Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, hasta haklarının en vahim ihlallerinden biri olup, bu eylemin hukuki yansıması doğrudan özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğunu doğurur. Bu sorumluluğun hukuki zemini, hasta ile hastane arasında kurulan ve genellikle tam hastaneye kabul sözleşmesi olarak nitelendirilen, dahası güncel ve istikrar kazanmış Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları uyarınca artık bir tüketici işlemi olarak kabul edilen akdi ilişkiye dayanır; bu nedenle her özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, aynı zamanda akdi bir ihlaldir ve bu ihlalin kaçınılmaz sonucu özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu olarak tecelli eder.
Esasen bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, bir tıbbi uygulama hatası olmanın ötesinde, Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarında da vurgulandığı üzere hekimin en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulmasını gerektiren özen yükümlülüğünün ağır bir ihlalidir ve bu ağır ihlal, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu için yegâne temel teşkil eder. Dolayısıyla, bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat vakası, yalnızca bir tıbbi malpraktis durumu değil, aynı zamanda hastanenin organizasyonel ve akdi yükümlülüklerini yerine getiremediğinin de somut bir kanıtı olup, bu durum doğrudan özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu ilkesini harekete geçirir.
Hukuki süreçte, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat nedeniyle zarar gören hastanın tazminat taleplerinin hukuki dayanağı, tam olarak özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu prensibidir; zira özel hastanede yapılan hatalı ameliyat fiili ile özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu arasında kopmaz bir illiyet bağı mevcuttur. Tazminat davalarında kusurun ve zararın değerlendirilmesi, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat olgusunun varlığına odaklanır ve bu da özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu kapsamında ele alınır, çünkü her özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu için bir karine teşkil eder.
Unutulmamalıdır ki, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, hastanın beden bütünlüğüne yönelik haksız bir fiil teşkil ederken, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu ise bu fiilin yasal ve zorunlu bir neticesi olarak ortaya çıkmaktadır. Nihayetinde, bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat sonucunda ortaya çıkan zararın tazmini, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu gereğince sağlanır; bu nedenle özel hastanede yapılan hatalı ameliyat ve buna bağlı olarak tesis edilen özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu, tıp hukuku ve tüketici hukuku alanında hastanın korunması adına kritik bir öneme sahiptir.
İçindekiler
- Hatalı Ameliyat Kavramı ve Hukuki Çerçevesi
- Özel Hastanelerin Hukuki Sorumluluğu (TBK m. 66 ve Hizmet Kusuru)
- Hasta Hakları Yönetmeliği ve Aydınlatılmış Onamın Önemi
- Hastane – Doktor İlişkisi ve Sorumluluk Ayrımı
- Hatalı Ameliyatın Tespiti: Bilirkişi ve Adli Tıp Raporları
- Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Nedeniyle Maddi Tazminat Talepleri (Tedavi Masrafları, Çalışma Gücü Kaybı vb.)
- Manevi Tazminat Talepleri (Psikolojik Zarar, Yaşam Kalitesi Düşüşü)
- Özel Hastane Sigortalarının Rolü ve Sorumluluğun Paylaşılması
- Yargıtay Kararlarında Hatalı Ameliyat ve Tazminat Uygulamaları
- Dava Açma Süreci: Görevli–Yetkili Mahkemeler ve Usul
- Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Nedeniyle Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
- Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Konusunda Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
- Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Sonrası Özel Hastaneye Doğrudan Dava Açılabilir mi?
- Hatalı ameliyatı yapan doktor mu yoksa hastane mi sorumlu olur?
- Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?
- Hastane sigortası hatalı ameliyat nedeniyle doğan zararı karşılar mı?
- Yargıtay’ın Hatalı Tıbbi Müdahale Davalarındaki Değerlendirme Kriterleri
- ÖZEL HASTANEDE YAPILAN HATALI AMELİYAT KONUSU İLE İLGİLİ AVUKATA SORU SORABİLİRSİNİZ.
- AVUKATTAN ONLINE DANIŞMANLIK ALABILIRSINIZ.
Hatalı Ameliyat Kavramı ve Hukuki Çerçevesi
Genellikle “kötü uygulama” olarak tanımlanan malpraktis, hekimin güncel tıp biliminin standartlarına ve genel kabul görmüş uygulama kurallarına aykırı hareket etmesi, bilgi veya beceri eksikliği sergilemesi, özensiz davranması ya da hastaya gereken ilgiyi göstermemesi sonucu ortaya çıkan zararlı durumu ifade eder. Bu durum, kaçınılabilir bir hatayı temsil eder ve kusura dayanır. Bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, bu tanımın en somut örneklerinden biridir. Hukuki zeminde özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu durumunda, bu fiil borçlar hukukunda sözleşmenin kötü ifası olarak nitelendirilir.
Hekimin gerekli bilgi ve donanıma sahip olmaması veya tıbbi gelişmeleri takip etmemesi sonucu tıbbi standartlara uygun davranmamasıyla ortaya çıkar. Malpraktisin, kasten veya taksirle (ihmal) ortaya çıkması mümkündür. Malpraktis, komplikasyondan kesinlikle ayrılmalıdır; tıbbi müdahalenin doğasında var olan, tüm bilimsel standartlara uyulmasına ve gerekli tüm özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkması öngörülebilen ve engellenemeyen istenmeyen sonuçlardır. Komplikasyon, bir hata veya kusur değildir; tıbbın “izin verilen riski” kapsamında değerlendirilir.
Ancak hekimin bilgi ya da beceri eksikliği varsa, sonuç komplikasyon değil, malpraktis sayılır. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu temelinde; hekimin mesleki standartlara uymaması ve özensizlik göstermesi yatar. Komplikasyon ortaya çıktığında dahi, hekim özensizlik nedeniyle bunu fark edip yönetemezse hukuken sorumlu tutulur. Bu nedenle, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu incelemesinde hekimin eylemlerindeki özen düzeyi belirleyicidir.
Özel Hastanelerin Hukuki Sorumluluğu (TBK m. 66 ve Hizmet Kusuru)
Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat nedeniyle özel hastanelerin hukuki sorumluluğu, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bu sorumluluğun temelinde, hastanın hastaneye başvurduğu anda zımnen veya açıkça kurulan ve “hastaneye kabul sözleşmesi” olarak adlandırılan karma nitelikli bir hukuki ilişki yatar. Bu ilişki, vekalet, hizmet, eser ve satım sözleşmelerinin unsurlarını bünyesinde barındırır. Özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu da büyük ölçüde bu karmaşık sözleşmesel ilişkinin ihlalinden ve Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) düzenlenen haksız fiil ve kusursuz sorumluluk hallerinden kaynaklanmaktadır.
