MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında tarafların tıbbi müdahaleden kaynaklanan uyuşmazlıklarını yargılamaya gitmeden önce çözebilmelerine imkan tanıyan alternatif bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Özellikle hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk, hem sağlık personellerinin sorumluluğunun hızlı ve etkin biçimde değerlendirilmesini hem de hasta ve hasta yakınlarının uğramış oldukları zararların daha kısa sürede giderilmesine amaçlayan
MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında tarafların tıbbi müdahaleden kaynaklanan uyuşmazlıklarını yargılamaya gitmeden önce çözebilmelerine imkan tanıyan alternatif bir uyuşmazlık çözüm yoludur. Özellikle hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk, hem sağlık personellerinin sorumluluğunun hızlı ve etkin biçimde değerlendirilmesini hem de hasta ve hasta yakınlarının uğramış oldukları zararların daha kısa sürede giderilmesini amaçlayan önemli bir mekanizmadır.
Kısa cevap: Özel hastane ya da özel hekimle hasta arasındaki ilişki çoğu zaman tüketici işlemidir. Dava tüketici mahkemesinde açılacaksa, önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Hakem heyetinin görevindeki taleplerde bu şart yoktur. Hasta öldüyse yakınların özel hastaneye açacağı davada görevli mahkeme tartışmalıdır. Bu yüzden önce arabulucuya gitmek güvenli yoldur. Kamu hastanesinde ise önce süresi içinde idareye başvurulur, sonra idari yargıda dava açılır.
Özel sağlık hizmetlerinden doğan malpraktis iddialarının teknik niteliği, delil yapısı ve değerlendirme ölçütleri dikkate alındığında arabuluculuk süreci taraflara zaman, maliyet ve belirsizliklerin azaltılması bakımından ciddi avantajlar sağlar. Malpraktis davalarında arabuluculuk, hatalı tıbbi uygulama sonucu ortaya çıkan uyuşmazlıkların, taraflar arasında daha hızlı ve etkin bir şekilde çözümlenmesini amaçlayan önemli bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir.
Özel hastanelerde sunulan sağlık hizmetleri veya özel hekimlik faaliyetleri kapsamında meydana gelen tıbbi hatalar, çoğu zaman tüketici işlemi niteliğinde değerlendirildiğinden, bu tür uyuşmazlıklarda hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk sürecine başvurulması 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca, tüketici mahkemesinde açılacak davalarda dava şartı olarak kabul edilmektedir.
Buna karşılık kamu hastanelerindeki sağlık hizmetinden doğan tazminat davaları, hekime karşı değil idareye karşı idari yargıda açıldığından bu uyuşmazlıklar arabuluculuk kapsamına dahil değildir. Dolayısıyla, malpraktis iddiasının niteliği ve tarafların hukuki statüsü, arabuluculuk sürecinin zorunlu olup olmadığının belirlenmesinde temel unsurdur.
Sık Sorulan Sorular
Malpraktis davalarında arabuluculuk zorunlu mudur?
Özel hastane veya özel hekime karşı tüketici mahkemesinde açılacak tazminat davasında önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Hakem heyetinin görevindeki taleplerde ise arabuluculuk şartı yoktur, başvuru hakem heyetine yapılır. Kamu hastanesindeki tedaviden doğan zararda önce süresi içinde idareye başvurulur, sonra idari yargıda dava açılır; arabuluculuk uygulanmaz. Hasta öldüyse yakınların özel hastaneye karşı kendi adlarına açacağı davada görevli mahkeme tartışmalıdır; bu yüzden önce arabulucuya başvurmak güvenli yoldur.
Evet, anlaşma sağlanamazsa taraflar dava açabilir; arabuluculuk yargı yoluna başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Dava şartı arabuluculukta anlaşmaya varılamadığını gösteren son tutanağın aslı veya onaylı örneği dava dilekçesine eklenir. Dava şartı arabuluculukta, arabuluculuk bürosuna başvurudan son tutanağa kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. İsteğe bağlı arabuluculukta ise süre, taraflar ilk toplantıda sürecin devamında anlaşıp bunu tutanağa bağladıkları tarihten itibaren durur.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2015 yılında mezunu olmuştur. Türk ve Alman vatandaşıdır. Cumhuriyet Üniversitesi Yüksek Lisans eğitimi almıştır. Ayrıca Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Marka-Patent-Fikri Sınai Haklar eğitimi sertifikasına sahiptir. 2016 yılından itibaren Ankara Barosu mensubu olup 2022…
Google aramalarında ve yapay zeka özetlerinde yazılarımızı öncelikli görmek için sitemizi tercih ettiğiniz kaynaklara ekleyebilirsiniz.
Malpraktis, sağlık mesleği mensuplarının mesleki bilgi, beceri ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları sonucu hastaya zarar vermesi durumunu ifade eder. Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. Maddesinde, “bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi ‘hekimliğin kötü uygulaması’ anlamına gelir” denilerek kavramın çerçevesi çizilmiştir. Ancak tıbbi müdahalelerde ortaya çıkan her olumsuz sonuç malpraktis olarak değerlendirilemez; tıp biliminin kabul ettiği standartlara uygun hareket edilmesine rağmen meydana gelen olumsuz sonuçlar komplikasyon olarak nitelendirilir. Dolayısıyla malpraktis, tıbbi müdahalenin hukuka aykırı ve kusurlu şekilde yapılması nedeniyle doğan zararlarla komplikasyondan ayrılmaktadır. Ancak hasta komplikasyon riski hakkında aydınlatılmamış ya da rızası usulüne uygun alınmamışsa, komplikasyonda da hekimin ve hastanenin sorumluluğu doğabilir (Hasta Hakları Yönetmeliği md. 15 ve 24).
