Klonlama; diğer adıyla kopyalama bir canlı hücresinin bölünme yoluyla ya da canlı hücre çekirdeğinin, başka hücre çekirdeğinin alınarak yerine yerleştirilmesi yoluyla döllenmenin gerçekleştirilmesidir. KLONLAMA (KOPYALAMA) NE İŞE YARAR?
Sağlık hukukunda klonlama, bir insan hücresinden genetik olarak aynı bir canlının ya da dokunun elde edilmesini konu alır. Türk hukukunda klonlamayı doğrudan yasaklayan özel bir kanun hükmü yoktur. Buna karşılık Anayasa, onaylanmış uluslararası sözleşmeler ve sağlık mevzuatı birlikte okunur. Bu okumada üreme amaçlı klonlamanın hukuka aykırı sayıldığı görülür.
Sağlık Hukukunda Klonlama Ne Anlama Gelir
Klonlama, bir canlının genetik kopyasının üretilmesidir. İşlem, çekirdeği alınmış bir yumurta hücresine başka bir hücrenin çekirdeği aktarılarak yapılır. Sperm hücresine ihtiyaç duyulmaz. Bu yüzden klonlama, doğal döllenmeden ayrı bir üreme yoludur. Sağlık hukukunda klonlama iki ayrı başlık altında incelenir.
Üreme amaçlı klonlama. Amaç, genetik olarak aynı yeni bir insanın dünyaya gelmesidir.
Tedavi amaçlı klonlama. Amaç, hastanın kendi hücresinden doku ya da organ elde etmektir.
Bu ayrım hukuki sonuç bakımından belirleyicidir. Üreme amaçlı klonlama, insan onuruna aykırı görülür. Uluslararası metinler bu türü açıkça yasaklar. Tedavi amaçlı klonlama ise ülkeden ülkeye değişen sınırlarla tartışılır.
Klonlamanın Etik Boyutu Hukuku Neden İlgilendirir
Tartışmanın merkezinde insan onuru kavramı bulunur. Anayasa m. 17, herkese yaşama hakkı tanır. Aynı madde, maddi ve manevi varlığı koruma hakkını da güvence altına alır. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz. Kişi, rızası olmadan bilimsel deneye tabi tutulamaz.
Bu hüküm, sağlık hukukunda klonlamaya bakarken kullanılan ilk süzgeçtir. Bir insanın genetik programı önceden belirlenebilir. Kişi başkasının ihtiyacına göre üretilirse araç haline gelir. İnsan onurunun dokunulmazlığı ilkesi buna izin vermez.
Klonlamaya Yöneltilen Başlıca Sakıncalar
Üreme, cinsel ilişkiden ve iki ebeveynin genlerinin birleşmesinden kopar.
Soyun devamı dikey çizgiden çıkar ve yatay bir çoğalmaya döner.
Kişi, kimliğini kuran genetik benzersizliğini yitirir.
İnsan bedeni ve bedenden alınan parçalar ticari değere dönüşebilir.
Dünyaya gelecek çocuğun rıza verme imkânı hiçbir aşamada yoktur.
Hayvan denemelerindeki yüksek başarısızlık oranı, insan için ağır risk demektir.
Hekimin sorumluluğu, sonucu öngörülemeyen bir işlemde belirsiz kalır.
Bu sakıncalar hukuki yasağın gerekçesini oluşturur. Avrupa Konseyi metinleri de üreme amaçlı klonlamayı yasaklayan bir çizgi benimsemiştir.
Klonlama Türleri Nelerdir
Üreme amaçlı klonlama, yaşayan ya da yaşamış bir canlının DNA'sını taşıyan yeni bir canlı üretir. Yumurta hücresi, sperm kullanılmadan döllenir. Ortaya çıkan canlı, çekirdeği veren kişinin genetik ikizidir. Sağlık hukukunda en sert yasaklar bu tür için öngörülmüştür.