- Sözleşmeden Doğan Sorumluluk: Hasta ile özel hastane arasında kurulan “Hastaneye Kabul Sözleşmesi”, Borçlar Kanunu‘nda ismen düzenlenmemiş, atipik bir sözleşmedir. Bu sözleşme ile hastane, yalnızca tıbbi tedavi ve bakım gibi asli edimleri değil, aynı zamanda hastanın güvenliğini sağlama, hijyenik bir ortam sunma ve sırlarını saklama gibi yan edimleri de üstlenir. Bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, hastanenin bu sözleşmeden doğan asli edim yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal etmesi anlamına gelir ve sözleşmesel tazminat sorumluluğunu doğurur.
- Haksız Fiilden Doğan Sorumluluk: Taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi olmasa dahi, hukuka aykırı bir fiil ile bir başkasına zarar veren kişinin bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenleyen TBK m. 49, hastanelerin sorumluluğunun diğer temelini oluşturur. Örneğin, hastanenin organizasyon kusuru nedeniyle (kaygan zemin, arızalı asansör vb.) bir hasta yakınının zarar görmesi durumunda, aralarında sözleşme olmamasına rağmen hastanenin haksız fiil sorumluluğu gündeme gelir.
Türk Borçlar Kanunu, bazı durumlarda kişilerin kusurlu olmasalar dahi sorumlu tutulabileceği özel haller düzenlemiştir. Özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu açısından bu kusursuz sorumluluk halleri büyük önem taşır.
- Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (TBK m. 66): Bu ilkeye göre özel hastane, çalıştırdığı hekim, hemşire veya diğer personelin görevlerini yaptıkları sırada hastalara verdikleri zararlardan doğrudan sorumludur. Hastanenin bu sorumluluktan kurtulabilmesi için, çalışanını seçerken, ona talimat verirken ve onu denetlerken gerekli tüm özeni gösterdiğini ispatlaması gerekir. Buna “kurtuluş kanıtı” denir. Ancak, sağlık gibi hassas bir alanda bu kanıtı getirmek oldukça zordur. Dolayısıyla bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat neticesinde hastane, hekimin kusurundan dolayı genellikle sorumlu tutulur.
- Yardımcı Kişinin Fiillerinden Sorumluluk (TBK m. 116): Bu sorumluluk türü, sözleşmesel bir borcun ifası sırasında kullanılan kişilerin (ifa yardımcısı) eylemlerinden kaynaklanır. Hastaneye kabul sözleşmesi uyarınca hastane, tedavi borcunu ifa etmek için hekimi bir “ifa yardımcısı” olarak kullanır. TBK m. 116 uyarınca hastane, hekimin bu borcu ifa ederken hastaya verdiği zararlardan kusuru olmasa dahi sorumludur. Adam çalıştıranın sorumluluğundan farklı olarak, bu sorumluluk türünde bir “kurtuluş kanıtı” yoktur. Hastane, hekimi seçerken ve denetlerken ne kadar özen gösterdiğini ispatlasa dahi sorumluluktan kurtulamaz. Ayrıca, TBK m. 116/3 uyarınca, sağlık hizmeti gibi uzmanlık gerektiren ve izinle yürütülen faaliyetlerde sorumsuzluk anlaşması yapılamayacağı için, bu kural özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu açısından mutlak bir nitelik taşır.
Hasta Hakları Yönetmeliği ve Aydınlatılmış Onamın Önemi
Hasta Hakları Yönetmeliği, modern tıp hukukunun temelini oluşturan hasta odaklı yaklaşımın en somut yansımasıdır. Bu yönetmelik, hasta-hekim ilişkisini tek taraflı bir “tedavi etme” eyleminden çıkarıp, hastanın kendi bedeni ve geleceği üzerinde söz sahibi olduğu bir ortaklık ilişkisine dönüştürerek hastaların sağlık hizmetlerinden adil faydalanma, bilgilendirilme ve tıbbi özenin gösterilmesini isteme haklarını detaylıca düzenlemektedir.
Bu ortaklığın hukuki temelini ise “aydınlatılmış onam” ilkesi oluşturur. Aydınlatılmış onam, tıbbi müdahaleyi hukuka uygun kılan en önemli şarttır ve usulüne uygun alınmadığında, ciddi hak ihlallerine sebebiyet verebilmektedir. Bu nedenle, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat iddialarında, onam sürecindeki eksiklikler davanın seyrini tamamen değiştirebilecek bir güce sahiptir.
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 15. maddesi, hekimin hastayı aydınlatma yükümlülüğünün sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Bu bilgilendirme, hastanın tedavi sürecine ilişkin tam ve anlaşılır bir resme sahip olmasını sağlamalıdır. Aydınlatma kapsamında hastaya sunulması gereken temel bilgiler şunlardır:
- Hastalığın muhtemel sebepleri ve doğal seyri,
- Planlanan tıbbi müdahalenin kim tarafından, nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi,
- Mevcut diğer teşhis ve tedavi seçenekleri ile bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler,
- Tıbbi müdahalenin muhtemel komplikasyonları (izin verilen riskler),
- Hastanın tedaviyi reddetmesi durumunda ortaya çıkabilecek olası sonuçlar,
- Kullanılacak ilaçların temel özellikleri ve yan etkileri
Eğer bu bilgilendirme eksik yapılırsa ve komplikasyonlar açıklanmazsa, aydınlatma yetersiz sayılır ve hekimin sorumluluğu gündeme gelebilir. Bu eksiklik, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğunda hekimin kusurunu ispatlamak için önemli bir dayanak oluşturur. Rıza, müdahaleden önce veya esnasında, hastanın serbest iradesiyle ve yeterli aydınlatmayla verilmiş olmalıdır. Aksi takdirde, rıza hukuken geçersiz olur ve özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, hukuka aykırı bir müdahale olarak değerlendirilir.
Hasta, olası olumsuz sonuçların sorumluluğunu kabul ederek, tedaviyi reddetme veya durdurma hakkına da sahiptir (HHY md. 25). Tedaviyi genişletme, hastanın organ kaybı veya fonksiyon bozukluğu yaşaması tehlikesini gerektirmedikçe rıza gerektirir. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu vakalarının çoğunda, aydınlatmanın yetersizliği temel itiraz noktalarındandır.