Türk hukukunda malpraktis doğrudan bir kanun maddesi ile tanımlanmamakla birlikte, TBK’nin haksız fiil (M.49) ve vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri (madde 502 ve devamı) çerçevesinde ele alınır. Hekimin yükümlülüğü, “özen borcu” niteliğindedir. Bu nedenle hekim kural olarak tedavi sonucunu garanti etmez ancak tıp biliminin kabul ettiği standartlara uygun davranmakla yükümlüdür. Diş protezi gibi belirli bir sonucun taahhüt edildiği müdahalelerde ise eser sözleşmesi hükümleri (TBK md. 470 vd.) gündeme gelebilir. Hekimin hukuki sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırı bir fiil (sözleşme ilişkisinde özen borcuna aykırılık), kusur, zarar ve illiyet bağının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu unsurların bir araya gelmesi ile ortaya çıkan zarar, malpraktis olarak kabul edilmekte ve hukuki sorumluluk doğurmaktadır.
Malpraktis iddialarının özel hastaneler veya özel hekimlik uygulamaları kapsamında ortaya çıkması halinde, uyuşmazlıkların çözümünde malpraktis davalarında arabuluculuk ve hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk, süreçlere önemli bir aşama oluşturmaktadır. Zira bu tür uyuşmazlıklarda tüketici mahkemesine başvurmadan önce arabuluculuk yolu mevzuat gereği zorunlu bir dava şartı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle malpraktis değerlendirmesi yapılırken hem tıbbi standartlar hem de arabuluculuk sürecinin uygulanabilirliği birlikte göz önünde bulundurulmalıdır.
Hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk, 2012 yılında kabul edilen ve 2013 yılında yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile genel bir kurum olarak düzenlenmiştir. Bu kanun tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarında, mahkemeye gitmeden önce veya dava sürecinde tarafsız bir üçüncü kişi olan arabulucu aracılığıyla anlaşmalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Kanunun ikinci maddesine göre arabuluculuk; sistematik teknikler uygulanarak tarafların birbirlerini anlamalarını, iletişim kurmalarını ve kendi çözümlerini üretmelerini sağlayan bir süreçtir. Bu yönüyle arabuluculuk, alternatif bir uyuşmazlık çözüm yoludur.
Kanun, arabuluculuğun gönüllülük, eşitlik, gizlilik ve tarafsızlık ilkelerine dayandığını vurgular. Bununla birlikte bazı uyuşmazlık türlerinde, özellikle ticari, tüketici ve iş davalarında dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk şartı getirilmiştir. Bu kapsamda özel sağlık hizmetlerinden kaynaklanan ve tüketici mahkemesinde görülen uyuşmazlıklarda malpraktis davalarında arabuluculuk ve hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk süreçleri de dava şartı olarak uygulanmaktadır. 6325 sayılı kanunun 18 inci maddesi uyarınca, arabuluculuk süreci sonunda varılan anlaşma, kanundaki şartlar gerçekleşirse ilam niteliğinde belge sayılır ve icraya konulabilir. Bu düzenlemeyle birlikte yargının hem iş yükü azaltılmakta hem de taraflara daha hızlı, ekonomik ve dostane bir çözüm imkanı sunulmaktadır.
Zorunlu Arabuluculuk Kapsamına Giren Arabuluculuk Uygulaması
Malpraktis uyuşmazlıkları, sağlık hizmeti sunan taraf ile hizmet alan hasta arasındaki anlaşmazlıklardır ve hukuki niteliklerine göre zorunlu arabuluculuk kapsamında değerlendirilebilirler. Türkiye’de 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca, özel hastane ve özel hekimler tarafından sunulan sağlık hizmeti çoğu zaman tüketici işlemi niteliğinde olduğundan, tüketici mahkemesinde açılacak malpraktis davalarında arabuluculuk sürecine başvurulması zorunludur. Bu nedenle hasta veya yakınları dava açmadan önce arabuluculuk aşamasını tamamlamak zorundadır. Aksi halde mahkeme dava şartı olarak kabul edilen bu sürecin işletilmediği gerekçesiyle davayı usulden reddeder.
Tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk şartı ve hakem heyeti istisnası 6502 sayılı Kanun md. 73/A-1 hükmünde yer alır:
“Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz: a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar”
Hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk, çoğunlukla özel hukuk kapsamında hizmet sunan kişi veya kurumların kusur, zarar ve illiyet bağına dayalı sorumluluklarının ileri sürüldüğü tazminat taleplerine uygulanmaktadır. Örneğin, bir hastanın özel hastanedeki tedavi sürecinde uğradığı bedensel zarar nedeniyle doktor veya hastaneye yönelteceği maddi ve manevi tazminat taleplerinde tüketici mahkemesine başvurmadan önce, arabulucuya müracaat edilmesi zorunludur. Arabuluculuk süreci, tarafların uzlaşması halinde yargılamaya ihtiyaç duyulmadan hızlı, ekonomik ve dostane bir çözüm sağlanmasını amaçlar. Anlaşma sağlanamadığı durumda ise taraflar dava açarak yargılama sürecine geçebilirler.
