Malpraktis (hatalı tıbbi müdahale), bir sağlık uzmanının mesleki görevlerini yerine getirirken ihmal, hata, dikkatsizlik veya kötü niyetli davranışlar sonucu hastaya zarar vermesi olarak tanımlanır. MALPRAKTİS (HATALI TIBBİ MÜDAHALE) NEDİR?
Hatalı tıbbi müdahale, hekimin mesleki görevini yerine getirirken hastaya zarar vermesidir. Hukuk dilinde bu duruma malpraktis adı verilir. Zarar; ihmalden, dikkatsizlikten, bilgisizlikten veya deneyimsizlikten doğar. Bu yazıda hatalı tıbbi müdahale kavramını, hekimin ve hastanenin sorumluluğunu ve tazminat yollarını bulacaksınız. Yargıtay ve Danıştay kararlarından örnekler de metnin sonunda yer alır.
Kısa cevap: Hatalı tıbbi müdahale, hekimin veya sağlık kurumunun tıp kurallarına aykırı davranması yüzünden hastanın zarar görmesidir. Kamu hastanesinde önce idareye yazılı başvurulur. Başvuru, zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylemden itibaren beş yıl içinde yapılır. Sonra idare mahkemesinde tam yargı davası açılır.
Malpraktis ve Hatalı Tıbbi Müdahale Ne Demektir
Malpraktis kelime anlamıyla hatalı tıbbi müdahale demektir. Zaruri tedaviler kadar estetik operasyonlar da bu kapsama girer. Estetik işlemlerin büyük kısmı hastanın kendi tercihidir. Yine de hata riski her iki grupta da vardır. Hatalı tıbbi müdahale hastanın sağlığında kalıcı zarar bırakabilmektedir. Bu nedenle konu hem tazminat hem ceza hukuku ile ilgilidir.
Türk Tabipler Birliği (TTB) Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’ nın 13. Maddesinde “Bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir” denilerek malpraktis (hatalı tıbbi müdahale) tanımlanmıştır.
Hatalı Tıbbi Müdahale Sorumluluğu Nasıl Doğar
Malpraktis sorumluluğu birden çok hukuk alanına yayılır. Hekimler tıbbi müdahalede belirli bir özen göstermek zorundadır. Meslek standartlarına uymak da aynı ölçüde önemlidir. Hatalı tıbbi müdahale sonucunda özel hukuk sorumluluğu doğar. Kamu hastanelerinde ise idarenin sorumluluğu gündeme gelir. Her iki yolun usulü ve görevli mahkemesi farklıdır.
Hekimin Hatalı Tıbbi Müdahale Sorumluluğu
Sık Sorulan Sorular
Kamu hastanesindeki hatalı tıbbi müdahale için kime dava açılır?
Görevle bağlantılı zararlarda dava hekime değil idareye yöneltilir. İdare, ödediği tazminatı kusurlu hekime rücu edebilir. Önce idareye yazılı başvuru yapılır. Red veya cevapsızlık hâlinde idare mahkemesinde tam yargı davası açılır.
Doktor hatası için idareye başvuru süresi ne kadardır?
Zararı öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl içinde başvurmanız gerekir. Eylem tarihinden itibaren beş yıl geçmişse başvuru hakkı kalmaz. İdare otuz gün cevap vermezse istem reddedilmiş sayılır.
Özel hastanedeki hata için tazminat zamanaşımı kaç yıldır?
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2015 yılında mezunu olmuştur. Türk ve Alman vatandaşıdır. Cumhuriyet Üniversitesi Yüksek Lisans eğitimi almıştır. Ayrıca Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Marka-Patent-Fikri Sınai Haklar eğitimi sertifikasına sahiptir. 2016 yılından itibaren Ankara Barosu mensubu olup 2022…
Google aramalarında ve yapay zeka özetlerinde yazılarımızı öncelikli görmek için sitemizi tercih ettiğiniz kaynaklara ekleyebilirsiniz.
Hekimin sorumluluğu üç ölçüte dayanır. Birincisi mesleki standartlara uygun davranmaktır. İkincisi hastaya karşı özen göstermektir. Üçüncüsü etik kurallara uymaktır. Bu üç ölçütten birinin ihlali hatalı tıbbi müdahale iddiasına yol açar.
Hekim, meslektaşlarının kabul ettiği yöntemleri izlemek zorundadır. Tedavi protokolleri ve dikkat standartları da bu kapsamdadır. Standart dışına çıkan uygulama malpraktis iddiasının temelini oluşturur. Mahkeme bu noktada bilirkişi görüşüne başvurur.