Hastane – Doktor İlişkisi ve Sorumluluk Ayrımı
Bir hastanın özel bir hastaneye kabulüyle birlikte kurulan hukuki ilişkinin türü, olası bir tıbbi hata durumunda sorumluluğun kime yöneleceğini belirleyen en temel faktördür. Hastane ile hasta arasında imzalanan veya zımnen kurulan “hastaneye kabul sözleşmesinin” içeriği, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu ile hekimin şahsi sorumluluğunun sınırlarını çizer.
Özel hastanelerde hekimler kural olarak bir iş akdi çerçevesinde istihdam edilen işçilerdir. Hasta ile hekim arasındaki doğrudan sözleşmesel ilişki kural olarak kurulmaz; asıl sözleşme, hastaneye kabul sözleşmesi adı altında hasta ile özel hastane arasında kurulur. Bu sözleşmelerin tipine göre sorumluluk ayrımı yapılır:
| Sözleşme Türü | Açıklama | Sorumluluğun Dağılımı |
| Hekimlik Sözleşmesi Eklenmemiş Tam Hastaneye Kabul Sözleşmesi | Hastane, hem tıbbi tedavi hem de otelcilik (bakım, yatak, yemek) hizmetlerini tek bir paket olarak üstlenir. Hekim, hastanenin borcunu ifa ederken kullandığı bir “ifa yardımcısı” konumundadır. | Tıbbi hatadan kaynaklanan zararlarda hastanenin birincil sorumluluğu, TBK m. 116 uyarınca bir kusursuz sorumluluk halidir. Hasta, ayrıca hekime karşı haksız fiil (TBK m. 49) hükümlerine dayanarak ayrı bir dava açabilir. |
| Hekimlik Sözleşmesi Eklenmiş Tam Hastaneye Kabul Sözleşmesi | Hasta, hastane ile bakım hizmetleri için anlaşırken, tedaviyi yürütecek olan ve genellikle kendi seçtiği hekimle ayrıca bir hekimlik sözleşmesi yapar. | Tıbbi hatadan kaynaklanan zararlardan hem hastane (organizasyon ve bakım kusurları nedeniyle) hem de hekim (tedavi kusuru nedeniyle) müteselsilen (birlikte ve zincirleme) sorumlu olabilir. |
| Bölünmüş Hastaneye Kabul Sözleşmesi | Hastane sadece yatak, yemek, hemşirelik hizmetleri gibi otelcilik ve bakım hizmetlerini üstlenir. Tıbbi tedavi edimi ise tamamen hasta ile hastaneden bağımsız çalışan hekim arasındaki ayrı bir sözleşmenin konusudur. | Tedaviden kaynaklanan hatalarda sorumluluk yalnızca hekime aittir. Hastane ise sadece kendi uhdesindeki bakım ve organizasyon kusurlarından (örneğin, hijyen eksikliği, hatalı hemşirelik uygulaması) sorumlu tutulur. |
Hatalı Ameliyatın Tespiti: Bilirkişi ve Adli Tıp Raporları
Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat iddialarının tespit edilmesi, teknik ve bilimsel bilgi gerektiren bir süreçtir. Hukuk eğitimi almış bir hâkimin, yapılan bir ameliyatın tıp biliminin standartlarına uygun olup olmadığını, ortaya çıkan sonucun bir komplikasyon mu yoksa bir hata mı olduğunu veya zararla hekimin eylemi arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığını tek başına değerlendirmesi beklenemez. Bu nedenle, Adli Tıp Kurumu ve alanında uzman hekimlerden oluşan bilirkişi heyetlerinin hazırladığı raporlar, yargılamanın vazgeçilmez birer parçasıdır. Bu raporlar, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu konulu davalarda ispat faaliyetinin merkezinde yer alır ve hâkimin hukuki değerlendirmesine bilimsel bir zemin sunar.
Tazminat davalarında genel kural, “iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olduğu” ilkesidir. Bu doğrultuda, bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat nedeniyle zarar gördüğünü iddia eden hastanın (davacı), hem hatayı hem de bu hatadan kaynaklanan zararı ispat etmesi gerekir. Ancak tıp hukukunun kendine özgü yapısı, bu kurala önemli istisnalar getirmiştir:
- Aydınlatma Yükümlülüğünde İspat Yükünün Ters Çevrilmesi: Hastayı usulüne uygun olarak aydınlattığını ve hukuken geçerli bir onam aldığını ispatlama yükümlülüğü hekim ve hastaneye aittir. Eğer davalı taraf bunu ispatlayamazsa, müdahale hukuka aykırı kabul edilir.
- Ağır Dokümantasyon Hataları: Tıbbi kayıtların eksik, düzensiz veya hiç tutulmamış olması, ispat yükünün davalı hastane lehine yorumlanmasını engeller ve hastanın iddiasını güçlendirir.
- Organizasyon Kusurlarında İspat Kolaylığı: Hastane enfeksiyonu gibi doğrudan organizasyon kusuruna işaret eden durumlarda, hastanın ispat yükü hafifletilir ve hastanenin gerekli tüm önlemleri aldığını kanıtlaması beklenir.
Nitelikli bir bilirkişi raporu, aşağıdaki temel sorulara bilimsel ve tarafsız yanıtlar vermelidir:
- Yapılan tıbbi müdahale, güncel tıp biliminin standartlarına ve yerleşik uygulamalara uygun mudur?
- Ortaya çıkan olumsuz sonuç, hekimin veya hastanenin kusurundan kaynaklanan bir “malpraktis” midir, yoksa tüm özene rağmen ortaya çıkabilen bir “komplikasyon” mudur?
- Eğer bir komplikasyon mevcutsa, bu komplikasyon doğru ve zamanında yönetilmiş midir?
- Hekimin veya hastanenin eylemleri ile hastanın uğradığı zarar arasında doğrudan bir “illiyet (nedensellik) bağı” var mıdır?
Bilirkişi raporlarında mutlak bir illiyet bağı yerine, zararla eylem arasındaki uygun illiyet bağının açıklanması yeterli kabul edilir. Yargıtay’ın kararlarında, bilirkişi raporunun yetersizliği nedeniyle bozma kararı verdiği sıklıkla görülmektedir. Bu durum, yargılama sürecinde nitelikli ve kapsamlı bir bilirkişi incelemesinin ne denli hayati olduğunu göstermektedir.
Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Nedeniyle Maddi Tazminat Talepleri (Tedavi Masrafları, Çalışma Gücü Kaybı vb.)
Bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat sonucunda hastanın uğradığı zararın giderilmesinde maddi tazminat, en temel ve somut telafi aracını oluşturur. Maddi tazminatın temel amacı, haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık sonucunda hastanın malvarlığında meydana gelen mevcut ve gelecekteki eksilmeleri tam olarak karşılayarak, zarar verici olay hiç yaşanmamış olsaydı hasta hangi ekonomik durumda olacak idiyse, o duruma geri getirmektir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca bu talepler; tedavi giderleri, kazanç kaybı ve kalıcı zararlarda çalışma gücünün azalması veya yitirilmesi (güç kaybı) tazminatını kapsar. Bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat vakasında talep edilebilecek başlıca maddi zarar kalemleri şunlardır:
- Tedavi Giderleri: Hatalı müdahale nedeniyle zorunlu hale gelen ek ameliyatlar, ilaç masrafları, fizik tedavi ve rehabilitasyon giderleri, hastane ve doktor ücretleri gibi tüm sağlık harcamalarını kapsar.
- Kazanç Kaybı: Hastanın, hatalı müdahale sonrası tedavi ve iyileşme sürecinde çalışamaması nedeniyle mahrum kaldığı ücret, maaş veya ticari kazancı ifade eder. Bu, geçici iş göremezlik durumundan kaynaklanan somut bir kayıptır.
- Çalışma Gücünün Azalmasından veya Yitirilmesinden Doğan Kayıplar: Eğer hatalı müdahale hastada kalıcı bir sakatlık veya iş gücü kaybına yol açmışsa, bu durum hastanın gelecekteki kazanç potansiyelini de etkiler. Bu kalem, hastanın ömrünün sonuna kadar bu güç kaybı nedeniyle elde edemeyeceği varsayımsal gelirin peşin değer üzerinden hesaplanmasıyla belirlenir.
- Ekonomik Geleceğin Sarsılmasından Doğan Kayıplar: Hastanın kariyer olanaklarının veya mesleki ilerleme imkanlarının ortadan kalkması gibi daha soyut ancak ekonomik değeri olan gelecek kayıplarını kapsar.
Hatalı tıbbi müdahalenin hastanın ölümüyle sonuçlanması durumunda, maddi tazminat talebi hakkı hastanın yakınlarına (destekten yoksun kalanlara) geçer. Bu durumda talep edilebilecek başlıca kalemler şunlardır:
- Cenaze Giderleri: Defin ve cenaze töreni ile ilgili tüm makul masraflar.
- Tedavi Giderleri: Eğer ölüm hemen gerçekleşmemiş ve bir tedavi süreci yaşanmışsa, bu süreçte yapılan masraflar.
- Destekten Yoksun Kalma Tazminatı: Ölen kişinin, hayattayken maddi olarak destek olduğu eş, çocuk, anne-baba gibi kişilerin, bu destekten mahrum kalmaları nedeniyle uğradıkları geleceğe yönelik zarardır. Bu, en önemli maddi tazminat kalemlerinden biridir.
Maddi kayıpların telafisi olan bu kalemleri ele aldıktan sonra, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat nedeniyle hastanın ve yakınlarının yaşadığı manevi çöküntü, acı ve ızdırabın nasıl bir nebze olsun hafifletilebileceğini düzenleyen manevi tazminat konusunu incelemek gerekmektedir.
Manevi Tazminat Talepleri (Psikolojik Zarar, Yaşam Kalitesi Düşüşü)
Maddi tazminat, malvarlığındaki somut eksilmeleri gidermeyi hedeflerken, manevi tazminatın amacı tamamen farklıdır. Manevi tazminat, bir özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu sonucunda hastanın veya yakınlarının yaşadığı derin acıyı, elemi, ızdırabı, ruhsal çöküntüyü ve bozulan manevi dengeyi bir nebze olsun hafifletmeyi amaçlayan sembolik bir tatmin aracıdır. Bu tazminat, bir zenginleşme aracı değil, kişilik haklarına yapılan saldırının bir karşılığı olarak, adaletin tecellisine hizmet eden önemli bir hukuki müessesedir.
Hatalı bir ameliyatın bireyin yaşam kalitesinde, beden ve ruh bütünlüğünde yarattığı tahribat, manevi tazminat ile tanınır ve telafi edilmeye çalışılır. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu bağlamında bedensel bütünlüğün bozulması durumunda, Borçlar Kanunu m. 56 uyarınca uygun bir manevi tazminat miktarına karar verilebilir.
Bu madde, bir kişinin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi (ağır bedensel zarar) veya ölümü halinde, zarar görenin kendisine veya ölenin yakınlarına, olayın özelliklerini göz önünde bulundurarak hâkim tarafından uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilebileceğini düzenler. Bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat sonucu kalıcı sakatlık veya ciddi sağlık sorunları yaşayan bir hastanın talebi bu maddeye dayanır. Eğer hasta bu eylem sonucu vefat ederse, yakınları da manevi bütünlüklerinin bozulması nedeniyle manevi tazminat talep edebilir.
Ölüm veya bedensel bütünlüğün bozulması dışındaki kişilik hakkı zedelenmeleri için ise TBK m. 58 uygulama alanı bulur. Bu madde ise daha genel bir çerçeve çizer. Kişilik hakkı zedelenen bir kişinin, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceğini belirtir. Örneğin, ameliyat sırasında hastanın mahremiyetine özen gösterilmemesi, onur kırıcı ifadelere maruz kalması veya estetik ameliyat sonucunda sosyal hayatta küçük düşürücü bir görünüme sahip olması gibi durumlar bu madde kapsamında değerlendirilebilir.
Manevi tazminat miktarını belirlemek, hâkimin takdir yetkisi içinde olan bir konudur. Hâkim, bu yetkisini kullanırken somut olayın koşullarını dikkate alır ve keyfilikten uzak, hakkaniyete uygun bir denge kurmaya çalışır. Tazminat miktarının belirlenmesinde göz önünde bulundurulan başlıca kriterler şunlardır:
- Olayın ağırlığı ve meydana geliş şekli
- Tarafların (hastane ve hasta) sosyal ve ekonomik durumları
- Tarafların kusur oranı
- Zarar görenin duyduğu elem ve ızdırabın derecesi
- Ülkenin ekonomik koşulları ve paranın alım gücü
Özel Hastane Sigortalarının Rolü ve Sorumluluğun Paylaşılması
Tıbbi uygulama hatalarından kaynaklanan tazminat davalarının artması ve tazminat miktarlarının yükselmesi, hem hastaların haklarını güvence altına alacak hem de sağlık hizmeti sunucularını öngörülemeyen mali yüklerden koruyacak mekanizmalara olan ihtiyacı doğurmuştur. Bu ihtiyaca cevap olarak 1219 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle hekimler ve özel sağlık kuruluşları için “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası” getirilmiştir. Bu sigorta, özel hastanede yapılan hatalı ameliyat gibi durumlarda bir yandan hastanın zararının tazmin edilmesini garanti altına alırken diğer yandan hekim ve hastaneleri potansiyel olarak iflasa sürükleyebilecek ağır mali yükümlülüklerden koruyan kritik bir risk yönetimi aracıdır.
