Sağlık hukukunda kısırlaştırma, üreme organlarına yapılan müdahaleyle çocuk yapma yeteneğinin ortadan kaldırılmasını ifade eder. Türk hukuku bu müdahaleye yalnız belirli şartlarla izin verir. Şartların çerçevesini 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çizer. Rıza, ehliyet ve tıbbi uygunluk bu çerçevenin üç ana unsurudur. Şartlara uyulmadan yapılan işlem cezai sorumluluk doğurur. Tazminat sorumluluğu da aynı anda gündeme gelir.
Sağlık Hukukunda Kısırlaştırma Nedir

Sterilizasyon, bir erkek veya kadının çocuk yapma kabiliyetinin cinsi ihtiyaçlarını tatmine mani olmadan izalesi için yapılan müdahaledir. Tanım, 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanunun 4. maddesinde yer alır. Kısırlaştırma ise üreme organlarına cerrahi müdahaleyle bu yeteneğin kaybettirilmesidir. Uygulamada iki kavram çoğu zaman birlikte kullanılır.
Kısırlaştırma bir ameliyatın amaçlanan sonucu olabilir. Bazen de hastalıklı bir üreme organının alınması sırasında ortaya çıkar. Organın tedavisi sürecinde tesadüfen doğan sonuç da aynı kapsamdadır. Sağlık hukukunda bu ayrım sorumluluk değerlendirmesini doğrudan etkiler. Amaçlanan müdahale ile zorunlu müdahale farklı hükümlere tabidir.
Kanun konuya devlet denetimi açısından da yaklaşır. Gebeliğin sona erdirilmesi Devletin denetimi altındadır. Sterilizasyon için de aynı kural geçerlidir. Kanunun öngördüğü hâller dışında sterilizasyon veya kastrasyon ameliyesi yapılamaz. Bu hüküm, sağlık hukukunda kısırlaştırmanın sınırlarını çizen temel kuraldır. Sınırın dışına çıkan müdahale hukuka aykırı sayılır.
Sağlık Hukukunda Kısırlaştırma Çeşitleri

Üreme organları sağlıklıysa müdahale iki yöntemle yapılır. Erkeklerde vazektomi, yani meni kanalı ameliyatı uygulanır. Kadınlarda ise tüp ligasyonu tercih edilir. Kısırlaştırma gönüllü olabileceği gibi kişinin iradesi dışında da gerçekleşebilir. Türk hukuk sistemi yalnız gönüllü kısırlaştırmaya izin verir. Gönüllü olmayan kısırlaştırma ise hiçbir şekilde düzenlenmemiştir.
Gönüllü kısırlaştırmada da bir şart aranır. Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması gerekir. Sağlık hukukunda hukuka uygunluk şartları şöyle sıralanır.
Aydınlatılmış rıza bulunmalıdır.
Kişi reşit olmalıdır.
Kişi evliyse eşin rızası da alınmalıdır.
Kişilerin rızası dışında zorla yapılan uygulamalara gönülsüz kısırlaştırma denir. Tarihte bu tür uygulamalara rastlanmıştır. Hedef, belirli gruplar ve bazı hastalık taşıyıcılarıydı. Amaç soyu arındırmaktı ve uygulamalar açıkça etik dışıydı. Türk hukuk sistemi istemsiz kısırlaştırmaya izin vermez. Sağlık hukukunda bu tür bir müdahale doğrudan suç oluşturur.
Sağlık Hukukunda Rıza ve Ehliyet Şartı
Sterilizasyon ameliyatı, tıbbi sakınca olmadığı takdirde reşit kişinin isteği üzerine yapılır. Kural, Nüfus Planlaması Hakkında Kanunun 4. maddesinde açıkça yazılıdır. Reşit olmayan kişi için ayrı bir hüküm yoktur. Kanun böyle bir müdahaleye kapı açmaz. Sağlık hukukunda ehliyet şartı bu nedenle mutlak niteliktedir. Yaş şartını taşımayan kişiye yapılan işlem hukuka aykırıdır.