Hekim doğru teşhis koymakla yükümlüdür. Tedavi sürecinde de gerekli özeni göstermek zorundadır. Yanlış teşhis ve gereksiz tedavi hatalı tıbbi müdahale iddiasını doğurur. Hastanın zararı ile hekimin davranışı arasında bağ kurulmalıdır.
Hekim, müdahalenin risklerini hastaya anlatmalıdır. Yan etkileri, alternatifleri ve olası sonuçları da açıklamalıdır. Hasta bilgi eksikliği yüzünden zarar görmüşse sorumluluk doğar. Bunun yanında şu dört şart da birlikte aranır.
Birinci şart rızadır. Hastanın rızası bulunmalıdır. Acil hâllerde rıza aranmaz.
İkinci şart müdahaleyi yapan kişinin hekim olmasıdır. Hekim dışındaki kişinin yaptığı işlemde rıza baştan geçersizdir. Böyle bir olayda doğrudan ceza hukuku devreye girer. Ortada tartışılacak bir hatalı tıbbi müdahale kalmaz.
Üçüncü şart özen yükümlülüğünün ihlalidir. Hekim dikkat ve özen borcuna aykırı davranmış olmalıdır. Böylece hatalı tıbbi müdahale gerçekleşmiş sayılır.
Dördüncü şart zarardır. Hasta maddi veya manevi bir zarara uğramış olmalıdır. Zarar yoksa tazminat da doğmaz.
Hekimin özel hukuktaki sorumluluğu iki temele dayanır. Birincisi sözleşme, ikincisi haksız fiildir. Aşağıda ikisini ayrı ayrı ele alıyoruz.
Sözleşmeden Doğan Tazminat Sorumluluğu
Hekim sözleşmenin gerektirdiği özeni göstermezse hasta, sözleşmeye aykırılığa dayanarak tazminat isteyebilir. Hekim ile hasta arasında bir sözleşme ilişkisi kurulur. Bazı hâllerde hastayı getiren üçüncü kişi de taraf olur. Taraflar yazılı belge imzalamamış olabilir. Hastanın başvurusu ve hekimin kabulü sözleşmeyi kurmaya yeter. Davranışla kurulan sözleşme de geçerlidir.
Bu ilişkiye uygulamada tıbbi müdahale sözleşmesi denir. Kanunlarda bu sözleşmeye özel bir düzenleme yoktur. Bu nedenle genel hükümler uygulanır. Türk Borçlar Kanunu hükümleri esas alınır. Duruma göre vekalet ya da eser sözleşmesi hükümleri devreye girer. Estetik operasyonlarda çoğu kez eser sözleşmesi tartışılır.
Hekim, sözleşme türü ne olursa olsun tıp biliminin standartlarına uymalıdır. Somut duruma uygun özeni göstermesi gerekir. Kararlarını makul bir hekim ölçüsüne göre vermelidir.
Haksız Fiilden Doğan Tazminat Sorumluluğu
Haksız fiil, hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar vermektir. Tıbbi müdahale kişinin beden ve ruh bütünlüğüne yönelir. Bu yüzden müdahale kural olarak bir hak ihlali sayılır. Hukuka uygunluk sebepleri bu ihlali ortadan kaldırır. Rıza ve tıbbi zorunluluk bu sebeplerin başında gelir.
Şartlar yoksa sonuç değişir. Hastanın rızası dışında yapılan işlem hukuka aykırıdır. Tıp biliminin verilerine aykırı işlem de aynı sonucu doğurur. Rızanın sınırının aşılması da hukuka aykırılık yaratır. Böyle bir olayda tazminat davasının dayanağı haksız fiildir. Hekimle doğrudan sözleşme kurulmamışsa bu yol tek seçenek olur.
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
Hastanelerin Sorumluluğu Nasıl Doğar
Hatalı tıbbi müdahale olaylarında hastanenin sorumluluğu da gündeme gelir. Özel hastanelerde hastaneye tam kabul sözleşmesi kurulur. Devlet hastanelerinde ise idarenin sorumluluğu tartışılır. Burada hizmet kusuru kavramı öne çıkar. Bu sorumluluk türlerinde muhatap doğrudan hekim değildir.
Dava idareye ya da hastane işletmesine yöneltilir. Devlet, zararı ödedikten sonra hekime rücu eder. Özel hastanelerde ise iç düzenlemeler belirleyici olur. İdareye karşı açılacak dava zararın tazminini konu alır. Rücu hakkı her hâlde saklı kalır. Hekime rücu davaları yazımız bu konuyu ayrıca anlatır.
İdari yargıda bu davalara tam yargı davası denir. Tam yargı davası, idarenin işlem veya eyleminden doğan zararı konu alır. Dava açmadan önce idareye başvuru şartı vardır. Süreler İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alır.
Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı Süreleri
Görevli mahkeme, hizmeti veren kuruma göre değişir. Kamu hastanesindeki hatalı tıbbi müdahale iddiası idari yargıya gider. Orada açılacak dava tam yargı davasıdır. Önce ilgili idareye başvuru şarttır. İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesi bu başvuruyu düzenler. Süre, zararı öğrenmenizden itibaren bir yıldır. Her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl geçmemelidir. İdare otuz gün içinde cevap vermezse istem reddedilmiş sayılır. Bundan sonra dava açma süresi işlemeye başlar.
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.”
Özel hastane ve serbest çalışan hekim için yol farklıdır. Bu uyuşmazlıklar adli yargıda görülür. Yargıtay, özel hastane ile hasta arasındaki ilişkiyi tüketici işlemi olarak kabul etmektedir. Bu kabul görevli mahkemeyi tüketici mahkemesi hâline getirir. Tüketici mahkemesinde görülen davalarda arabuluculuk dava şartıdır. Bu şart 1 Eylül 2023 tarihinde yürürlüğe girdi. Sağlık hukukunda arabuluculuk yazımız süreci ayrıntılı anlatır.
Zamanaşımı süresi talebin dayanağına göre değişir. Sözleşmeye dayanan alacakta genel süre on yıldır. Haksız fiile dayanan talepte süre iki yıldır. Bu iki yıl, zararı ve failini öğrendiğiniz günden işler. Her hâlde fiil tarihinden itibaren on yıl sınırı vardır. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır. Bu durumda süre çoğu kez daha uzun olur.
“Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.”
Kamu hastanesi ile özel hastane veya serbest hekim aleyhine açılacak davanın temel farkları aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:
Konu
Kamu Hastanesi
Özel Hastane veya Serbest Hekim
Yargı yolu
İdari yargı (tam yargı davası)
Adli yargı
Dava öncesi şart
İdareye yazılı başvuru (İYUK m. 13)
İdareye başvuru yoktur; tüketici mahkemesinde görülecek davada önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır (6502 s. K. m. 73/A)
Süre
Başvuru için bir yıl, her hâlde eylemden beş yıl
Haksız fiilde iki yıl, her hâlde on yıl (TBK m. 72); sözleşmeye dayanan istemde süre tartışmalıdır (TBK m. 146: on yıl; m. 147/5: beş yıl)
Yanlış Teşhis Hangi Hâllerde Hata Sayılır
Teşhis, muayene ve tetkik sonucunda hastalığın belirlenmesidir. Tıp hukukunda kesin ve mutlak bir teşhis kavramı yoktur. Teşhis, hekimin bir değerlendirme sürecidir. Yine de hekimin doğru teşhis koyma yükümlülüğü vardır. Ölçüt, hekimin uzmanlık alanı ve hastalığın gerektirdiği standartlardır.
Mahkeme teşhis hatasını bilirkişi eliyle araştırır. Bilirkişi, olay anındaki koşulları esas alır. Hekimin o anda elindeki imkânlar da hesaba katılır. Her olayın kendine özgü koşulları vardır. Bu yüzden dosya ayrıntılı incelemeyi gerektirir.
Yargıtay, teşhis hatasının Adli Tıp Kurumu raporuyla saptanmasını arar. Kanaatimizce illiyet bağı da bilirkişi raporuyla ortaya konmalıdır. Hatalı tıbbi müdahale ile zarar arasındaki bağ kurulmazsa dava reddedilir.
Yanlış Tedavi ve Sonrasındaki Durum
Teşhisin ardından tedavi süreci başlar. Bu aşamadaki hatalar da malpraktis sayılır. Sonuçta hekimin hukuki ve cezai sorumluluğu birlikte doğar.
Hekim doğru teşhis koymuş olabilir. Buna rağmen uyguladığı tedavi güncel tıbbi verilere uymayabilir. Tedavi yetersiz de kalabilir. Bazen yöntemin tamamı hatalıdır. Tıp bilimi teknolojiye bağlı olarak sürekli gelişir. Bu yüzden hekimden yeni yöntemleri izlemesi beklenir.
Yargıtay kararlarına yansıyan tedavi hatalarına birkaç örnek verelim. Hekimin uzmanlık alanı dışındaki bir cihazı kullanması ilk örnektir. Acil servise gelen hastaya telefonla talimat vererek tedavi yaptırması ikinci örnektir. Travma geçiren hastayı gözlem altına almadan taburcu etmesi üçüncü örnektir. Ameliyatta vücutta gazlı bez unutması dördüncü örnektir. Burun ameliyatında kırık iğne ucu bırakması beşinci örnektir. Test yapmadan penisilin uygulaması ise altıncı örnektir.
