun 56 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Faiz talebi de dilekçede açıkça yazılır. Haksız fiilde faiz olay tarihinden, sözleşmeye dayanılan hâllerde temerrüt tarihinden işletilir.
Malpraktis Davasında İspat ve Bilirkişi İncelemesi
Malpraktis davalarında ispat yükü kural olarak zarar görene aittir. Hasta, tıbbi standarda aykırılığı ve illiyet bağını göstermek zorundadır. Buna karşılık aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini hastane ispat eder. Hasta dosyası, ameliyat notu ve anestezi kayıtları temel delillerdir.
Uyuşmazlığın teknik yönü bilirkişi incelemesiyle aydınlatılır. Mahkemeler Adli Tıp Kurumu raporlarına ya da üniversite öğretim üyelerinden oluşan kurullara başvurur. Rapor gerekçeli ve denetime elverişli olmalıdır. Yetersiz rapora dayanan hüküm bozulur ve hastanelerin sorumluluğu yeniden incelenir.
Delillerin toplanması davanın kaderini belirler. Hasta dosyasının tamamı, epikriz, tetkik sonuçları ve hemşire gözlem notları dosyaya getirtilir. Aydınlatılmış onam formunun tarihi ve içeriği ayrıca incelenir. Ceza soruşturması yürütülmüşse o dosya da hukuk mahkemesince istenir. Dava açılmadan önce delil tespiti istenebilir. Hasta dosyasının kaybolma ihtimali varsa bu yol tercih edilir.
Komplikasyon ile Malpraktis Arasındaki Fark Nedir?
Komplikasyon, tıbben öngörülen ve her özenli uygulamada ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçtur. Malpraktis ise özen yükümlülüğüne aykırı davranıştır. Komplikasyon varsa kural olarak tazminat sorumluluğu doğmaz. Ancak komplikasyon zamanında fark edilmemişse hastanelerin sorumluluğu yeniden gündeme gelir.
Komplikasyon savunmasının kabul edilmesi için iki şart aranır. Riskin hastaya önceden anlatılmış olması gerekir. Ayrıca komplikasyon ortaya çıktıktan sonra tıbbi gereklerin yerine getirilmiş olması gerekir. Aydınlatma yapılmamışsa rıza geçerli sayılmaz ve müdahale hukuka aykırı hâle gelir.
Hasta Hakları Yönetmeliği Hastanelere Hangi Yükümlülükleri Yükler?
Hasta Hakları Yönetmeliği, sağlık kuruluşlarına doğrudan yükümlülük yükler. Hasta bilgi isteme, kuruluşu ve personeli seçme, mahremiyet ve rıza haklarına sahiptir. Yönetmelik ayrıca her sağlık kuruluşunda hasta hakları biriminin kurulmasını öngörür. Bu birime yapılan başvuru, hastanelerin sorumluluğu bakımından delil değeri taşır.
İdari başvuru yolu dava hakkını ortadan kaldırmaz. Hasta, hasta hakları kuruluna başvurabilir ve aynı anda tazminat davası açabilir. Sağlık Bakanlığına yapılan şikâyet üzerine yürütülen inceleme dosyaya delil olarak sunulabilir. Bu belgeler organizasyon kusurunun ispatında kullanılır.
Özel Hastaneler Yönetmeliği ise ruhsat, kadro ve fiziki standartları belirler. Yoğun bakım yatağı, nöbetçi hekim ve zorunlu tıbbi cihaz koşulları bu düzenlemede yer alır. Standartlara aykırılık tek başına tazminat doğurmaz. Ancak zararla bağlantı kurulabiliyorsa organizasyon kusurunun göstergesi sayılır.
Malpraktis Davasında Hastanelerin Sorumluluğu Konusunda Avukat Desteği
Malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu bakımından uygulanacak hukuki yol, ilgili mevzuatın yanında somut olayın özelliklerine, mevcut belgelere ve varsa idari veya yargısal kararlara göre değerlendirilir. Bu nedenle genel nitelikteki internet içeriği, dosyaya özgü hukuki incelemenin yerine geçmez.
Malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu hakkında dosyanıza özgü bir değerlendirme talep ediyorsanız Online Hukuki Danışmanlık sistemi üzerinden görüşme planlayabilir veya hukuki soru formu üzerinden talebinizi iletebilirsiniz. Görüşmede sunulacak hukuki değerlendirme, paylaşılan bilgi ve belgelere göre yapılır.
Sağlık hukuku alanında mevzuatta ayrı bir uzmanlık unvanı tanımlanmamıştır. Avukatlık Kanunu ve diğer düzenlemelerde sağlık hukuku avukatı başlığı bulunmaz. Bu ifade, sağlık hukuku davalarında çalışan avukatı anlatan günlük bir kullanımdır.
Malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu ile bağlantılı diğer çalışmalarımız aşağıdadır.
Malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu, yapılan işleme ve hastanenin türüne göre değişir. Devlet hastanesinde idari yargı yolu, özel hastanede adli yargı yolu işler. Dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk gibi bir ön aşamanın bulunup bulunmadığı ayrıca kontrol edilir. Zamanaşımı süreleri de dayanılan hukuki sebebe göre ayrı ayrı hesaplanır.
Malpraktis davasında hastanelerin sorumluluğu incelenirken hasta dosyasının tamamı toplanır. Estetik amaçlı girişimlerde eser sözleşmesi hükümleri uygulanabildiği için sonuç sorumluluğu tartışılır. Maddi ve manevi tazminat talepleri aynı davada birlikte ileri sürülebilir. Hekimin kişisel kusuru varsa idare ödediği tazminatı rücu yoluyla isteyebilir.
Özel hastane aleyhine sözleşmeye aykırılık, haksız fiil, adam çalıştıran ve yardımcı kişi sorumluluğu hükümleri birlikte ileri sürülebilir. Dava adli yargıda açılır. Dayanılan hukuki sebep zamanaşımı süresini de belirler.
Özel hastaneyle yapılan tedavi sözleşmesinden doğan tazminat davasında on yıllık mı beş yıllık mı süre uygulanır?
Uygulamada çoğunlukla Türk Borçlar Kanunu m. 146'daki on yıllık genel zamanaşımı esas alınır. Tedavi sözleşmesi vekâlete benzetildiği için m. 147'deki beş yıllık süre de tartışılır. Süre konusunda yargı kararlarına bakılması ve dosyaya özgü değerlendirme yapılması gerekir.
Hayır. Ağır kusur için önceden yapılan sorumsuzluk anlaşması kesin olarak hükümsüzdür. Hekimlik gibi izne bağlı bir meslekte hafif kusur için yapılan anlaşma da geçerli değildir.
Hekimin müdahalesi komplikasyonla sonuçlanırsa hastane yine de sorumlu tutulur mu?
Komplikasyon tek başına hastanenin sorumluluğunu doğurmaz. Müdahale özensiz yapılmışsa veya hastaya riskler anlatılıp onam alınmamışsa hastane sorumlu olabilir. Devlet hastanesinde bu durum hizmet kusuru olarak incelenir.
Sağlık Hukuku
SAĞLIK MESLEK MENSUPLARINA RÜCU
Sağlık meslek mensuplarına rücu, bir sağlık çalışanının görevini ihmal etmesi veya hatalı tedavi sonucunda ortaya çıkan zararın, öncelikle sigorta şirketi ya da Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanması halinde, ödemeyi yapan kurumun bu tutarı kusurlu sağlık çalışanından geri alma hakkını ifade eder. Uygulamada doktora rücu olarak da adlandırılan bu mekanizma, kusur, zarar ve neden-sonuç ilişkisi…