Hangi Malpraktis Davalarında Arabuluculuk Şarttır?
Arabuluculuk şart olan malpraktis davaları
Özel hastaneler veya özel hekimler tarafından sunulan sağlık hizmetlerinden kaynaklanan ve tüketici mahkemesinde açılacak malpraktis davalarında, dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecine başvurulması gerekmektedir. Bu tür uyuşmazlıklar, tüketici işlemi niteliğinde olduğu için hem 6502 sayılı Kanun hem de 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında malpraktis davalarında arabuluculuk dava şartı olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle hasta veya yakınları, hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk sürecini tamamlamadan doğrudan mahkemeye başvuramaz. Mahkeme arabuluculuk başvurusu yapılmadığı takdirde davayı herhangi bir işlem yapmaksızın usulden reddeder.
Son tutanağın dilekçeye eklenmesi ve başvurusuz açılan davanın akıbeti 6325 sayılı Kanun md. 18/A-2 hükmündedir:
“Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. … Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir.”
Arabuluculuk şartı olmayan malpraktis davaları
Kamu hastanelerinde kamu görevlisi olarak çalışan hekimlerin görevleri sırasındaki kusurlu uygulamalarından doğan malpraktis davaları, hekime karşı değil idareye karşı idari yargıda açıldığından zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir. Aynı şekilde malpraktis nedeniyle açılan ceza davaları, kamu hukuku niteliğindeki uyuşmazlıklar ve tüketici hakem heyetinin görevine giren talepler de arabuluculuk şartı dışında kalır.
Ezcümle, hasta veya yakınlarının hekime ya da hastaneye karşı açtığı davalarda zorunlu arabuluculuk, tüketici mahkemesinde görülen ve tüketici işlemi niteliği taşıyan malpraktis uyuşmazlıkları için geçerli olup bu çerçevede malpraktis davalarında arabuluculuk süreci belirleyici bir dava şartı niteliği taşımaktadır. Özel hastane ile hekim arasındaki rücu uyuşmazlıklarında ise iş hukukundaki (7036 sayılı Kanun md. 3) ya da ticari davalardaki (TTK md. 5/A) arabuluculuk şartı ayrıca gündeme gelebilir. Kamu hastanesinde ve devlet üniversitesi hastanesinde hekime rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına ise Mesleki Sorumluluk Kurulu karar verir (3359 sayılı Kanun ek md. 18). Bu karar için arabuluculuk yolu öngörülmemiştir. Hastanın özel hekimin ya da özel hastanenin sorumluluk sigortacısına doğrudan açacağı davada da TTK md. 5/A'daki arabuluculuk şartı uygulanır.
Hastanın gideceği yola göre arabuluculuk şartı şöyledir:
Uyuşmazlık
Arabuluculuk
Görevli yer
Özel hastane veya özel hekime karşı, hakem heyetinin görevi dışındaki tüketici talebi
Dava şartı (6502 md. 73/A-1)
Tüketici mahkemesi (bulunmayan yerde tüketici mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi)
Tüketici hakem heyetinin görevine giren talep (md. 68/1: parasal sınırın altındaki uyuşmazlık; manevi tazminat talebinde tartışmalı)
Arabuluculuk şartı yok (6502 md. 73/A-1-a); hakem heyetine başvuru zorunlu (md. 68/1)
Tüketici hakem heyeti
Tüketici işlemine dayanmayan, hasta veya yakınlarının açtığı özel hukuk tazminat davası (sigortacıya karşı dava ve aşağıdaki ölüm hâli hariç)
Dava şartı değil; isteğe bağlı arabuluculuk mümkün (6325 md. 13/1)
Asliye hukuk mahkemesi
Hastanın ölümünde yakınların özel hastane veya özel hekime karşı kendi adlarına açacağı destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davası
Görevli mahkeme tartışmalı; tüketici mahkemesi görevli sayılırsa başvurusuz dava usulden reddedilir (6325 md. 18/A-2). Dava açmadan önce arabulucuya başvurmak güvenli yoldur
Tüketici mahkemesi ya da asliye hukuk mahkemesi (tartışmalı)
Özel hekimin ya da özel hastanenin sorumluluk sigortacısına doğrudan açılan tazminat davası (TTK md. 1478)
Dava şartı (TTK md. 4/1-a, 5/A-1)
Asliye ticaret mahkemesi
Kamu hastanesindeki hizmetten doğan tazminat (dava hekime değil, idareye karşı açılır)
Arabuluculuk Başvuru Süreci ve Usulü
Arabuluculuk yoluna, taraflardan birinin veya her ikisinin arabulucuya ya da dava şartı arabuluculukta arabuluculuk bürosuna başvurmasıyla gidilir. Başvuru sırasında uyuşmazlığın konusuyla tarafların kimlik ve iletişim bilgileri arabulucuya veya yetkili arabuluculuk bürosuna bildirilir. İsteğe bağlı arabuluculukta arabulucuyu, başka bir usul kararlaştırılmadıkça taraflar seçer; dava şartı arabuluculukta ise arabulucuyu büro listeden belirler. Başvuru sonrasında arabulucu, tarafları ilk toplantıya davet eder ve sürecin usulüne uygun yürütülmesi için bir başlangıç anlaşması tutanağı düzenlenir. İsteğe bağlı arabuluculukta süreç, taraflar ilk toplantıda sürecin devamında anlaşıp bunu tutanağa bağladıkları tarihte başlar (6325 sayılı Kanun md. 16/1). Zamanaşımı bu tarihten süreç sona erene kadar durur, hak düşürücü süre de işlemez (md. 16/2). Karşı taraf başvuru teklifine otuz gün içinde olumlu cevap vermezse teklif reddedilmiş sayılır; bu durumda süre hiç durmaz (md. 13/2). Dava şartı arabuluculukta ise zamanaşımı, arabuluculuk bürosuna başvurudan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar durur (md. 18/A-15).