Hastane, sunduğu hizmete uygun donanıma sahip olmalıdır. Personel düzeni de hizmetin gereğine uymalıdır. Hastane yönetimi hasta güvenliği için tedbir almakla yükümlüdür. Tıbbi müdahaleden doğan sorumlulukta yönetim birinci sıradadır. Uzman kadro, ameliyathane donanımı ve nakil ekipmanı bu kapsamdadır.
Anayasa, devlete beden ve ruh sağlığını koruma görevi verir. Kamu hastanelerinde mali kaynak sınırlıdır. Yargıtay, özel hastanelerin ticari nitelik taşıdığını belirtir. Bu nedenle özel hastanelerden daha yüksek bir özen beklenir.
Organizasyon kusuruna birkaç örnek verelim. Hastane yemeğinin bozuk olması ve hastanın zehirlenmesi ilk örnektir. Isıtma sisteminin çalışmaması ve hastanın durumunun ağırlaşması ikinci örnektir. Kompresin aşırı sıcak olması ve yanık oluşması üçüncü örnektir.
Hekimin Tedaviden Kaçınması veya Tedaviyi Geciktirmesi
Hekim hukuken tıbbi yardım yükümlülüğü altındadır. Yardımı reddetmesi tıbbi hata sayılır. Yardımı geciktirmesi de aynı sonucu doğurur. Bu hata sözleşmeye aykırılık ya da haksız fiil oluşturur. Ceza hukukunda ise kasıt veya taksir tartışması başlar.
Bir olayda ortopedist hastanın parmağını ameliyat etti. Sonrasında klinikten uzak kaldı ve yerine hekim bırakmadı. Hastanın parmağı bu yüzden kesildi. Mahkeme hekimi kusurlu buldu.
Kamu hastanesinde çalışan personel kamu görevlisi konumundadır. Görevlerinin kaynağı doğrudan kanun hükmüdür. Görevini yerine getirmeyen personel ihmal etmiş olur. Bu davranış Türk Ceza Kanununun 257. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Doktor hatasından doğan tazminat talebini sağlık hukuku düzenler. Hasta ya da yakınları bu talebi ileri sürer. Talebin dayanağı ihmal, dikkatsizlik veya yanlış müdahaledir.
Tazminat için önce zararın ispatı gerekir. Hatalı tıbbi müdahale ile zarar arasındaki bağ da ortaya konmalıdır. Hekimin standart dışı davrandığına dair delil sunulmalıdır. İspat yükü kural olarak hastadadır. Bilirkişi raporu bu noktada belirleyici olur.
Hatalı Tıbbi Müdahale İddiası Nasıl İspatlanır
İspatın merkezinde bilirkişi raporu vardır. Mahkeme çoğu dosyada Adli Tıp Kurumundan rapor ister. Üniversite hastanelerinden de görüş ister. Rapor üç soruya cevap arar. Birincisi hekimin kusurlu davranıp davranmadığıdır. İkincisi zararın hangi eylemden doğduğudur. Üçüncüsü sonucun komplikasyon sayılıp sayılmadığıdır. Hasta dosyası, onam formu ve tetkik sonuçları rapora esas olur. Bu belgeleri dava açmadan önce hastaneden isteyin. Belgelerin eksikliği çoğu kez idare aleyhine yorum doğurur.
Malpraktis Davasında Tazminat Kalemleri
Hatalı müdahale hastanın durumunu ağırlaştırır. Yan etki doğurur. Uzuv kaybına yol açar. Psikolojik bunalım da yaratır. Ölüm dışındaki bu hâllerde şu kalemleri isteyebilirsiniz.
Tedavi giderleri
Kazanç kaybı
Çalışma gücü kaybı
Ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklanan zarar
Hastanın kendisinin veya ağır yaralanma, uzuv kaybı gibi durumlarda yakınlarının manevi tazminat talebi
Yanlış tedavi hastanın ölümüne yol açmışsa kalemler değişir. Bu durumda aşağıdaki kalemler gündeme gelir.
Ölüme kadar gerçekleştirilen tedavi giderleri
Ölüme kadar geçen sürece ilişkin çalışma gücü kaybı
Cenaze giderleri
Ölenin desteğinden yoksun kalanlar için destekten yoksun kalma tazminatı
Ölenin yakınlarının manevi tazminat talebi
Malpraktis Davasında Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir
Tazminat miktarını birçok etken belirler. Mahkeme bu etkenleri birlikte değerlendirir. Hesabı mahkeme bilirkişi eliyle yaptırır. Doktor hatası tazminatında öne çıkan ölçütler şunlardır.