Evlilik hâlinde ikinci bir rıza aranır. Kanunun 6. maddesine göre sterilizasyon için eşin de rızası gerekir. Eşin rızası alınmadan yapılan ameliyat hukuka aykırı sayılır. Sağlık hukukunda bu şart bir denge kurar. Denge, hastanın beden üzerindeki hakkı ile aile birliği arasındadır. Uygulamada rıza, yazılı izin belgesiyle kayıt altına alınır.
Kastrasyon bakımından ise ayrı bir hüküm vardır. Bir ameliyatın seyri sırasında tıbbi zaruret doğabilir. Hastalığın tedavisi kastrasyonu gerektiriyorsa kişinin rızasına bakılmaz. Kanun bu istisnayı dar bir çerçevede tanır. Tıbbi zaruretin varlığını gösteren kayıtların dosyada bulunması beklenir.
Sağlık Hukukunda Aydınlatılmış Onam ve Belge Düzeni
Rızanın geçerliliği için bilgilendirme şarttır. Hasta; müdahalenin sebebi, önemi ve sonuçları hakkında bilgilendirilmelidir. Muhtemel tehlikeler de anlaşılır bir dille anlatılır. Kısırlaştırmanın çoğu zaman geri dönüşsüz olduğu ayrıca belirtilir. Eksik bilgilendirme, alınan rızayı geçersiz kılar.
Bilgilendirmenin ölçütlerini Hasta Hakları Yönetmeliği belirler. Yönetmelik 1 Ağustos 1998 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmıştır. Yönetmelik, hastanın bilgi isteme ve rıza verme haklarını ayrıntılı düzenler. Onam formunun matbu olması tek başına yeterli değildir. Ayrıntı için sağlık hukukunda aydınlatılmış onam yazımıza bakabilirsiniz.
Türk Ceza Hukuku Açısından Kısırlaştırma

Kısırlaştırma suçu, kasten yaralamanın özel işleniş biçimlerinden biridir. Üreme yeteneğinin ortadan kaldırılması, vücut bütünlüğüne yönelik bir fiili gerektirir. Bu nitelikteki fiiller vücut dokunulmazlığına yönelik saldırı oluşturur. Kanun koyucu ayrı bir suç tipi düzenlemiştir. Bu tercihin özel bir amacı vardır. Amaç, neslin devamı hakkını da ayrıca korumaktır.
Suçun yaptırımı 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 101. maddesindedir. Rızası olmaksızın bir kişiyi kısırlaştıran fail cezalandırılır. Ceza üç yıldan altı yıla kadar hapistir. Fiil yetkisiz kişi tarafından işlenirse ceza üçte bir oranında artırılır. Yetkisiz kişinin fiili için ayrı bir hüküm vardır. Rızaya dayalı olsa bile ceza bir yıldan üç yıla kadardır. Mahkûmiyetin sonucu olarak Kanunun 53. maddesindeki hak yoksunlukları da uygulanır.
Hekim yönünden ek bir sonuç doğar. Suç, görevin kötüye kullanılması suretiyle işlenmiş sayılır. Bu durumda cezanın infazından itibaren ek hak yoksunluğuna hükmedilir. Süre, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar belirlenir. Sağlık hukukunda bu yaptırım meslekten fiilen uzaklaşma sonucunu doğurur.
Sağlık Hukukunda Kısırlaştırmanın Tazminat Yönü
Ceza sorumluluğu ile tazminat sorumluluğu birbirinden ayrıdır. Hasta, ceza davasından bağımsız olarak tazminat isteyebilir. Özel hastane ve hekim ilişkisinde temel, vekâlet sözleşmesidir. Vekilin özen borcu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 506. maddesinde düzenlenmiştir. Hekim en hafif kusurundan bile sorumlu tutulur.
Kamu hastanelerinde ise idari yargı yolu işler. Zarar gören kişi idareye başvurarak zararının karşılanmasını ister. Başvuru üzerine tam yargı davası açılır. Süreler bakımından 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi uygulanır. Sağlık hukukunda görevli yargı yolunun doğru seçilmesi hak kaybını önler.