“Başvuru, uyuşmazlığın konusuna göre yetkili mahkemenin bulunduğu yer arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. … Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir.”
Görüşmeler sırasında arabulucu, tarafların taleplerini, önceliklerini ve çözüm seçeneklerini değerlendirebilmelerine yardımcı olur. Tarafların kendi çözüm önerilerini geliştirmesi esastır; taraflar çözüm üretemezse arabulucu bir çözüm önerisinde bulunabilir ancak karar veremez. Sürecin tarafsızlık, eşitlik ve gizlilik ilkelerine uygun yürütülmesi zorunludur. Tarafların anlaşmaya varması halinde anlaşma belgesi taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Dava öncesi arabuluculukta sulh hukuk mahkemesinden icra edilebilirlik şerhi alınırsa ya da taraflar, avukatları ve arabulucu birlikte imzalarsa belge ilam niteliğinde sayılır. Ticari uyuşmazlıklarda ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzası yeter. Anlaşma sağlanamazsa süreç sona erer ve tarafların dava açma hakkı saklı kalır.
Arabuluculuk, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin durması açısından da önemli bir hukuki etkiye sahiptir. Ancak sürenin durduğu an, isteğe bağlı ve dava şartı arabuluculukta farklıdır. Bu kapsamlı yapı, özellikle malpraktis davalarında arabuluculuk ve hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk süreçlerinde hızlı, ekonomik ve taraf iradesine dayalı çözüm imkanı sağlayarak hem hasta hem de sağlık hizmeti sunanlar açısından etkin bir uyuşmazlık çözümü mekanizması oluşturmaktadır.
Sigortacıya karşı ticari davada arabuluculuk süresi altı haftadır, en çok iki hafta uzar (TTK md. 5/A-2). Tüketici uyuşmazlığındaki süre ile iki yolda da geçerli olan, dava şartı arabuluculuğa özgü zamanaşımı kuralı 6325 sayılı Kanun md. 18/A-9 ve 18/A-15 hükmündedir:
“Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. … Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.”
Arabuluculuk Sürecinde Hasta ve Hekim Hakları
Malpraktis davalarında arabuluculuk süreci, hasta ve hekimin eşit haklara sahip olduğu, gizlilik ilkesine dayanan bir mekanizmadır; dava şartı olmayan hâllerde başvuru da gönüllüdür. Hastalar, sürecin amacı, işleyişi ve olası sonuçları hakkında tam bilgilendirilme hakkına sahiptir. Tedavi süreci, ortaya çıkan zarar ve taleplere ilişkin beyanlarını doğrudan veya avukatı aracılığıyla sunabilirler. Ayrıca arabuluculuk görüşmeleri sırasında paylaşılan bilgiler, aksi kararlaştırılmadıkça gizli tutulur. Arabuluculuk daveti, görüşmelerde ileri sürülen görüş, teklif ve kabuller ile yalnız arabuluculuk için hazırlanan belgeler hukuk davasında ya da tahkimde delil olarak ileri sürülemez. Hastane kayıtları gibi davada zaten kullanılabilecek deliller ise arabuluculukta sunuldu diye delil olmaktan çıkmaz. Taraflar uzlaşma tekliflerini kabul etme veya reddetme konusunda tamamen serbesttir. Bu durum, hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk sürecinde de aynı şekilde geçerlidir.
Hekimler de süreçte uyguladıkları tedavi yöntemleri ve tıbbi kararlarını açıklama ve savunma hakkına sahiptir. Gizlilik hekim açısından da geçerlidir. Görüşmelerde ileri sürülen görüş, teklif ve kabuller hukuk davasında ve tahkimde delil olarak ileri sürülemez; mahkeme, hakem veya idari makam bunların açıklanmasını isteyemez. Ancak kanun emrediyorsa ya da anlaşmanın uygulanması ve icrası için gerekiyorsa açıklanabilir. Kanun bu delil yasağını hukuk davası ve tahkim için koyar; ceza soruşturmasında aynı korumanın uygulanacağına dair açık bir hüküm yoktur. Hekimler uzlaşmayı kabul etme, reddetme veya çözüm önerisi sunma hakkına sahiptir. Ayrıca arabulucu, tarafsızlığından şüphe ettirecek önemli durumları taraflara açıklamak zorundadır; bu durumda taraflar birlikte istemedikçe görevi üstlenemez ya da sürdüremez (6325 md. 9/2).
Her iki taraf da arabuluculuk sürecinde dürüstlük ve iyi niyet ilkelerine uygun hareket etmelidir. Dava şartı arabuluculukta ilk toplantıya geçerli mazeret olmadan katılmayan taraf, davada haklı çıksa bile karşı tarafın ödemesi gereken yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretinin yalnız yarısına hükmedilir. Bu yaptırımlar tüketici uyuşmazlıklarında hasta aleyhine uygulanmaz; hekimin sigortacısına karşı açılacak ticari davada ise hastaya da uygulanabilir. Dava şartı arabuluculukta başvuru zorunlu olsa da taraflar anlaşmaya zorlanamaz ve uzlaşma tutanağını imzalama veya reddetme konusunda özgürdürler. Bu hak ve sorumluluklar, malpraktis davalarında arabuluculuk sürecinin adil, güvenilir ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlayan temel unsurlardır.