Tedavi amaçlı klonlama, doku mühendisliği yoluyla hasta için doku ya da organ üretir. Kopyalanan embriyodan elde edilen hücreler, hastanın genetik özelliklerini taşır. Bu nedenle doku uyuşmazlığı ve ret riski büyük ölçüde azalır. Buna karşılık işlem, embriyonun harcanması sonucunu doğurur.
Organ nakli sırası bekleyen hasta sayısı, tedavi amaçlı klonlamayı çekici kılar. Ancak sağlık hukukunda embriyonun statüsü çözülmeden bu yöntem serbest bırakılamaz. Tartışma, hayatın hangi anda başladığı sorusuna bağlanır.
Kök Hücre Çalışmaları ile Klonlama Aynı Şey mi
İki kavram sık sık karıştırılır. Kök hücre çalışması, bir hücrenin farklı dokulara dönüşme yeteneğinden yararlanır. Erişkin kök hücresi kullanan tedaviler yıllardır uygulanır. Bu tedavilerde yeni bir embriyo oluşturulmaz.
Klonlama ise çekirdek aktarımıyla yeni bir embriyo üretir. Aradaki fark, hukuki değerlendirmeyi tümüyle değiştirir. Embriyo üretilmeyen bir kök hücre tedavisi, klinik araştırma kurallarına tabidir. Embriyo üretilen bir yöntem ise ayrıca embriyo yasaklarıyla karşılaşır.
Bu ayrım hasta bakımından da önemlidir. Kök hücre adı altında sunulan her uygulama ruhsatlı değildir. Ruhsatsız uygulama, sağlık hukukunda hem idari hem cezai sorumluluk doğurur.
Türk Hukuku Klonlamayı Doğrudan Düzenliyor mu
Klonlama ve embriyonun hukukî statüsü, Türk Hukukunda açık olarak düzenlenmiş değildir. Ancak Türk Medeni Kanunu (MK) m. 28/2 “çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder” demek suretiyle hayatın başlangıcı meselesi, diğer bir deyişle embriyonun hukukî statüsü hakkında dolaylı da olsa bir hüküm içermektedir. Bu noktada Türk Hukukunda embriyonun insan statüsünde değerlendirilmediği sonucuna ulaşabiliriz. Fakat hayat hakkının ana rahmine düşmekle başladığını kabul eden bilim insanları da vardır.
Alıntılanan hüküm, embriyonun kişi sayılmadığını gösterir. Embriyo yine de korumasız bırakılmış değildir. Sağlık hukukunda embriyo, eşya ile kişi arasında özel bir konumdadır. Hükmün tam metni için Türk Medeni Kanunu incelenebilir.
Embriyonun Hukuki Statüsü Neden Tartışmalı
Türk hukuku cenine bazı haklar tanır. Cenin, sağ doğmak koşuluyla mirasçı olabilir. Buna karşılık ceninin kişiliği doğumla başlar. Bu ikili yapı, embriyoyu ne tam kişi ne de basit bir madde sayar.
Vücut dışında oluşturulan embriyo için tablo daha da karışıktır. Embriyo ana rahmine düşmüş sayılmaz. Bu nedenle miras ve kişilik kurallarının doğrudan uygulanması güçtür. Sağlık hukukunda boşluk tam da bu noktada ortaya çıkar.
Oviedo Sözleşmesi Hangi Yasakları Getirir
Türkiye, Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesini onaylamıştır. Onay, 3.12.2003 tarihli ve 5013 sayılı Kanunla verilmiştir. Metin, imzalandığı şehir nedeniyle Oviedo Sözleşmesi olarak anılır. Anayasa m. 90 uyarınca bu andlaşma kanun hükmündedir.
Sözleşme bu yüzden sağlık hukukunda doğrudan uygulanır. Sözleşme m. 1, insan onurunu ve kimliğini korumayı amaç sayar. Sözleşme m. 13, insan genomuna müdahaleye dar bir alan bırakır. Müdahale yalnız önleyici, tanıya yönelik veya tedavi amaçlı olabilir.