Talep kalemleri de dosyaya göre değişir. Tedavi giderleri, kazanç kaybı ve manevi tazminat başlıca kalemlerdir. Bilirkişi raporu, kusur değerlendirmesinde belirleyici rol oynar. Rapor yetersizse mahkeme yeni bir kurul oluşturur. Konuyu malpraktis davası nedir yazımızda ayrıca ele aldık.
Kısırlaştırma ile İlgili Yargıtay Kararları
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2015/10129, K. 2017/1263, T. 4.4.2017.
Karara konu olayda sanık bir doğumevinde çalışmaktadır. Görevi kadın doğum uzmanlığıdır. Sanık, katılanın doğumunu sezaryen yöntemiyle gerçekleştirmiştir. İddiaya göre katılanın ve eşinin onayı alınmadan tüpler bağlanmıştır. Daire, işlemin kısırlaştırma niteliğinde olup olmadığının araştırılmasını istemiştir. Çocuk doğurma yeteneğinin geri dönülmez biçimde kaybedilip kaybedilmediği de aydınlatılmalıdır. Ayrıca işlemin tıbbi zorunluluk taşıyıp taşımadığı Adli Tıp Kurumundan sorulmalıdır. Eksik araştırmaya ve yetersiz rapora dayanan hüküm bu nedenle bozulmuştur.
Kısırlaştırma Niteliğinin Adli Tıp Raporuyla Belirlenmesi
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2014/2748, K. 2014/6813, T. 22.5.2014.
“…Sanıkların aşamalardaki savunmaları ve tüm dosya içeriği karşısında, mağdurenin olay tarihindeki tedavisine ilişkin tüm tedavi evrakı da temin edilip dava dosyasına eklendikten sonra, mağdurenin dosya ile birlikte adli tıp kurumuna sevki sağlanarak, doktor olan sanık Hakan tarafından yapılan işlemin kısırlaştırma niteliğinde olup olmadığı, yapılan bu işlem sebebiyle mağdurenin çocuk doğurma yeteneğini geri dönülmez şekilde kaybedip etmediği ve söz konusu işlemin yapılmasında tıbbi bir zorunluluk bulunup bulunmadığı hususlarında rapor alındıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanıklarının hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeyerek eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulması,…”
Gebelik Takibinde Özen Borcu ve Bilirkişi Raporu
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2015/43269, K. 2018/4960, T. 24.4.2018.
Davacı bir özel hastanede takip edilmiştir. Takip, gebelik süreci boyunca sürmüştür. Doğum sırasında kendi talebi olmadığı hâlde tüplerinin bağlandığını ileri sürmüştür. Doğumdan iki gün sonra bir belirti fark edilmiştir. Bebek zor ve hızlı nefes almaktaydı. Aile buna rağmen taburcu edilmiştir. Rahatsızlığın sürmesi üzerine yeniden aynı hastaneye başvurulmuştur.
Hastanede bebeğin sağlıklı olduğu bilgisi verilmiştir. Aile farklı bir hastaneye başvurmuştur. Yapılan tetkiklerde hipoplastik sol kalp sendromu bulunmuştur. Aileye, geç kalınmasının tedaviyi engellediği bildirilmiştir. Bebek ameliyata rağmen kurtarılamamıştır. Davacı bu nedenle maddi ve manevi tazminat istemiştir.
Davalılar davanın haksız açıldığını savunmuş ve reddini istemiştir.
Mahkeme, Adli Tıp raporuna dayanarak davanın reddine karar vermiştir. Hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Adli Tıp Raporunun Yeterliliği Sorunu
Yargılamada 26 Mart 2014 tarihli Adli Tıp raporu alınmıştır. Rapora göre kalp anomalisi doğum öncesinde görülebilirdi. Tespiti perinatolog ve tecrübeli kardiyologlar yapabilirdi. Gebenin önceki doğumlarında anomali görülmemişti. Bu nedenle ayrı bir tetkikin tıbbi endikasyonu yoktu. Rapor bu iki tespiti bir arada yapmıştır.