Bu sigorta, hekimlerin mesleki faaliyetlerini ifa ederken sebep oldukları zararlar nedeniyle kendilerine yöneltilen tazminat taleplerini, yargılama giderlerini ve faizleri teminat altına alır. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat ve özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu gündeme geldiğinde bu sigorta hem hekimi mali yükten korur hem de hastaların haklarının güvence altına alınmasını sağlar. Sigortanın hukuki temeli, hekimin göstermek zorunda olduğu özen yükümlülüğüdür.
Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, hekimin veya sağlık kuruluşunun mesleki faaliyeti sırasında neden olduğu zararları geniş bir çerçevede teminat altına alır. Sigortanın ana teminatları şunları içerir:
- Tazminat Talepleri: Sigortalının (hekim/hastane) mesleki faaliyeti esnasında verdiği zararlar nedeniyle kendisine yöneltilen maddi ve manevi tazminat talepleri, poliçe limitleri dahilinde karşılanır.
- Yargılama Giderleri ve Avukatlık Ücretleri: Sigortalı aleyhine açılan dava ile ilgili olarak yapılan mahkeme masrafları ve avukatlık vekalet ücretleri teminat kapsamındadır.
- Faiz ve Diğer Makul Giderler: Mahkeme tarafından hükmedilen yasal faiz ve davayla ilgili diğer makul giderler de sigorta şirketi tarafından ödenir.
Bu sigorta, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu doğduğunda, mali yükümlülüğün sigorta şirketine devredilmesini sağlar.
Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası, riskin dağıtılması ilkesine göre çalışır. Hekimler ve özel hastaneler, yıllık olarak belirlenen primleri ödeyerek, olası bir tıbbi hata durumunda ortaya çıkacak tazminat yükümlülüğünü sigorta şirketine devrederler.

Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat davası
Yargıtay Kararlarında Hatalı Ameliyat ve Tazminat Uygulamaları
Yargıtay kararlarında, hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkinin temelinin vekalet sözleşmesi olduğu kabul edilir. Bu, hekimin bir sonuç (mutlak iyileşme) taahhüt etmediği, ancak süreci en yüksek özen ve dikkatle yürütme borcu altında olduğu anlamına gelir. Ancak, estetik amaçlı tıbbi müdahaleler gibi belirli bir sonucun hedeflendiği durumlarda, ilişkiyi bir “eser sözleşmesi” olarak nitelendirmekte ve hekimin vaat edilen sonucu gerçekleştirme yükümlülüğü olduğunu belirtmektedir. Bu ayrım, kusurun değerlendirilmesinde temel bir fark yaratır.
Vekalet sözleşmesinin bir gereği olarak Yargıtay, hekimin “en hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu” ilkesini benimsemiştir. Hekim, mesleki tüm şartları yerine getirmek, güncel tıbbi bilgiyi takip etmek, hastanın durumunu zamanında ve doğru saptamak ve en güvenli tedavi yolunu seçmekle yükümlüdür. Bu yüksek özen standardı, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu davalarında temel ölçüttür.
Yargıtay içtihatları, aydınlatılmış onam konusuna büyük bir hassasiyetle yaklaşmaktadır. Usulüne uygun bir aydınlatma yapılmadan, hastanın riskleri ve alternatifleri tam olarak anlamadan verdiği rızayı hukuken geçersiz saymaktadır. Yetersiz aydınlatma, tıbbi müdahale başarılı olsa bile, tek başına bir sorumluluk nedeni olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat iddiası, onam sürecindeki eksiklikler nedeniyle haklı bulunabilir.
Yargıtay, bir zararlı sonucun tıp bilimi tarafından “komplikasyon” olarak kabul edilmesinin, hekimi veya hastaneyi otomatik olarak sorumluluktan kurtarmadığını vurgulamaktadır. Önemli olan, bu öngörülebilir riskin (komplikasyonun) ortaya çıkmasını engellemek için gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı ve komplikasyon ortaya çıktıktan sonra doğru ve zamanında müdahale edilip edilmediğidir. Komplikasyonun kötü yönetimi, başlı başına bir tıbbi hata (malpraktis) teşkil eder ve tazminat sorumluluğu sonucunu doğurur.
Önceki cevaplarda atıfta bulunulan Yargıtay ve Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararlarının künye bilgilerini düz metin olarak, kaynaklarda belirtilen şekliyle :
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) Kararları:
- Hukuk Genel Kurulu kararı: Esas No: 2013/1235, Karar No: 2015/849, Tarih: 25.02.2015. Bu karar, kusur kavramı hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Hukuk Genel Kurulu kararı: Esas No: 2009/13-393, Karar No: 2009/452, Tarih: 21.10.2009. Bu karar, hastaneye kabul sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda atıfta bulunulmuştur. Yargıtay, hasta ile özel hastane arasındaki sözleşmeyi, birçok edimi barındıran karma bir “Hastaneye Kabul Sözleşmesi” olarak tanımlamış; ancak hukuki sorumluluğun tespitinde, sözleşmenin en önemli edimi olan tıbbi hizmet nedeniyle vekâlet sözleşmesi hükümlerinin kıyasen uygulanmasını temel almıştır
- Hukuk Genel Kurulu kararı: Esas No: 2002/13-1011, Karar No: 2002/1047, Tarih: 11.12.2002. Bu karar, hekimin haksız fiil sorumluluğu hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Hukuk Genel Kurulu kararı: Esas No: 2014/13-566, Karar No: 2015/1339, Tarih: 13.05.2015. Bu karar, vakıf üniversite hastanelerinin yargı yolu (İdari Yargı görevi) konusunda atıfta bulunulmuştur.
Yargıtay Daire Kararları:
- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 1976/6297, Karar No: 1977/2541, Tarih: 07.03.1977. Bu karar, aydınlatılmış rıza ve hukuka uygunluk nedenleri hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararı: Esas No: 2012/8606, Karar No: 2012/13900, Tarih: 05.06.2012. Bu karar, komplikasyon ve kusur ayrımı hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 1991/8375, Karar No: 1991/14336, Tarih: 18.11.1991. Bu karar, vekalet akdi kurulma anı hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 1993/131, Karar No: 1993/2741, Tarih: 05.04.1883. Bu karar, estetik ameliyatların eser sözleşmesi niteliğinde olduğu konusunda atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 2011/11359, Karar No: 2012/12808, Tarih: yok. Bu karar, eser sözleşmesi ve ihbar/aydınlatma zorunluluğu hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 2013/31720, Karar No: 2014/6920, Tarih: 11.03.2014. Bu karar, vekalet sözleşmesi, özen borcu ve tıbbi standartlar hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 2013/30822, Karar No: 2014/10772, Tarih: 09.04.2014. Bu karar, vekalet sözleşmesi ve hekimin en hafif kusurdan sorumluluğu hakkında atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 2013/28826, Karar No: 2013/28592, Tarih: yok. Bu karar, vekalet sözleşmesi ve Tüketici Mahkemesi görevi konusunda Bölge Adliye Mahkemesi kararı kapsamında atıfta bulunulmuştur.