Aynı madde bir sınır daha koyar. Müdahale, soydan gelenlerin genomunu değiştirme amacı taşıyamaz. Sözleşme m. 18 ise embriyo üzerinde araştırmayı sınırlar. Araştırma amacıyla insan embriyosu oluşturulması bu maddeyle yasaklanmıştır.
Bu hüküm tedavi amaçlı klonlamayı yakından ilgilendirir. Çünkü yöntem, hücre elde etmek için embriyo üretmeyi gerektirir. Avrupa Konseyi 1998 yılında insan klonlanmasını yasaklayan bir ek protokol açmıştır. Türkiye protokolü imzalayan devletler arasındadır.
Protokol için ayrı bir onay kanunu ise çıkarılmamıştır. Bu nedenle protokoldeki yasak iç hukukta doğrudan uygulanmaz. Yine de metin, sözleşmenin yorumunda ölçüt olarak kullanılır.
Uluslararası Metinler Klonlamaya Nasıl Bakar
UNESCO, 1997 yılında İnsan Genomu ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini kabul etti. Bildirge, insan onuruna aykırı uygulamalara izin verilmemesini ister. İnsanların üreme amaçlı kopyalanması bu uygulamalar arasında sayılır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2005 yılında insan klonlanmasına ilişkin bir bildirge kabul etti. Bildirge bağlayıcı bir andlaşma değildir. Devletlere insan onuruyla bağdaşmayan klonlama biçimlerini yasaklama çağrısı yapar. Metin, ulusal düzenlemeler için yön gösterici sayılır.
Üremeye Yardımcı Tedavi Mevzuatı Ne Diyor
Tüp bebek uygulamaları Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelikle düzenlenir. Yönetmelik, 30.9.2014 tarihli ve 29135 sayılı Resmî Gazete ile yürürlüğe girmiştir. Metinde klonlama sözcüğü hiç geçmez. Yine de yönetmelik, sağlık hukukunda klonlamanın önünü kapatan sınırlar koyar.
Yönetmelik m. 4, tedaviyi anne adayının yumurtası ile kocanın sperminin döllenmesi olarak tanımlar. Yönetmelik m. 19, adayların evli olmasını ve birlikte muvafakat vermesini şart koşar. Yönetmelik m. 20 ise üreme hücrelerinin saklanmasını kural olarak yasaklar. Saklama yalnız sayılan tıbbi zorunluluk hallerinde mümkündür.
Bu üç hüküm birlikte okunduğunda sonuç açıktır. Ruhsatlı bir merkezde, eşlerin üreme hücreleri dışında bir yolla embriyo oluşturulamaz. Çekirdek aktarımına dayanan klonlama da izin verilen yöntemler arasında değildir. Sağlık hukukunda bu aykırılık, idari yaptırım riski doğurur.
Türk Ceza Kanunu Klonlamayı Suç Sayıyor mu
5237 sayılı Kanunda klonlama başlıklı bağımsız bir suç tipi yoktur. Kanun, konuya yakın birkaç fiili ayrı ayrı cezalandırır. Türk Ceza Kanunu m. 90, insan üzerinde deneyi suç sayar. Aynı maddede bilimsel deney için aranan şartlar tek tek sayılmıştır.
Kanun m. 91, organ veya doku ticaretini cezalandırır. Kanun m. 99 ve m. 100, çocuk düşürtme ve çocuk düşürme fiillerini kapsar. Kanun m. 101 ise kısırlaştırmayı düzenler. Bu hükümlerin hiçbiri klonlamayı doğrudan hedef almaz.
Ceza sorumluluğu bu yüzden somut olayın hangi fiile karşılık geldiğine bağlıdır. İzinsiz bir deney yürütülmüşse m. 90 gündeme gelir. Bu belirsizlik, açık bir yasal düzenleme ihtiyacını gösterir.