Raporun devamında anomalinin rutin ultrason ile görülemeyebileceği belirtilmiştir. Bulgunun gebeliğin ilerleyen haftalarında belirginleşebileceği de eklenmiştir. Ayrıca anomalinin doğum öncesi tedavisinin bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu gerekçeyle hekimlere ve hastaneye atfedilebilecek kusur görülmemiştir.
Daire önce hukuki nitelendirme konusuna değinmiştir. Maddi olguları nitelendirmek ve uygulanacak hükmü bulmak hâkimin görevidir. Davanın temeli vekâlet sözleşmesi olup özen borcuna aykırılığa dayanılmıştır. Vekil, yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değildir. Ancak gösterdiği çabanın özensizliğinden doğan zarardan sorumlu tutulur. Hekimin ve hastanenin meslek alanındaki en hafif kusuru bile sorumluluk unsurudur.
Kararda vekilin yükümlülükleri de sıralanmıştır. Vekil, hastanın durumunu zamanında ve gecikmeksizin saptamak zorundadır. Somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz almak da bu kapsamdadır. Tereddüt doğuran hâllerde ek araştırma yapılması beklenir. Tedavi yöntemleri arasında seçim yapılırken en emin yol tercih edilir. Gereken özeni göstermeyen vekil, vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılır.
Daire, hükme esas alınan raporu bu ölçütler ışığında incelemiştir. Rapor bir yandan anomalinin doğum öncesinde görülebileceğini söylemiştir. Öte yandan tetkikin neden tercih edilmediğini soyut bir ifadeyle geçiştirmiştir. Bu çelişki giderilmemiştir.
Doğum sonrası belirtiler de ayrıca değerlendirilmemiştir. Hızlı ve kesik nefes alma bunların başında gelir. Anne sütünü reddetme de aynı gruptadır. Bu işaretlerin sebebini araştırmaya yönelik bir işlem yapılmamıştır. Yapılması gerekenle yapılanın uyuşup uyuşmadığı açıklanmamıştır. Daire bu nedenle raporu yetersiz bulmuştur.
Karara göre mahkemenin yapması gereken iş bellidir. Üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından uzman bir kurul oluşturulmalıdır. Tedavi evrakı, taraf savunmaları ve bütün deliller birlikte değerlendirilmelidir. Doğum öncesi tetkiklerin tam yapılıp yapılmadığı belirlenmelidir. Doğum sonrası belirtilerin zamanında değerlendirilmesinin sonucu engelleyip engellemeyeceği de araştırılmalıdır. Eksik incelemeye dayanan hüküm bu nedenle bozulmuştur.
Sağlık Hukukunda Kısırlaştırma Davalarında Delil Düzeni
Bu kararlar ortak bir çizgi gösterir. Yargı, önce işlemin kısırlaştırma niteliğinde olup olmadığını sorar. Ardından sonucun geri dönüşsüz olup olmadığını araştırır. Üçüncü soru, müdahalenin tıbbi zorunluluk taşıyıp taşımadığıdır. Sağlık hukukunda bu üç soru cevaplanmadan sorumluluk kurulamaz.
Delil olarak öncelikle hasta dosyası incelenir. Ameliyat notu, onam formu ve patoloji sonuçları dosyanın çekirdeğini oluşturur. Hemşire gözlem kayıtları da çoğu zaman belirleyici olur. Sağlık hukukunda kayıt tutma yükümlülüğü hekimin lehine de işleyebilir. Eksik kayıt ise ispat yükünü fiilen ağırlaştırır.
Kısırlaştırma Kararında Hastanın Bilgilendirilmesi
Ameliyat öncesi görüşme kayda geçirilmelidir. Hastaya alternatif yöntemlerin varlığı anlatılır. Geri döndürme ameliyatlarının başarı ihtimalinin sınırlı olduğu da söylenir. Eşin rızasının aranıp aranmadığı ayrıca kayda alınır. Bu adımlar sağlık hukukunda ispat kolaylığı sağlar.