- Yargıtay 15. Hukuk Dairesi kararı: Esas No: 2018/5523, Karar No: 2019/801, Tarih: yok. Bu karar, eser sözleşmesinde sonucu garanti etme konusunda Bölge Adliye Mahkemesi kararı kapsamında atıfta bulunulmuştur.
Hasta ile özel hastane arasındaki sözleşme, hastane işleticisinin hem tıbbi hizmetleri hem de bakım, yedirip içirme gibi diğer mutad edimleri üstlendiği, karma yapıda ve tipik olmayan bir ilişki olan “Hastaneye Kabul Sözleşmesi” olarak tanımlanmıştır. Bu karma nitelikten doğan hukuki uyuşmazlıkların çözümü için Yargıtay, vekâlet sözleşmesi hükümlerinin kıyasen uygulanmasını temel almıştır. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat davalarında bu uygulamalar göz önünde bulundurulur.
Bu yaklaşım, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) Esas No: 2009/13-393, Karar No: 2009/452, Tarih: 21.10.2009 sayılı kararında açıkça belirtilmiştir. Bu karara göre, hasta ile özel hastane arasındaki sözleşme karma bir “Hastaneye Kabul Sözleşmesi” olarak tanımlansa da, hukuki sorumluluğun tespitinde sözleşmenin ana edimi olan tıbbi hizmet nedeniyle vekâlet sözleşmesi hükümlerinin kıyasen uygulanması esas alınmaktadır.
Estetik amaçlı tıbbi müdahaleler gibi, belirli bir sonucun hedeflendiği durumlarda, Yargıtay ilişkiyi “eser sözleşmesi” olarak nitelendirmektedir. Eser sözleşmesi, hekimin vaat edilen sonucu gerçekleştirme yükümlülüğünü doğurur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin Esas No: 2018/5523, Karar No: 2019/801 sayılı kararında da eser sözleşmesinde sonucu garanti etme konusuna atıfta bulunulmuştur.
Yargıtay, hekimin “en hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu” ilkesini benimsemiştir. Bu ilke, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin Esas No: 2013/30822, Karar No: 2014/10772, Tarih: 09.04.2014 sayılı kararında vurgulanmıştır. Yüksek özen standardı ve tıbbi standartlar ise Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin Esas No: 2013/31720, Karar No: 2014/6920, Tarih: 11.03.2014 sayılı kararıyla desteklenmiştir. Ayrıca, kusur kavramına ilişkin genel ilkeler, Yargıtay HGK’nın Esas No: 2013/1235, Karar No: 2015/849, Tarih: 25.02.2015 sayılı kararında ele alınmıştır.
Vakıf üniversite hastanelerinin yargı yolu (İdari Yargı görevi) konusundaki atıf ise Yargıtay HGK’nın Esas No: 2014/13-566, Karar No: 2015/1339, Tarih: 13.05.2015 sayılı kararında mevcuttur.

Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat
Dava Açma Süreci: Görevli–Yetkili Mahkemeler ve Usul
Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu nedeniyle açılacak tazminat davalarında adli yargı görevlidir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun‘un yürürlüğe girmesiyle, vekalet ve eser sözleşmelerinin tüketici işlemi sayılması nedeniyle, Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, bir bedel karşılığında sağlık hizmeti alan hasta “tüketici”, bu hizmeti sunan özel hastane ise “sağlayıcı” konumundadır.
Dolayısıyla, aralarındaki hukuki ilişki bir tüketici işlemidir. Bu nedenle, bir özel hastanede yapılan hatalı ameliyat iddiasıyla açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme artık Tüketici Mahkemesi’dir. Estetik müdahalelerden kaynaklanan ve eser sözleşmesi niteliğinde kabul edilen uyuşmazlıklar da bu kapsamdadır.
Devlet hastaneleri gibi kamu kurumlarının sunduğu sağlık hizmetleri bir kamu hizmeti niteliğindedir. Bu kurumlardaki hizmet kusuruna dayalı tam yargı davaları, adli yargıda değil, İdari Yargı’da (İdare Mahkemeleri) görülür.
Sözleşmeden doğan davalarda yetkili mahkeme ifa yeri mahkemesi (HMK m. 10), haksız fiilden doğan davalarda ise fiilin işlendiği yer mahkemesi yetkilidir (HMK m. 16). Sözleşmeye aykırılıkta zamanaşımı süresi 5 yıl (BK m. 147), haksız fiilde ise 2 ve 10 yıldır.
Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Nedeniyle Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Tıp hukukuna ilişkin teorik çerçeve ne kadar net olursa olsun, bu çerçevenin uygulamaya yansıması çeşitli zorluklar ve belirsizliklerle doludur. Hem özel hastanede yapılan hatalı ameliyat sonrası hak arama mücadelesi veren hastalar hem de mesleklerini giderek artan bir baskı altında icra eden hekimler, sistemin pratik işleyişinde önemli sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunların tespit edilmesi ve bunlara yönelik akılcı çözüm önerilerinin geliştirilmesi, hem hasta güvenliğini artırmak hem de adil bir sorumluluk dengesi kurmak için zorunludur.
Özellikle vakıf üniversitesi hastaneleriyle ilgili davalarda, davanın adli yargıda mı (Tüketici Mahkemesi) yoksa idari yargıda mı açılacağı konusunda Bölge Adliye Mahkemeleri arasında ortaya çıkan çelişkili kararlar, ciddi bir hukuki öngörülemezlik yaratmaktadır. Bu durum, hastaların hak arama sürecini uzatmakta ve maliyetini artırmaktadır. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat konularında bu husus ayrıca göz önünde bulundurulmalıdır.