Tedavi Amaçlı Klonlama Organ Nakli Mevzuatına Nasıl Bağlanır
Organ ve doku nakli 2238 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. Kanun, canlıdan ve ölüden organ alınmasını ayrı şartlara bağlar. 2238 sayılı Kanun m. 3, bedel karşılığı organ ve doku alınmasını yasaklar. Laboratuvarda üretilen dokular ise kanunda ele alınmamıştır.
Bu boşluk sağlık hukukunda pratik sorular doğurur. Hastanın kendi hücresinden üretilen doku hukuken kime aittir. Rıza hangi aşamada ve hangi kapsamda alınacaktır. Sorular bugün için mevzuatta net bir karşılık bulmaz.
Aydınlatılmış Onam ve Hekimin Sorumluluğu
Her tıbbi müdahale gibi ileri üreme teknikleri de geçerli bir rızaya dayanır. Hasta Hakları Yönetmeliği ve Oviedo Sözleşmesi m. 5 aynı ilkeyi tekrar eder. Rıza, müdahalenin niteliği ve riskleri anlatıldıktan sonra alınır. Konunun ayrıntısı aydınlatılmış onam yazısındadır.
Aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmezse hekim sorumlu olur. Komplikasyon gerçekleşmiş olsa bile bu sonuç değişmez. Hekimin aydınlatma yükümlülüğü bağımsız bir borç sayılır. İspat yükü de bu noktada hekimin üzerindedir.
Deneysel nitelikteki bir uygulamada aydınlatma ölçütü daha da ağırlaşır. Hastaya yöntemin bilinen sonuçları anlatılır. Bilinmeyen riskler de ayrıca aktarılır. Eksik bilgilendirme, malpraktis iddiasının dayanağı olabilir.
Klonlama İddiasında Hangi Denetim Yolları İşler
İnsan üzerinde yapılan araştırmalar Sağlık Bakanlığı iznine ve etik kurul onayına bağlıdır. İzinsiz yürütülen bir çalışma idari yaptırıma yol açar. Merkezin ruhsatı askıya alınabilir ya da iptal edilebilir. Sağlık hukukunda bu işlemlere karşı idari yargı yolu açıktır.
Ruhsat iptali gibi bir işlemde iptal davası idare mahkemesinde görülür. Dava süresi 2577 sayılı Kanun m. 7 uyarınca kural olarak altmış gündür. Süre, işlemin yazılı bildirim tarihinde başlar. Aynı kanunun m. 11 hükmü, dava açmadan önce idareye başvurma imkânı tanır.
Sağlık personeli hakkında ayrıca disiplin ve ceza soruşturması yürütülebilir. Bu üç yol birbirinden bağımsız işler. Ceza yargılamasının sonucu tazminat davasını her zaman bağlamaz.
Uyuşmazlıkta Bilirkişi İncelemesi Nasıl Yürür
Tıbbi uyuşmazlıkların çoğu bilirkişi raporuyla çözülür. Mahkeme, uzmanlık gerektiren konularda rapor alır. Rapor, tıbbi standardın ihlal edilip edilmediğini değerlendirir. Hukuki nitelendirme ise mahkemeye aittir.
Adli Tıp Kurumu ve üniversite hastaneleri sık başvurulan kaynaklardır. Rapora karşı süresi içinde itiraz edilebilir. İtirazın gerekçesi somut ve teknik olmalıdır. Yeni bir heyetten rapor alınması bu yolla istenebilir.
Bir Klonlama İddiasında Hangi Belgeler Toplanır
Uyuşmazlık iddiadan değil belgeden yürür. İlk sırada hastanın tam dosyası gelir. Dosyada başvuru kayıtları, tetkik sonuçları ve işlem notları bulunur. Bilgilendirilmiş muvafakat formu da ayrıca istenir.
Merkezin ruhsatı ve faaliyet izni dosyaya eklenir. Etik kurul kararı varsa tarih ve sayısıyla toplanır. Uygulamayı yapan sağlık personelinin yetki belgeleri kontrol edilir. Sağlık hukukunda ispat, çoğu zaman bu belgelerin bütünlüğüne bağlıdır.