Acil hâller bakımından farklı bir değerlendirme yapılır. Ameliyat sırasında beklenmeyen bir bulgu ortaya çıkabilir. Hekim, hayati tehlike varsa gecikmeksizin müdahale eder. Ancak müdahalenin kapsamı zorunlulukla sınırlı kalmalıdır. Zorunluluğu aşan işlem, rızasız kısırlaştırma tartışmasını doğurur.
Rıza belgesinin içeriği de denetlenir. Matbu bir formun tek başına yeterli sayılmadığı kabul edilir. Hastanın anlayabileceği bir dil kullanılması beklenir. Belgenin tarihi ve saati de önem taşır. Ameliyat masasında alınan imzalar çoğu dosyada tartışma konusu olur.
Kısırlaştırma Dosyasında Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme
Görevli mahkeme, davalıya göre değişir. Özel hastane ve hekim için adli yargı yolu işler. Kamu hastanesi için ise idari yargı görevlidir. Yanlış yargı yolunda açılan dava görev yönünden reddedilir. Yeni dava süresi ise çoğu zaman kaçmış olur.
Süreler de dosya türüne göre ayrışır. İdari eylemden doğan zararda önce idareye başvurulur. Başvuru, zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılır. Her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıllık süre işler. Bu süreleri 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi düzenler.
Ceza yönü ayrıca değerlendirilir. Rızasız kısırlaştırma şikâyete bağlı bir suç değildir. Savcılık ihbar üzerine soruşturma başlatır. Adli Tıp Kurumu raporu bu dosyalarda da esas alınır. Ceza dosyasındaki tespitler tazminat davasını güçlendirir.
Sağlık Hukukunda Kısırlaştırma Davalarında İzlenecek Yol

Hukukumuzda sağlık hukuku avukatı adı altında ayrı bir unvan yoktur. Avukatlık Kanunu böyle bir uzmanlık dalı düzenlememiştir. Uygulamada bu ifade, çalışmalarını malpraktis dosyalarına yoğunlaştırmış avukatı anlatır. Kısırlaştırma dosyaları da bu alanın içindedir. Devlet ve özel hastanenin sorumluluğu bu alanın içindedir. Hekime rücu davaları da aynı başlık altındadır. Aydınlatma yükümlülüğü yine bu kapsamda ele alınır.
Süreç genellikle hasta dosyasının temini ile başlar. Ardından kusur ve illiyet bağı değerlendirilir. Zorunlu arabuluculuk kapsamına giren talepler için ayrıca başvuru yapılır. Konuyu sağlık hukukunda arabuluculuk yazımızda ele aldık. Sağlık hukukunda doğru yargı yolunu seçmek, sürecin en kritik adımıdır.
Sağlık Hukukunda Kısırlaştırma Konusunda Avukat Desteği
Sağlık hukukunda kısırlaştırma bakımından uygulanacak hukuki yol somut olayın özelliklerine göre değişir. Hasta dosyası, onam belgeleri ve varsa bilirkişi raporları birlikte değerlendirilir. Bu nedenle genel nitelikteki internet içeriği, dosyaya özgü hukuki incelemenin yerine geçmez.
Dosyanıza özgü bir değerlendirme talep ediyorsanız Online Hukuki Danışmanlık sistemi üzerinden görüşme planlayabilirsiniz. Talebinizi Avukata Sor formu üzerinden de iletebilirsiniz. Görüşmede sunulacak hukuki değerlendirme, paylaşılan bilgi ve belgelere göre şekillenir.
Kısırlaştırma dışında sağlık hukuku ile ilgili şu yazılarımız da sürecinizde yol gösterebilir.
Bu yazıda kullanılan resmî kaynaklar aşağıda gösterilmiştir.
Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden kanun ve yönetmelik metinlerine ulaşılabilir.
Yargıtay Karar Arama sisteminde karar künyeleri sorgulanabilir.