Sigorta Şirketlerinin Arabuluculuk Sürecindeki Rolü
Sigortacıyı görüşmelere kendiliğinden katılmaya zorlayan bir kural yoktur; ancak özel hekimin hatasında hasta zararını sigorta bedeline kadar doğrudan sigortacıdan da isteyebilir (TTK md. 1478). Bu dava ticari dava sayılır; açılmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır (TTK md. 4/1-a, 5/A-1). Malpraktis davalarında arabuluculuk sürecinde, özellikle özel hastaneler ve özel hekimler tarafından sunulan sağlık hizmetlerinde zarar gören hastaya tazminat ödenmesi gündeme geldiğinde, sigorta şirketleri sürecin merkezi aktörlerinden biri haline gelebilir. Özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya serbest çalışan hekimler için mesleki malî sorumluluk sigortası zorunludur. Bu zorunlu sigorta hekimin kişisel sorumluluğu içindir; hekim aleyhine hatalı tıbbi uygulama iddialarında doğabilecek tazminat yükümlülükleri poliçenin teminat kapsamı ve tutarları içinde sigortaca karşılanır.
Özel sağlık kuruluşunda çalışan veya serbest çalışan hekimlerin sigorta zorunluluğu 1219 sayılı Kanun ek md. 12 hükmünde yer alır:
“Özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama sebebi ile kişilere verebilecekleri zararlar ile bu sebeple kendilerine yapılacak rücuları karşılamak üzere mesleki malî sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır.”
Arabuluculuk görüşmelerinde sigorta şirketleri doğrudan taraf sıfatıyla ya da sigorta ettiren kurum veya sigortalı hekim aracılığıyla sürece dahil olabilir ve anlaşma müzakerelerinde aktif rol oynayabilir. Sigorta şirketi, tazminat talebinin dayanaklarını, zarar miktarını ve sigortalısının sorumluluğunu kendi açısından değerlendirir; anlaşmaya taraf olursa poliçe teminatı içinde ödemeyi üstlenir. Sigortalı hekimin, sigortacının onayını almadan yaptığı anlaşma, bildirimden itibaren on beş gün içinde onaylanmazsa sigortacıya karşı geçersiz olabilir (TTK md. 1476/4). Sigortacı haklı sebep olmadan onay vermekten kaçınamaz; bu yüzden sürece katılması pratikte önemlidir.
Bu yönüyle sigorta şirketlerinin sürece katılımı, hem hekim hem de hasta açısından belirsizlikleri azaltır, yargılama risklerini düşürür ve malpraktis uyuşmazlıklarının daha hızlı şekilde çözümlenmesine katkı sağlar. Bununla birlikte sigorta şirketlerinin müdahalesi arabulucunun gözetimi altında yürütülmeli; tarafların kendi iradelerini serbestçe ortaya koymalarına, taleplerini açıklamalarına veya uzlaşmayı reddetmelerine engel olmamalıdır. Bu denge gözetildiğinde malpraktis davalarında arabuluculuk mekanizması hem güvenli hem de etkin bir çözüm yolu olarak işlev görür.
Tazminat tutarını arabulucu değil, taraflar müzakereyle belirler. Zarar kalemleri, deliller ve kusur oranı bu müzakerenin temelidir. Malpraktis davalarında arabuluculuk sürecinde tazminatın belirlenmesi, tarafların makul ve adil bir miktarda uzlaşmasını sağlamayı amaçlayan esnek fakat hukuki esaslara dayalı bir değerlendirme sürecidir. Bu aşamada hem hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk kapsamında ileri sürülen iddianın niteliği hem de ortaya çıkan zararların kapsamı dikkate alınır. İlk olarak, zararın türü ve boyutu netleştirilir; bedeni zararlar, tedavi giderleri, geçici veya kalıcı iş göremezlik, gelir kaybı, psikolojik zararlar ve oluşan kalıcı sakatlık gibi unsurlar ayrı ayrı ele alınır.
Tazminat miktarının doğru şekilde belirlenebilmesi için somut deliller büyük önem taşır. Hastane kayıtları, tedavi faturaları, uzman raporları, iş göremezlik belgeleri ve gelir tabloları gibi belgeler arabuluculuk görüşmelerine temel oluşturur. Bunun yanında kusur oranı ve sorumluluğun taraflar arasında nasıl dağıtıldığı da tazminatın hesaplanmasında belirleyici bir etmendir. Taraflar, kusur dereceleri doğrultusunda tazminat tutarının artırılması veya azaltılması konusunda müzakere edebilirler. Arabulucu da sürecin tarafsız yürütülmesini sağlayarak tarafların hukuki konumlarını ve taleplerini sağlıklı şekilde değerlendirmelerine yardımcı olur.
Malpraktis davalarında arabuluculuk sürecinin önemli avantajlarından biri, hasta, hekim ve varsa sigorta şirketi arasında daha hızlı ve esnek çözüm sağlayabilmektir. Sonuçta taraflar arasında zarar kalemleri ve tazminat miktarı üzerinde uzlaşmaya varıldığında bu mutabakat yazılı bir arabuluculuk anlaşma tutanağı ile kayıt altına alınır. Bu belge, sonraki bölümde açıklanan şartlarla ilam niteliğinde belge sayılır ve icraya konulabilir.