Kamu hastanelerinde görevli bazı hekimlerin, gayriresmi olarak özel hastanelerde ameliyat yapması ve bu işlemlerin resmi kayıtlara başka bir hekim tarafından yapılmış gibi geçirilmesi, önemli bir sorundur. Bu uygulama, yukarıda bahsettiğimiz sözleşme türlerinin kasıtlı olarak belirsizleştirilmesine yol açar. Hasta, hekimiyle doğrudan bir “Hekimlik Sözleşmesi Eklenmiş” bir ilişki mi kurduğunu, yoksa hastane ile hekimin bağımsız olduğu bir “Bölünmüş Sözleşme” senaryosunun mu geçerli olduğunu ayırt edemez hale gelir. Bu durum, bir hata meydana geldiğinde özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu ile hekimin şahsi sorumluluğunun sınırlarını bulanıklaştırır ve hastanın doğru hasmı tespit ederek dava açmasını neredeyse imkansız kılar.
Tıp hukuku davalarının kaderini belirleyen bilirkişi raporlarında standart bir kalitenin yakalanamaması, önemli bir problemdir. Nitelikli, tarafsız ve dava konusu spesifik alanda uzman bilirkişi bulmadaki zorluklar ve raporların zaman zaman yetersiz veya çelişkili olması, adil yargılanma hakkını zedelemektedir.
Pek çok hasta, aydınlatılmış onamın hukuki önemini, tedavi sürecindeki kendi hak ve sorumluluklarını (örneğin, hekime doğru bilgi verme, tedaviye uyum gösterme) ve bir hata durumunda izlemesi gereken hukuki yolları yeterince bilmemektedir.
Bu sorunların giderilmesi için bütüncül bir yaklaşım gerekmektedir.
- Yargıtay içtihadı birleştirme kararı veya açık bir yasal düzenleme ile vakıf üniversitesi hastanelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme konusundaki belirsizlik kesin olarak giderilmelidir.
- Hekimlerin kamu ve özel sektördeki çalışma koşulları şeffaf ve hukuki bir zemine oturtulmalı, kayıt dışı ve etik dışı uygulamaların önlenmesi için Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan denetimler sıkılaştırılmalıdır.
- Hastanelerde hasta hakları birimlerinin daha proaktif çalışması sağlanmalı, hastalara hakları ve sorumlulukları konusunda yazılı ve görsel materyallerle daha etkin bilgilendirme yapılmalıdır.
- Adalet Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu iş birliğiyle, tıp hukukunun spesifik alt dallarında uzmanlaşmış, sürekli eğitim alan ve performansları denetlenen akredite bilirkişi listeleri oluşturulmalı ve raporlar için asgari kalite standartları belirlenmelidir.
Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Konusunda Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Özel Hastanede Yapılan Hatalı Ameliyat Sonrası Özel Hastaneye Doğrudan Dava Açılabilir mi?
Evet, hatalı bir tıbbi müdahale veya ameliyat nedeniyle zarara uğrayan hasta, doğrudan özel hastaneye dava açabilir. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat davasında özel hastanenin sorumluluğu, sözleşmenin türüne göre şekillenir:
- Hekimlik Sözleşmesi Eklenmemiş Tam Hastaneye Kabul Sözleşmesi: Bu durumda, hastane hem tedavi hem de bakım hizmetlerini tek başına üstlenir. Hekim, hastanenin borcunu ifa etmesi için kullandığı ifa yardımcısı konumundadır. Hekimin kusurlu fiilleri sözleşmeye aykırılık oluşturduğunda, hastane, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 116 uyarınca yardımcı kişilerin fiillerinden dolayı doğrudan sorumlu olur.
- Haksız Fiil Sorumluluğu: Özel hastane, hekimi çalıştıran sıfatıyla (işveren) TBK m. 66 uyarınca adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğuna tabidir. Çalışanın (hekimin) işi yürütürken üçüncü kişilere verdiği zararı hastane gidermekle yükümlüdür. Bu sorumluluk kusursuz sorumluluktur.
- Organizasyon Kusurları: özel hastanede yapılan hatalı ameliyat, özel hastanenin yanlış ameliyattan sorumluluğu durumunda, hastane tüzel kişiliğinin kendi kusuru (organizasyon kusurları) nedeniyle de doğrudan sorumluluğu gündeme gelir.
Dolayısıyla, hasta, ister sözleşmeye aykırılık (TBK m. 116), ister haksız fiil (TBK m. 66) temeline dayanarak olsun, oluşan zarar nedeniyle doğrudan özel hastaneyi davalı olarak gösterebilir.
Hatalı ameliyatı yapan doktor mu yoksa hastane mi sorumlu olur?
Hekim, mesleki özen yükümlülüğünü ihlal ederek hukuka aykırı ve kusurlu bir eylemde (malpraktis) bulunmuşsa, TBK uyarınca şahsen sorumlu olur. Hekim, vekâlet sözleşmesi gereği işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 396/1 md.).
Özel hastane, kural olarak hekimin fiilleri nedeniyle kusursuz sorumluluk esasına göre (TBK m. 66) veya sözleşmesel sorumluluk esasına göre (TBK m. 116) sorumlu olur. Eğer hastane ile hasta arasında doğrudan bir sözleşme varsa, hekim hastanenin ifa yardımcısıdır ve hekimin hatası hastanenin sözleşmeyi ihlali anlamına gelir. Burada hastanenin kusursuz ve sözleşmesel sorumluluğu söz konusudur.
Tazminat davasına konu olan hukuka aykırılık, tıbbi tedavi kaynaklı ise hem hastane hem de hekim davalı olabilir. Ortaya çıkan zarar, hekimin fiilleri ile oluşmuşsa, hekim ve hastane hastaya karşı müteselsilen (zincirleme) sorumlu olurlar. Hasta, tazminatın tamamını dilediği taraftan (hastaneden veya hekimden) talep edebilir.
Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?
Manevi tazminat, hastanın hatalı tıbbi müdahale nedeniyle yaşadığı fiziksel acı, elem, ıstırap, ruhsal çöküntü ve yaşam kalitesindeki düşüşü bir nebze de olsa telafi etmeyi amaçlar.
Türk Borçlar Kanunu’nun 56. (bedensel bütünlüğün zedelenmesi) ve 58. (kişilik hakkının zedelenmesi) maddelerine dayanan manevi tazminat taleplerinde, miktarın belirlenmesi için matematiksel bir formül bulunmamaktadır. Kanun, hakimin “uygun bir miktar” paranın ödenmesine karar vereceğini belirtir. Bu noktada hakim;
- Olayın gelişim şeklini ve ağırlığını,
- Tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını,
- Kusurun derecesini,
- Hastanın yaşadığı acı ve ıstırabın boyutunu
dikkate alarak ve hakkaniyet ilkesi çerçevesinde özel hastanede yapılan hatalı ameliyattan kaynaklı bir miktar takdir eder.