İş Gücü Kaybı Oranı
Kişinin Yaşı
Kişinin Aylık Kazancı
Kusur Oranı
Yanlış Diş Tedavisinde Tazminat Sorumluluğu
Diş hekiminin hatalı tıbbi müdahale sonucu doğurduğu zarar da tazminat konusudur. Maddi ve manevi zararı birlikte isteyebilirsiniz. Tazminat miktarı önceden belli değil. Mahkeme somut zarara göre takdir eder. Ödemeyi mahkeme doğrudan hastaya ya da yakınlarına hükmeder.
Maddi tazminat, tedavi masraflarının karşılığıdır. Yalnızca belgelenen harcamalar bu kapsama girer. Belgesiz harcama için ödeme çıkmaz.
Manevi tazminat, hastanın çektiği acının karşılığıdır. Ölüm hâlinde hâkim yakınların acısını da hesaba katar. Bu kalemin miktarı hâkimin takdirine bağlıdır.
Estetik Ameliyatlarda Hatalı Tıbbi Müdahale
Estetik ameliyata hasta kendi isteğiyle girer. Rıza bu işlemlerde temel şarttır. Yine de beklenmeyen sonuçlar ortaya çıkar. Kabul edilen sınırın aşımı da istenmeyen etki doğurur.
İstenmeyen sonuçlar hastanın yaşam kalitesini düşürür. Günlük yaşamı da doğrudan etkiler. Bu nedenle tazminat sorumluluğunda bu etkiler ağırlık taşır. Örneğin burun estetiği sonrası konuşma güçlüğü yaşayan bir hastayı düşünelim. Bu hastanın işlevselliği ciddi biçimde zarar görür. Mahkeme miktarı belirlerken bu tabloyu göz önünde bulundurur.
Böyle olaylarda tıbbi ve hukuki süreç birlikte yürür. Mahkeme hastanın fiziksel sağlığı kadar yaşam kalitesini de tartar. Estetik işlemden doğan olumsuz sonuç, maddi ve manevi tazminat hesabında rol oynar.
Uygulamada malpraktis olayları sık görülmektedir. Hekimin gerekli dikkat ve özeni göstermemesi ilk sebeptir. Vakayı yeterince önemsememesi ikinci sebeptir. Gerekli araştırmayı yapmaması üçüncü sebeptir. Konuyla ilgili tıbbi uygulama hataları örneklerini inceleyebilirsiniz.
Hatalı Tıbbi Müdahale ile İlgili Diğer Hususlar
Hatalı tıbbi müdahale konusu birçok alt başlık içerir. Komplikasyon ayrımı bunların başında gelir. Hastanın onamı da ayrı bir başlıktır. Aşağıda bu iki konuyu ele alıyoruz.
Komplikasyon Nedir
Malpraktis ile komplikasyon ayrımı büyük önem taşır. Hekim, tedavi öncesinde olası zararlı sonuçları anlatmalıdır. Hasta bu sonuçlara bilerek onay vermelidir. Onay yoksa tıbbi işlem hukuken geçerli sayılmaz.
Komplikasyondan sorumluluk için iki şart vardır. Birincisi hastanın bilgilendirilmesidir. İkincisi hastanın hukuken geçerli onay vermesidir. Bütün komplikasyonları saymak çoğu zaman zordur. Yine de yüksek riskli olanlar mutlaka açıklanmalıdır. Önceden bildirilen ve kabul edilen komplikasyondan hekim sorumlu tutulmaz.
Hekimin sorumluluğu yalnızca kusurlu uygulamadan doğar. Mahkeme her olayda kusurun sonuca etkisini araştırır. Hâkim şu soruya cevap arar. Sonuç komplikasyon mu, yoksa hatalı tıbbi müdahale mi? Bu ayrım tazminatın kaderini belirler.
Ayrımda anahtar kavram öngörülebilirliktir. Öngörülebilirliği hekim ölçer ve değerlendirir. Konuyla ilgili komplikasyonda hekimin sorumluluğu yazımızı inceleyebilirsiniz.
Aydınlatılmış Onam Nedir
Onam, hastanın bilgi sahibi olarak verdiği rızadır. Hekim müdahale öncesinde gerekli tıbbi bilgiyi verir. Riskleri, faydaları ve yan etkileri açıklar. Alternatif yöntemleri ve tedavinin gerekliliğini de anlatır. Hasta bu bilgiler ışığında kararını verir. Onay gönüllü olmalıdır.
“Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.”
Onam hastayı karar sürecinin merkezine koyar. Süreç hasta ile hekim arasındaki iletişimden doğar. Böylece hasta kendi sağlığı hakkında bilinçli karar verir. Konuyu onam ve hasta hakları yazımızda ayrıntılı ele aldık.