Hasta Bakımından Pratik Sonuçlar Nelerdir
Hasta için ilk ölçüt kuruluşun ruhsat durumudur. Ruhsatsız merkezde yapılan işlem, hukuka aykırı bir tıbbi müdahaledir. İkinci ölçüt, uygulanan yöntemin mevzuatta tanımlı olup olmadığıdır. Tanımlı olmayan yöntem, klinik araştırma kurallarına tabidir.
Üçüncü ölçüt bilgilendirmenin kapsamıdır. Yazılı onam formu, anlatılanın kanıtı sayılır. Boş bırakılmış ya da matbu bir form, aydınlatma yükümlülüğünü tek başına karşılamaz. Hasta bu üç noktayı işlemden önce sorabilir.
Tartışma yalnızca kuramsal değildir. Kısırlık tedavisi arayan hastalara zaman zaman mevzuatta yeri olmayan yöntemler önerilebilir. Böyle bir öneriyle karşılaşan hasta, yöntemin adını ve dayanağını yazılı olarak isteyebilir. Yazılı cevaptan kaçınılması başlı başına bir uyarı işaretidir.
Sağlık Hukukunda Avukatın Rolü Nasıl Tanımlanır
Sağlık hukuku alanında ayrı bir uzmanlık unvanı tanınmış değildir. Ne Avukatlık Kanunu ne de Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun böyle bir unvan düzenler. Uygulamada sağlık hukuku avukatı ifadesi, çalışmalarını bu alana yoğunlaştırmış avukatı anlatır. Klonlama gibi başlıklar, tıbbi bilirkişi raporunu okuyabilen bir değerlendirme gerektirir.
Klonlama Uyuşmazlığında Hangi Dava Yolları Gündeme Gelir
Uyuşmazlığın türüne göre farklı yollar işler. Özel sağlık kuruluşuna karşı talep, tazminat davasıyla ileri sürülür. Kamu hastanesi söz konusuysa idari yargıda tam yargı davası açılır. Görevli mahkeme, kuruluşun statüsüne göre belirlenir.
İdari işlemin kendisi hedefleniyorsa iptal davası tercih edilir. Ruhsat, izin ve etik kurul kararları bu gruba girer. Zamanaşımı ve dava süresi her yol için ayrı hesaplanır. Sürenin kaçırılması, esasa girilmeden ret sonucunu doğurur.
Klonlama dışında sağlık hukukunda sık başvurulan diğer başlıklar aşağıda sıralanmıştır.
Sağlık Hukukunda Klonlama Konusunda Avukat Desteği
Sağlık hukukunda klonlama bakımından uygulanacak hukuki yol, ilgili mevzuatın yanında somut olayın özelliklerine, mevcut belgelere ve varsa idari veya yargısal kararlara göre değerlendirilir. Bu nedenle genel nitelikteki internet içeriği, dosyaya özgü hukuki incelemenin yerine geçmez.
Sağlık hukukunda klonlama hakkında dosyanıza özgü bir değerlendirme talep ediyorsanız Online Hukuki Danışmanlık sistemi üzerinden görüşme planlayabilir veya hukuki soru formu üzerinden talebinizi iletebilirsiniz. Görüşmede sunulacak hukuki değerlendirme, paylaşılan bilgi ve belgelere göre yapılır.
Sağlık meslek mensuplarına rücu, bir sağlık çalışanının görevini ihmal etmesi veya hatalı tedavi sonucunda ortaya çıkan zararın, öncelikle sigorta şirketi ya da Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanması halinde, ödemeyi yapan kurumun bu tutarı kusurlu sağlık çalışanından geri alma hakkını ifade eder. Uygulamada doktora rücu olarak da adlandırılan bu mekanizma, kusur, zarar ve neden-sonuç ilişkisi…