Hastane sigortası hatalı ameliyat nedeniyle doğan zararı karşılar mı?
Evet, hekimler için zorunlu kılınan mesleki sorumluluk sigortası (Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) hatalı ameliyat nedeniyle doğan zararı karşılar. 1219 sayılı Kanun’un Ek 12. maddesi uyarınca, kamuda veya özelde çalışan tüm hekimlerin “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası” yaptırması zorunludur.
Bu sigortanın temel kapsamı şunlardır:
- Hekimin mesleki faaliyeti sırasında neden olduğu zararlar nedeniyle hastaya ödenmesi gereken tazminat talepleri.
- Tazminat talebine ilişkin yargılama giderleri, hükmedilen faiz ve diğer makul masraflar.
Sigorta kural olarak hekimin ihtisas alanı dışında başka bir hastaya tıbbi müdahalede bulunması sonucu oluşan zararların tazminini kapsam dışı bırakabilir. Bu sigorta, bir yandan hastanın zararının karşılanmasını güvence altına alırken, diğer yandan hekimi yüksek tazminat miktarları karşısında mali olarak koruyan çift yönlü bir güvence mekanizmasıdır. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat için bu mekanizma çalıştırılabilir.
Yargıtay’ın Hatalı Tıbbi Müdahale Davalarındaki Değerlendirme Kriterleri
Yargıtay kararlarından süzülen ve mahkemelerin değerlendirmelerinde esas aldığı temel kriterler şunlardır:
- Hukuki İlişkinin Niteliği (Vekalet ve Eser Sözleşmesi Ayrımı): Yargıtay, hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkiyi kural olarak bir “vekalet sözleşmesi” olarak kabul eder. Bu kabulün en önemli sonucu, hekimin belirli bir sonucu (iyileşmeyi) garanti etme borcu altında olmaması, ancak teşhis ve tedavi sürecini güncel tıp standartlarına uygun olarak özenle yürütmekle yükümlü olmasıdır. Buna karşılık, estetik amaçlı ameliyatlar gibi belirli bir sonucun (örneğin, daha güzel bir görünüm) taahhüt edildiği müdahaleler, Yargıtay tarafından bir “eser sözleşmesi” olarak nitelendirilir. Eser sözleşmesinde yüklenici (hekim) sonucu garanti ettiğinden, istenen sonucun elde edilememesi durumunda hekimin sorumluluğu daha ağırlaşır.
- Özen Yükümlülüğü (Mesleki Standartlar): Vekalet sözleşmesinin doğal bir sonucu olarak hekim, mesleğinin gerektirdiği tüm şartları yerine getirmek, tıp biliminin güncel standartlarına ve tecrübelere uygun davranmak ve hastanın zarar görmemesi için azami dikkati göstermek zorundadır. Yargıtay içtihatlarında, hekimin “en hafif kusurundan dahi sorumlu olduğu” ilkesi sıklıkla vurgulanır. Bu, hekimden beklenen özen standardının ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir.
- Aydınlatılmış Onam: Yargıtay, bir tıbbi müdahaleyi hukuka uygun kılan en temel şartlardan birinin “aydınlatılmış onam” olduğunu kabul etmektedir. Bu, hastanın yapılacak tıbbi işlemin niteliği, potansiyel riskleri, muhtemel sonuçları, başarı şansı ve mevcut alternatif tedavi yöntemleri hakkında açık ve anlayabileceği bir dilde bilgilendirilmesi ve bu bilgilendirme sonrasında müdahaleye özgür iradesiyle rıza göstermesi anlamına gelir. Yargıtay, sadece imza atılan matbu ve genel ifadeler içeren onam formlarını yetersiz bulmakta, aydınlatmanın somut duruma özgü ve detaylı yapılmasını aramaktadır.
- Komplikasyon ve Malpraktis Ayrımı: Yargıtay, her tıbbi müdahalenin doğasında bulunan ve öngörülebilir olmasına rağmen kaçınılması her zaman mümkün olmayan riskler (komplikasyon) ile hekimin bilgi, beceri veya özen eksikliğinden kaynaklanan hata (malpraktis) arasında net bir ayrım yapar. Bir zararlı sonuç, tıp bilimi çerçevesinde kabul edilebilir bir risk ise bu durum “komplikasyon” olarak değerlendirilir ve hekime bir kusur atfedilemez. Ancak sonuç, hekimin standartlara aykırı bir eylemi veya ihmali nedeniyle ortaya çıkmışsa, bu durum “malpraktis” olarak kabul edilir. Bu teknik ayrımın yapılmasında bilirkişi raporları kilit rol oynar.
- Bilirkişi Raporlarının Belirleyiciliği: Hatalı tıbbi müdahale davaları, teknik ve uzmanlık gerektiren konular içerir. Tıbbi standartlara uyulup uyulmadığı, hekimin eylemlerinde bir kusur bulunup bulunmadığı, yapılan müdahale ile ortaya çıkan zarar arasında nedensellik bağı olup olmadığı gibi konuların tespiti, hakimin hukuki bilgisiyle çözülemez. Bu nedenle mahkemeler, Adli Tıp Kurumu veya alanında uzman üniversite öğretim üyelerinden oluşan kurullardan alınan tarafsız ve gerekçeli bilirkişi raporlarına büyük ölçüde dayanarak karar verirler.
ÖZEL HASTANEDE YAPILAN HATALI AMELİYAT KONUSU İLE İLGİLİ AVUKATA SORU SORABİLİRSİNİZ.

ÖZEL HASTANEDE YAPILAN HATALI AMELİYAT
AVUKATTAN ONLINE DANIŞMANLIK ALABILIRSINIZ.
Sorularınızı ve bu sorularla ilgili evrakı sisteme yükleyebilirsiniz. Online danışmanlıkta istediğiniz gün ve saati seçebildiğiniz gibi görüşme tipini de seçebilmektesiniz. Zoom, teams, whatsapp ya da telefon üzerinden görüşme sağlanabilmektedir. Ödemenin ardından tarafınıza randevu yapıldığına dair mail ile bilgi gelmektedir. Sistemde yaşanan herhangi bir sorun olduğundan iletişim numaralarımızdan iletişime geçtiğinizde toplantı manuel olarak planlanabilir. Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat konusunda müvekkillerimizin doğru bilgiye hızlı ve güvenilir şekilde ulaşmasını sağlamak için kurulan Online Danışmanlık Sistemimizden yüzlerce randevu alınmış olup müvekkillerimizin faydalanması amaçlanmıştır.

Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat Özel hastanede yapılan hatalı ameliyat