Arabuluculukta varılan anlaşma tarafları bağlar; anlaşılan konularda dava açılamaz. Ancak esaslı yanılma, aldatma, korkutma ya da aşırı yararlanma gibi hâller saklıdır. Arabuluculuk sürecinde taraflar arasında sağlanan uzlaşma, özellikle malpraktis davalarında arabuluculuk uygulamalarının en önemli sonuçlarından biridir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca tarafların arabulucu huzurunda hazırlayıp imzaladıkları anlaşma belgesi, mahkemeden icra edilebilirlik şerhi alınırsa ya da avukatları ve arabulucu tarafından da imzalanırsa ilam niteliğinde belge sayılır. Bu durum hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk sürecinde varılan anlaşmanın icraya konulabilmesini sağlar. Taraflardan biri yükümlülüğü yerine getirmezse karşı taraf ilamların icrası yoluna başvurabilir.
“Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, arabulucunun görev yaptığı yer sulh hukuk mahkemesinden talep edilebilir. … Bu şerhi içeren anlaşma, ilam niteliğinde belge sayılır. … Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı haller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır. … Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.”
Hukuki niteliği bakımından arabuluculuk anlaşmaları, sözleşme niteliğindedir; şartları varsa ilam niteliği de kazanır. Tarafların serbest iradelerine dayanarak belirledikleri tazminat, ödeme planı veya diğer yükümlülükler anlaşmanın imzalanmasıyla hukuken korunur. Buna karşılık uzlaşma sağlanmaması halinde tarafların dava açma hakkı saklıdır. Bu nedenle arabuluculuk, malpraktis ve hatalı tıbbi uygulama uyuşmazlıklarında çözümü hızlandıran, ancak tarafların yargı yoluna başvurma özgürlüğünü sınırlamayan bir mekanizma olarak işlev görür.
Malpraktis Davalarında Arabuluculuk Uygulamalarında Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Uygulamada karşılaşılan problemler:
Bilgi ve farkındalık eksikliği: Malpraktis davalarında arabuluculuk süreci hakkında tarafların bilgi düzeyi yetersizdir. Hem sağlık personeli hem de hastalar hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk mekanizmasının dava sürecine alternatif olarak nasıl işlediğini yeterince bilmediği için doğrudan yargı yoluna başvurabilmektedir.
Süreç yönetimi ve zamanlama sorunları: Malpraktis davalarında arabuluculuk, çoğu zaman hızlı çözüm sunsa da bazı durumlarda süreç yönetimindeki aksaklıklar nedeniyle gecikmeler yaşanabilmektedir. Arabulucu seçimi, toplantı tarihleri veya tarafların yoğunluğu zamanlamayı olumsuz etkileyebilir.
Uzman görüşlerinin yeterince etkin kullanılamaması: tıbbi hata iddialarına yönelik raporlar arabuluculuk aşamasında gerektiği gibi değerlendirilmediğinde malpraktis davalarında arabuluculuk süreci sağlıklı yürütülmemektedir.
Tarafların uzlaşmaya yanaşmaması: Kusur oranı, tazminat miktarı ve manevi zarar talepleri nedeniyle taraflar uzlaşmaya yanaşmayabilir. Özellikle hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk oturumlarında yüksek tazminat talepleri anlaşmayı zorlaştıran temel etkenlerden biridir.
Hukuki ve mevzuata ilişkin belirsizlikler: İsteğe bağlı arabuluculukta sürecin gönüllülük esasına dayalı olması bazı malpraktis uyuşmazlıklarında yeterince etkili olmasını engelleyebilir. Mevzuatta standart protokollerin bulunmaması uygulamada farklılıklar ve belirsizliklere yol açmaktadır.
Çözüm önerileri:
Bilgilendirme ve eğitim faaliyetleri: Malpraktis davalarında arabuluculuk süreçlerine ilişkin farkındalığın artırılması için sağlık çalışanlarına, hukukçulara ve vatandaşlara yönelik eğitim programları düzenlenmelidir.
Malpraktis Davalarında Arabuluculuk Konusunda Sıkça Sorulan Sorular
Malpraktis davalarında arabuluculuk zorunlu mudur?
Malpraktis davalarında arabuluculuk, taraflar için gönüllülük esasına dayanan ancak bazı durumlarda zorunlu hale gelen bir çözüm yoludur. Özel hastaneler ve özel hekimler tarafından sunulan sağlık hizmetlerinde çoğu zaman tüketici işlemi söz konusu olduğundan, tüketici mahkemesinde dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurmak dava şartıdır. Tüketici hakem heyetinin görevine giren taleplerde (parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklar) ise hakem heyetine başvurmak zorunludur ve arabuluculuk şartı aranmaz. Manevi tazminat içeren taleplerde hakem heyetinin görevli olup olmadığı uygulamada tartışmalıdır. Buna karşılık kamu hastanelerindeki sağlık hizmetinden doğan tazminat davaları, hekime karşı değil idareye karşı idari yargıda açıldığı için hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk süreci uygulanmaz. Arabuluculuk taraflara hızlı, ekonomik ve daha uzlaşmacı bir çözüm sunduğu için uygulamada sık tercih edilmektedir.