Hatalı Tıbbi Müdahale Dosyasında Neler Toplanır
Dosyayı erken kurmak sonucu değiştirir. İlk belge hasta dosyasının tam örneğidir. İkincisi onam formudur. Üçüncüsü ameliyat ve anestezi notudur. Dördüncüsü tetkik ve görüntüleme sonuçlarıdır. Beşincisi reçete ve ilaç kayıtlarıdır. Altıncısı fatura ve ödeme belgeleridir. Yedincisi ise sonraki tedaviye ait raporlardır. Bu belgeleri yazılı dilekçeyle isteyin. Hastane vermezse mahkemeden celp talep edin. Belgeler geç gelirse bilirkişi eksik dosya üzerinden görüş verir. Eksik dosya çoğu kez hasta aleyhine sonuç doğurur.
“Sanığın aile hekimi olarak görev yaptığı, olay tarihinde ise … Bakımevi’nde acil nöbeti tuttuğu, 18 aylık bebek …’ın 08/03/2009 tarihinde … devlet hastanesine ateş, ishal ve kusma şikayetleri ile götürüldüğü, muayenesinin ardından reçete yazılarak evine gönderildiği, ölenin şikayetlerinin devam etmesi nedeni ile 09/03/2009 tarihinde ailesinin tekrar … Hastanesine başvurduğu, burada Isparta doğumevi acil polikinliğine başvuru önerisinde bulunulduğu…
ölenin ailesi tarafından 10/03/2009 tarihinde tedavisi için Isparta iline götürüldüğü sırada yolda öldüğü olayda; sanık hakkında başlatılan soruşturmada 4483 sayılı yasa uyarınca soruşturma izni verilmemesine dair kararın idari yargı merciince sanık hakkındaki soruşturmanın….
4483 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu kabul edilerek kusurlu bulunduğu gerekçesiyle taksirle öldürme suçundan yargılanmak üzere kaldırıldığı,….İhtisas Kurulu’nun 27/10/2010 tarihli raporunda; tıbbi belgelerde kayıtlı veriler ile otopside saptanan bulgulara göre çocuğun ölümünün akut gastroenterit, dehidratasyon ve komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,
Adli Tıp Raporu ve Dairenin Değerlendirmesi
Süt çocuğu döneminde mevcut olan kusma ve ishal gibi semptomların çocuğun genel durumunda hızla bozulmaya neden olabileceğinin tıbben bilinmesi ve otopside de deri turgür tonusunda bozulma ve göz kürelerinin dehidrate durumunda olduğunun da bildirildiği dikkate alındığında, çocuğun 09/03/2009 tarihinde sevk ile gönderildiği …Bakım Evinde yatırılarak izleme alınmaması ve dehidratasyona yönelik tedavisine başlanmamış olmasının bir eksiklik olduğunun mütalaa olunduğu,
… Tıp Fakültesi …Anabilim Dalı’nın 23/06/2011 tarihli raporunda;
Cilt turgor ve tonusunun hafif azalmış olduğu belirtilmiş bulunmasına göre, çocuğun ağır dehidratasyon tanısı alamayacağı, hafif veya orta derecede dehidratasyon tanısı konabileceği, bu durumdaki çocuk için yapılan ilaç önerisi, hastalıkla ilgili bilgilendirme ve poliklinik kontrolüne çağırılması işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, sanığın yaptığı işlemlerle ölüm arasında nedensellik bağı bulunmadığının bildirildiği, iki rapor arasında çelişki olması üzerine…Genel Kurulu’nun 03/05/2012 tarihli raporunda,
Ölenin akut gastroenterite bağlı dehitratasyon, intertisyel pnömoni ve gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğünün tespit edildiği, sanığın, kusma ve 10-15 kez ishal nedeniyle iki gündür hastaneye iki kez götürülme ifadesiyle bebeğin muayenesini ve tetkiklerini yaptığı, fakat yatırılarak izleme alınmaması ve dehidratasyona yönelik tedavisinin başlanmamış olmasının bir eksiklik olduğu, ancak bebeklik çağı gastroenteritlerin hızla ilerleyerek ölüme neden olabileceği tıbben bilindiğine göre….
Dolayısıyla mahkemenin kabulünde isabetsizlik bulunmadığı bebeğin kurtulmasının kesin olmadığı şeklindeki tespitinde malpraktis olgusunu değiştirmeyeceği ve sanığın meydana gelen ölümden sorumlu tutulmasını engelleyecek bir değerlendirme olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla…”
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının davalı idare bünyesinde faaliyet gösteren Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Göz Hastalıkları Servisi’nde katarakt tespiti üzerine 20.06.2004 tarihinde ameliyat edildiği, yapılan ameliyatta göz içine 30 numaralı mercek yerleştirildiği ve 21.06.2004 tarihinde taburcu edildiği,
Görme duyusunun giderek azalması üzerine yaklaşık 7 ay sonra başvurduğu özel bir hastanede tekrar ameliyat edilerek daha önce yerleştirilen merceğin 25 numara olanı ile değiştirildiği ve görme duyusuna tekrar kavuştuğu, bu nedenle ilk yapılan ameliyatın tıp kurallarına uygun yapılmadığı bu nedenle davalı idarenin hizmet kusuru ve ihmali nedeniyle duydukları üzüntü karşılığı 28.000 TL manevi tazminat istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesi’nce, davacının tedavisinde hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp Kurumu nezdinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olmakla birlikte ortaya çıkan sonuç dosya içeriği ile değerlendirilmeden önce uyuşmazlığın çözümü açısından” Hatalı Tıbbi Uygulama ” kavramının açıklanması gerekmektedir….
Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu
Davaya konu olayla ilgili olarak, İdare Mahkemesi’ne sunulan Adli Tıp 2. İhtisas Kurulu’nun 28.8.2013 gün ve 6654 karar no’lu Raporunda davacının hastalık ve tadavisine ait gelişim süreci anlatıldıktan sonra özetle; ” Hastaya konulan sağ göz katarakt cerrahisi endikasyonu ve uygulanan fakoemülsifikasyon + IOL implantasyonu ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyattan önce yapılan keratometrik ve biometrik ölçümlerle hastayı emetrop(gözlük kullanmayan) hale getirmek amaçlandığı halde, yapılan ölçümlerin kesin olmadığı…..şeklinde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
Uludağ Üniversitesi Hastanesi Göz Servisi tarafından düzenlenen davacıya ait hasta dosyası incelendiğinde; 17.06.2004 tarihinde sağ gözde görme azlığı nedeniyle muayenesinin yapıldığı, buna göre görmenin tashihle sağda 3 metreden parmak sayma mesafesinde, solda tam olduğu kaydedilmiş, ” sağ gözde katarakt ” tanısı konularak FAKO Emulsifikasyon ve arka kamara lens implantasyonunun önerildiği, biometrik ölçümde -1D kırılma kusuruna uygun olarak +30D arka kamara göz içi lensi tespit edilmiş ve 21.06.2004 tarihinde de lokal anestezi altında +30D göz içi lens implantasyonu yapıldığı ve 22.06.2004 günü önerilerle taburcu edildiği anlaşılmaktadır.
Davacının, 10.01.2005 tarihinde görme şikayetiyle bu defa özel bir sağlık kuruluşuna gittiği, burada yapılan fundus muayenesinde, non proliferatif diabetik retinopati ve hafif düzeyde makula ödemleri olduğu, iki göz arasındaki numara farkının gözlük kullanmasını ve net görmesini engellediği, sağ gözde yüksek miyopik bozukluk yaratan İOL’nin(göziçi lensi) değiştirilmesinin önerildiği ve 14.01.2005 tarihinde sağ gözdeki uygunsuz numaralı intraoküler lensin çıkarılarak, uygun numaralı PMMA intraoküler lensin arka kamaraya yerleştirildiği anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesi incelendiğinde, yapılan ikinci ameliyat sonrası görme duyusunun tekrar kazanıldığı, görme duyusunun yitirildiği zaman dilimi içinde çekilen acı ve ızdırap nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi kaybın tazmininin istenildiği anlaşılmaktadır.
Hasta Dosyasının İncelenmesi
Adli Tıp Kurumu tarafından sunulan raporun sonuç kısmı incelendiğinde; davalı idare bünyesinde sunulan sağlık hizmeti kapsamında lens yerleştirme operasyonu öncesi yapılan ölçümlerin hatalı olduğunun kabul edildiği, bu hatanın ” hastanın diabetik oluşu, ileri derecedeki katarakt nedeniyle göz dibinin seçilememesi ve var olan bir makula ödeminin ölçümü etkileyebileceğinden” kaynaklanabileceğinin ifade edildiği anlaşılmaktadır.
Davalı idare bünyesinde tutulan hasta kayıtları incelendiğinde, hastanın diabetik olduğuna ilişkin bilgiler bulunmadığı gibi ölçüm sonuçlarını doğrular başkaca testlerin de yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hastaya ait Adli Tıp Kurumu nezdinde hazırlanan raporda belirtilen tespitlerin, hastayı ikinci kez ameliyat eden özel sağlık kuruluşunca tespit edildiği yine tutulan hasta dosyasından anlaşılmaktadır.