Arabuluculukta taraflar anlaşmaya varamazsa dava açılabilir; dava şartı arabuluculukta son tutanak dava dilekçesine eklenir. Arabuluculuk, uyuşmazlığın mahkemeye gitmeden çözülmesini hedefleyen bir süreç olup tarafların yargı yoluna başvurma hakkını ortadan kaldırmaz. Dava şartı arabuluculukta başvuru zorunludur; anlaşıp anlaşmamak ise taraflara kalır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na göre, süreç sonunda uzlaşma sağlanmadığında taraflar uyuşmazlığı mahkemeye taşıyabilir. Özellikle malpraktis davalarında arabuluculuk, taraflara hızlı, ekonomik ve uzlaşmaya dayalı bir çözüm imkanı sunar; ancak anlaşma sağlanmadığında dava açma hakkı saklıdır.
Arabuluculuk sürecinde hasta lehine alınan anlaşma bağlayıcı mıdır?
Arabuluculuk sürecinde hasta lehine alınan anlaşma bağlayıcıdır ancak bu bağlayıcılık belirli şartlara bağlıdır. Özellikle malpraktis davalarında arabuluculuk ve hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk süreçlerinde tarafların anlaşma tutanağı, 6325 sayılı Kanun uyarınca tarafları bağlar; şartları varsa ilam niteliğinde belge de sayılır. Taraflar anlaşma tutanağını imzaladığında anlaşmada belirlenen tazminat miktarı ve diğer yükümlülükler taraflarca mahkemede yeniden tartışılamaz ve anlaşma hukuken uygulanabilir bir sözleşme niteliği kazanır. Bununla birlikte bazı istisnai durumlarda arabuluculuk anlaşması kesin hükümsüz olabilir ya da irade sakatlığı veya aşırı yararlanma nedeniyle tarafı bağlamayabilir. Başlıca durumlar şunlardır:
Anlaşmanın korkutma, yani tehdit altında imzalatılması (TBK md. 37)
Esaslı yanılma veya aldatma sonucu imza alınması (TBK md. 30-36)
Anlaşmanın içeriğinin emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı olması (TBK md. 27)
Kanunda öngörülen bir şekil şartına uyulmamış olması (TBK md. 12/2)
Esaslı yanılma, aldatma veya korkutma hâlinde taraf, bunu öğrendiği ya da korkutmanın etkisi kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde anlaşmayla bağlı olmadığını bildirebilir. Edimler arasında açık oransızlık varsa ve bu oransızlık zor durumdan, düşüncesizlik ya da deneyimsizlikten yararlanılarak sağlanmışsa aşırı yararlanma söz konusudur (TBK md. 28). Bu durumda zarar gören, anlaşmayla bağlı olmadığını bildirebilir ya da oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Bu hak, zor durumun kalktığı ya da düşüncesizlik veya deneyimsizliğin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her hâlde anlaşmadan itibaren beş yıl içinde kullanılır. İçeriği emredici hükümlere, ahlaka veya kamu düzenine aykırı anlaşma ise kesin hükümsüzdür. Anlaşma ilam niteliği kazanıp icraya konulmuşsa bu bildirim icrayı tek başına durdurmaz; irade sakatlığının ya da aşırı yararlanmanın ayrıca dava yoluyla ileri sürülmesi gerekir. Ancak olağan koşullarda, arabuluculuk anlaşması güçlü ve bağlayıcı bir hukuki belge olarak tarafları bağlar ve ilam niteliği kazandığında ilam gibi icraya konulabilir. Ezcümle, hasta lehine yapılan arabuluculuk anlaşması taraflarca imzalanıp hukuka uygun şekilde düzenlendiğinde bağlayıcıdır ve uygulama açısından kesin sonuç doğurur.
Sigorta şirketleri arabuluculukta taraf olmak zorunda mıdır?
Özel sağlık kuruluşunda çalışan veya serbest çalışan hekimler için mesleki malî sorumluluk sigortası zorunludur (1219 ek md. 12/2). Bu hekimlerin hatasında hasta, zararını sigorta bedeline kadar doğrudan sigortacıdan da isteyebilir (TTK md. 1478). Sigortacıya karşı açılacak bu dava ticari dava sayıldığından, önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır (TTK md. 4/1-a, 5/A-1). Bu nedenle hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk görüşmelerine sigorta şirketinin katılması tazminatın zamanında ve güvenli şekilde ödenebilmesi açısından büyük önem taşır. Hasta sigortacıyı karşı taraf olarak göstermedikçe sigorta şirketinin arabuluculuğa katılması hukuken zorunlu olmasa da sigortanın sürece dahil olması hem anlaşmanın uygulanabilirliğini artırır hem de taraflara pratik bir güvence sağlar. Bu nedenle malpraktis davalarında arabuluculukta sigorta şirketinin katılımı her durumda zorunlu olmamakla birlikte süreci sağlıklı ve etkili kılan, tavsiye edilen bir uygulamadır.
Arabuluculukta varılan anlaşmaya rağmen tekrar dava açılabilir mi?