Bu durumda hastaya ilişkin ameliyat öncesi göz önüne alınması gereken bilgilerin (doğru anamnez) davalı idare bünyesinde sunulan sağlık hizmetinde dikkate alınmayıp, aynı hususların diğer bir sağlık kuruluşunda dikkate alınması ve uygun tedavinin bu veriler ışığında sunulması, davalı idarenin sunduğu sağlık hizmetinin yukarıda açıklaması yapılan “
Danıştayın Vardığı Sonuç
Tıbbi Standart ” kavramıyla bağdaşmayacağı açıktır. Durum böyle olunca yukarıda açıklaması yapılan ” Tıbbi Uygulama Hatası ” kavramı dikkate alınarak hastada meydana gelen görme kaybına eksik ya da yanlış bir uygulama ile sebebiyet verildiği anlaşıldığından sunulan sağlık hizmetinin kusurlu yürütülmesi nedeniyle manevi tazminatın niteliği de dikkate alınarak tazminata hükmedilmesi gerekecektir……
Yukarıda belirtildiği üzere eksik inceleme sonucu verildiği anlaşılan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.”
Malpraktis Davalarında Sağlık Hukuku Avukatının Rolü
Sağlık hukuku mevzuatında sağlık hukuku avukatı diye ayrı bir unvan yoktur. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun da ayrı bir unvan getirmedi. Avukatlık Kanunu da ayrı bir düzenleme getirmez. Bu ifade, çalışmalarını sağlık hukukuna yoğunlaştırmış avukatı anlatır. Malpraktis davaları bu alanın merkezindedir. Hastane sorumluluğu, hekime rücu ve aydınlatma yükümlülüğü de aynı alandadır. Hatalı tıbbi müdahale iddiasında dosya hazırlığı teknik bilgi ister.
Hatalı Tıbbi Müdahale Konusunda Avukat Desteği
Akademik Hukuk ve Danışmanlık, sağlık hukuku alanında dava ve danışmanlık çalışması yürütmektedir. Malpraktis dosyalarında bilirkişi raporuna itiraz ve tazminat hesabı ayrı bir emek ister. Sorularınızı Online Hukuki Danışmanlık üzerinden iletebilirsiniz. Dosyanıza ilişkin kısa bir değerlendirme için ücretsiz soru formumuzu da kullanabilirsiniz. Bu yazı genel bilgi verir ve somut dosya için sonuç vaadi taşımaz.
Sağlık hukukuyla ilgili şu yazılarımız da süreçlerinizde yol gösterir.
Bu yazıda şu çalışmadan yararlandık. DEĞDAŞ, Ulaşcan, Hatalı Tıbbi Uygulamadan Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk. Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2018, C. 1, S. 6, ss. 41-65.
Haksız fiile dayanan talepte süre, zararı ve sorumluyu öğrenmeden itibaren iki yıl, her hâlde fiilden itibaren on yıldır. Özel hastanede hasta ile sözleşme ilişkisi de bulunabilir; sözleşmeye dayanan istemde süre tartışmalıdır. Fiil suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanır.
Hekim komplikasyon savunmasını hangi tıbbi kayıtlarla kanıtlar?
Hekim savunmasını hasta dosyasındaki muayene, ameliyat ve anestezi notlarına dayandırır. Aydınlatılmış onam belgesi de bu kayıtlar arasında yer alır. Mahkeme dosyayı bilirkişiye inceletir. Kayıtların eksik veya çelişkili olması hekimin savunmasını zayıflatabilir.
İmzaladığım onam formu hekimi sorumluluktan kurtarır mı?
Hayır, onam formu hekimi kusurlu uygulamanın sonuçlarından kurtarmaz. Form yalnızca bilgilendirilmiş rızanın delilidir. Hekim, önceden anlatılıp kabul edilen komplikasyondan sorumlu tutulmaz.
Hatalı tıbbi müdahale nedeniyle hekime ceza davası açılabilir mi?
Evet, fiil taksirle yaralama veya öldürme suçunu oluşturabilir. Taksirle yaralamada soruşturma kural olarak şikâyete bağlıdır. Bilinçli taksirle işlenen ağır neticeli yaralamada ise şikâyet aranmaz (TCK m. 89/5). Taksirle ölüme neden olmada iki yıldan altı yıla kadar hapis öngörülür.
Malpraktis davasında hangi tazminat kalemleri istenebilir?
Tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı ve manevi tazminat istenebilir. Ölüm hâlinde cenaze giderleri ve destekten yoksun kalma tazminatı da eklenir. Miktarı mahkeme bilirkişi hesabıyla belirler.
Sağlık Hukuku
SAĞLIK MESLEK MENSUPLARINA RÜCU
Sağlık meslek mensuplarına rücu, bir sağlık çalışanının görevini ihmal etmesi veya hatalı tedavi sonucunda ortaya çıkan zararın, öncelikle sigorta şirketi ya da Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanması halinde, ödemeyi yapan kurumun bu tutarı kusurlu sağlık çalışanından geri alma hakkını ifade eder. Uygulamada doktora rücu olarak da adlandırılan bu mekanizma, kusur, zarar ve neden-sonuç ilişkisi…