Arabuluculukta varılan anlaşma taraflarca imzalanmış ve hukuka uygun şekilde düzenlenmişse üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflar yeniden dava açamaz. Türkiye’de 6325 sayılı Kanun uyarınca, arabuluculuk sürecinin sonunda düzenlenen yazılı ve imzalı anlaşmanın kapsamını taraflar belirler ve bu yasak yalnız o kapsam için geçerlidir. Bu nedenle, özellikle malpraktis davalarında arabuluculuk ya da hatalı tıbbi uygulama sonucu arabuluculuk süreçlerinde taraflar arasında yapılan anlaşma, içerdiği tazminat ve diğer yükümlülükler açısından bağlayıcıdır. Anlaşma dışında kalan zarar kalemleri ise bu yasağa girmez. Ayrıca, geçerli ve usulüne uygun bir arabuluculuk anlaşması, yalnız ona taraf olanları bağlar; anlaşmayı imzalamayan hasta yakınlarının kendi tazminat talepleri saklıdır. İrade sakatlığı, aşırı yararlanma ve kesin hükümsüzlük hâlleri de saklıdır (TBK md. 27, 28, 30-39).
Malpraktis Davalarında Arabulucluk ile İlgili Avukata Soru Sorabilirsiniz
MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK
MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK konusunda alanında uzman avukata sorularınız için çevrim içi soru formunu doldurabilirsiniz.
Avukattan Online Hukuki Danışmanlık Alabilirsiniz
MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK
MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK kapsamında ortaya çıkan sorunların çözümünde konusunda uzman avukattan destek almak, doğru ve hukuki açıdan sağlam bir konumda olmanıza yardımcı olabilir. MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK konusunda uzman bir avukat ile iletişim kurmak ve danışmanlık almak için Online Hukuki Danışmanlık sistemimiz üzerinden randevu almak, çok pratik bir çözüm olabilir.
Sorularınızı ve bu sorularla ilgili evrakı sisteme yükleyebilirsiniz. Online Hukuki Danışmanlıkta istediğiniz gün ve saati seçebildiğiniz gibi görüşme tipini de seçebilmektesiniz. Zoom, teams, whatsapp ya da telefon üzerinden görüşme sağlanabilmektedir. Ödemenin ardından tarafınıza randevu yapıldığına dair mail ile bilgi gelmektedir. Sistemde herhangi bir sorun yaşandığında iletişim numaralarımızdan iletişime geçtiğinizde toplantı manuel olarak planlanabilir. MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK konusunda müvekkillerimizin doğru bilgiye hızlı ve güvenilir şekilde ulaşmasını sağlamak için kurulan Online Hukuki Danışmanlık Sistemimizden yüzlerce randevu alınmış olup müvekkillerimizin faydalanması amaçlanmıştır.
MALPRAKTİS DAVALARINDA ARABULUCLUK
Arabuluculuk sürecinde hasta lehine alınan anlaşma bağlayıcı mıdır?
Evet, arabuluculukta varılan anlaşma tarafları bağlar ve üzerinde anlaşılan konularda taraflar dava açamaz. Anlaşmanın ilam niteliği kazanması için sulh hukuk mahkemesinden şerh ya da taraflar, avukatları ve arabulucunun ortak imzası gerekir; ticari uyuşmazlıkta avukatlar ile arabulucunun imzası yeter. Korkutma, aldatma, esaslı yanılma ya da aşırı yararlanma varsa taraf, kanundaki bir yıllık süre içinde anlaşmayla bağlı olmadığını bildirebilir. Aşırı yararlanmada oransızlığın giderilmesi de istenebilir; emredici kurallara, ahlaka ya da kamu düzenine aykırı anlaşma ise baştan kesin hükümsüzdür.
Sigorta şirketleri arabuluculukta taraf olmak zorunda mıdır?
Hekim ya da hastane ile hasta arasındaki arabuluculukta sigorta şirketinin katılması kanunen zorunlu değildir. Özel kuruluşta çalışan veya serbest çalışan hekim için mesleki malî sorumluluk sigortası ise zorunludur. Hasta bu hekimin hatasından doğan zararını sigorta bedeline kadar doğrudan sigortacıdan isteyebilir; bu davadan önce de arabulucuya başvurmak dava şartıdır. Sigortacının onayı alınmadan yapılan anlaşma belirli koşullarda ona karşı geçersiz kalabileceği için katılımı pratikte önemlidir.
Arabuluculukta varılan anlaşmaya rağmen tekrar dava açılabilir mi?
Anlaşmada üzerinde uzlaşılan konular hakkında taraflar yeniden dava açamaz. Anlaşmanın kapsamı dışında kalan zarar kalemleri için dava açma hakkı sürer. Anlaşmayı imzalamayan hasta yakınlarının kendi tazminat talepleri de bu yasağa girmez. Korkutma, aldatma, esaslı yanılma, aşırı yararlanma ya da kesin hükümsüzlük hâlinde anlaşmanın geçerliliği ayrıca tartışılabilir.
Sağlık Hukuku
SAĞLIK MESLEK MENSUPLARINA RÜCU
Sağlık meslek mensuplarına rücu, bir sağlık çalışanının görevini ihmal etmesi veya hatalı tedavi sonucunda ortaya çıkan zararın, öncelikle sigorta şirketi ya da Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanması halinde, ödemeyi yapan kurumun bu tutarı kusurlu sağlık çalışanından geri alma hakkını ifade eder. Uygulamada doktora rücu olarak da adlandırılan bu mekanizma, kusur, zarar ve neden-sonuç ilişkisi…
Uygulanmaz; eylemi öğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde eylemden itibaren 5 yıl içinde idareye başvuru zorunlu (2577 md. 13/1); ret ya da 30 gün cevapsızlık üzerine dava süresi içinde dava açılır